Korku böyle bir şeydir işte insanı için için yer. Fakat bu korku öyle bir korkudur ki kendinden yüksekte olanlardan çekinme gibi değildir. Bu suçluluk korkusudur. İşlediğiniz suçun gerçekleşmesinden hemen sonra artık zaman size bir işkencedir. Her an yakalanacağınızı düşünürsünüz. Her saat her dakika hatta her saniye ; kalbiniz attığı her an gözlerinizin önünden geçer. Sevdiklerinize tanıdıklarınıza belli etmemeye çalışırsınız nitekim Irene’de öyle yapmaya çalıştı. Yaptığınız her hareketi kendi içinizde tartmaya başlarsınız. Bu böyle sürüp giderken artık insanlar sizin çok yapmacık olmaya başladığınızın farkına varır. İşlediğiniz suçu gizlerken eski halinize dönebilmek için kendiniz için bazı kaçamaklar yaparsınız da hiçbiri zevk vermez. İnsanların yüzüne bakmaya çekinirsiniz. Hayat gittikçe daralan bir haritaya dönüşür sizin için ve o anda önünüzde üç seçenek vardır: 1. Yaptığınız her şeyden pişmanlık duyar olanları itiraf edersiniz( kime itiraf edeceğinize karar vermek apayrı bir iştir.) 2. Olan her şeyi umursamaz var olan hayatınızı hiçe sayar bulunduğunuz yeri terk eder kendinizi yeni bir hayat arayışı içinde bulursunuz.
3. Suçunuzu gizlemeye devam ederken kaçınılmaz son olan ölüme gidersiniz. Karar sizin fakat biz kitapta görüyoruz ki olanları itiraf etmek en iyi yol. yazıma Stefan Zweig’in kitabından bir alıntıyla bitirmek istiyorum “ Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir. “