Ahmet Ümit'in sürükleyici romanlarından Kavim kısa sürede bitirdiğim kitaplardan oldu. Klasik cinayet romanı gibi görünse de pek öyle değil aslında. Hem edindiği konu hem de işleniş şekli oldukça ilginç denebilir. Başkomiser Nevzat'ı okuduğumuz kitapta dinler arası diyaloga göndermeler mevcut. Akıcı ve sade bir dili benimseyen yazarın betimlemeleri başarılı. Karakterin yer yer dünyayı ve kendini sorguladığı kısımlar kitabı uzatmış biraz. Polislerin yaşamı normalde çok daha zorlu ve yoğundur fakat burada biraz rahat gibi geldi bana. Ahmet Ümit'in diğer kitaplarına nazaran biraz daha yeraltı tarzı olduğunu söylemem gerek. Hikayede Yusuf adında bir Süryani haç kabzalı bir bıçakla öldürülmüştür. Nevzat maktulün Hristiyan olmasından dolayı bunun dini nedenlerle işlenmiş bir cinayet olduğunu düşünmektedir. Can adında bir öğretim görevlisi Hristiyanlık hakkında bilgilidir ve ondan yardım istenir ancak bazı şüpheli hareketleri vardır. Yusuf'un Hristiyanlık ve Süryaniliğe olan merakı cinayeti oldukça ilginç hale getirmektedir. Bir de bir Süryani köyündeki kiliseden çalınan Diatesseron adında kutsal kitap vardır ki zaten içine din karışan olaylar zor girmiştir. Başkomiser Nevzat katili bulmak için kurmayları Ali ve Zeynep ile yoğun bir çalışma içerisine giriyor ve biz de bunları okuyoruz. Malik adında bir antikacı kendini Aziz Pavlus sanacak kadar Hristiyanlıkla kafayı bozmuştur. Yani kitapta bir Hristiyanlık rüzgarı esmekte ve biz de az çok bilgileniyoruz. Tabi böyle bir dini anlatmak için ansiklopedi seti lazım fakat hikayede azar azar etkisini görüyoruz. Genel olarak savunulan görüş inanç ne olursa olsun herkesin birbirini tanıması ve saygı duyması üzerine. Yaşadığımız topraklarda bizden önce pek çok uygarlık yaşamış ve bizler bunların kim olduklarını doğru düzgün bilmiyoruz.