·533 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Nisan 2019 11:24 Ünlü Fransız yazar Émile Zola'dan okuduğum ikinci kitap Nana oldu. Natüralizm akımının öncülerinden olan yazarı daha önce beğendiğim için devam etmek istedim. Nana direkt düşündüğüm kitaplardan biri olmasa da genel itibariyle beni tatmin etti. Biraz eleştirel bir konusu olan kitabı okumak çok kolay olmadı aslında. Öncelikle kitabın dili sade değil biraz ağır. Betimlemeler fazla ve olay örgüsü çok durağan. Mesela birkaç sayfa boyunca tiyatro binasının özelliklerini okumakla geçiyor vakit. Karakter sayısı biraz fazla ve Fransızca adlara aşina değilseniz birbirine karıştırmanız mümkün. Ancak ben zor kitabı severim, ondan bir şeyler kapmak güzel oluyor. Bir olay olacak ama başlamamakta inat ediyor adeta. Bir at yarışı muhabbeti vardı orada bunaldığımı söylemem lazım. Ne kadar önemli bir yarışsa Gazi Koşusu sıfır kalır. Her neyse klasik edebiyat ilk kez okuyacaksanız bu kitapla başlamanızı önermem. Hatta sıkıntıdan yarım bırakanlar olmuş fazlasıyla. Hikayeden bahsedelim biraz. Nana adında son derece güzel ve çekici bir kadın var elimizde, onun hayatını okuyoruz. Nana aşırı güzel olmasının yanında son derece lükse düşkün, para canlısıi isanları pek önemsemeyen, yer yer bencil ama duygusal biridir. Émile Zola öyle bir karakter yazmış ki anlatmak kolay değil gerçekten. Nana gerçek oyuncu olmadığı halde fiziği sayesinde tiyatrolarda sahne almaktadır. Esas işi fahişeliktir, zengin erkeklerle birlikte olarak paralarını yer. Fakat bu dejenere yaşamının yanında bir annedir aynı zamanda. Nana istediği erkeği seçip, istediğini reddeder ancak bunda bir seçicilik gösterir. Aslında iyi bir insandır fakat aşırı güzel olması onu fahişelik yapmaya itmiştir biraz. Okurken hem seveceğiniz, hem de nefret edeceğiniz biri. Nana'nın yaptıklarını okurken ahlak ve namus kavramlarına eleştirel bir bakış görüyoruz. Her gün başka erkekle yatan bir kadın ne kadar ahlaklıdır ya da çocuğunu iyi yetiştirmek için zengin adamların parasını yiyen biri ne kadar namusludur bunu görmeye çalışıyoruz yazarla. İnişli çıkışlı bir yaşamı olan Nana kimseyi kötülüğe teşvik etmez ancak erkekler onu elde etmek için suça bulaşmaktadır, çünkü esas sorun para. Kapitalizm fikri ortaya çıkmadan önce yazar bu düşüncenin tohumlarını ekmiş gibi sanki. Biriyle birlikte olmak için karakterden önce varlıklı olmak düşüncesi hakim. Para olunca her şeyi elde etmek belki kolay ya sonrası, bir süre sonra zevk vermeme durumu var. Nana erkeklerden çok para koparır fakat lükse harcamaktan temel ihtiyaçlarını aldığı kişilere hep borçludur. Kitap ortalara kadar biraz sıkıyor ama özellikle son bölümler oldukça güzel ilerliyor. Eserde bir Prusya ve İngiltere eleştirisi mevcut. Bismarck ismi de sıkça geçmekte. Yazar halkın o yıllardaki siyasi görüşünü dile getirmekten kaçınmamış. Sonunu tahmin etmek zor olmasa da, insana verilen değer ve paranın gücünü eleştiren bir eser. Çıktığı dönemde büyük sükse yaptığı anlatılan kitaptan daha iyileri olduğunu düşünmekteyim, yazarın en iyi eseri olmasa gerek. Nana tiyatroya ve sinemaya uyarlanmış olsa da onu tam anlamıyla oynayabilecek kimse yok bana göre. Anlatmakta zorlandım kadını yani yok öyle biri olamaz. Tabi yazarın gördüğü kadınların bir birleşimi Nana. Fiziksel olarak taklit edilebilir ancak kişilik anlamında bambaşka bir yerde bence. Can Yayınları bol bol imla hatası yapmış baskıda, onları düzeltmekten hikayeye konsantre olamadım ayrıca.