·348 syf.····Okunma: 25 Eylül 2020 20:34 Bu kitabı BOYTREK trekking grubunun yürüyüş rehberi Kamil Eser hoca hediye etmişti bana doğum günümde. Kitabı okuyuşumun zaman zaman kesintiye uğradığı oldu. Kitap benim için akıcılığını yitirdi bazen. Ama kitabı okumaya devam ettiğimde gördüm ki kitabı bir bütün olarak sevmek ya da sevmemekten öte kitabın belli başlı bölümlerinde yer alan düşüncelerin ufuk açıcılığı, marjinalliği göz kırpıyordu okura. İki ayrı ütopik dünya var Mülksüzler'de: Anarres ve Urras. Annares'de herkes bir arada yaşamak ve her şeyi paylaşmak zorundaydı. Annares'de her şey işlevi ölçüsünde değerli idi. Kitap genel olarak; sahiplik, aitlik, cinsellik, politika, iktidar vb kavramaları sorguluyor. Kitap aynı zamanda ne olduğumuz ve neyi alabildiğimiz neyi verdiğimiz ile de ilgilidir ve bizi birleştiren şey çektiğimiz acıdır diyor. Paylaşmanın önemine dikkat çekiyor "paylaşımlarımızda kardeşiz" vurgusu. Sahip olduğumuz tek şeyin ne olduğumuz ve ne verdiğimiz olduğunu belirtiyor. Ve kitabın bir yerinde askerlerden bahsederken soruyor: "insan niye tanımadığı insanları öldürmeye gider?" Sahi. Niye? Birileri bize düşman olduklarını söyledikleri için mi? Kitap anarşi barındırıyor. Siyasete, fiziğe, matematiğe göndermeler yapıyor. İlginç bir tespit ile fizikçiler gibi politikacıların da insanların ve nesnelerin gerçekliği ile ilgilendiğini söylüyor. Bu söz kanımca kitaba daha bütüncül bir yaklaşımla bakabilmemizi sağlıyor. Çünkü ilk başta; kitapta birbiri ile ilgisizmiş gibi algılanabilecek bilim-kurgu ve siyaset içerikli cümlelere rastlanıyor. Ancak yazarın kurduğu konular arasında kurduğu bağı görünce anlamak kolaylaşıyor bu ilgiyi. Yaşama dair kavramların sorgulandığı Mülksüzler'de alternatif dünyaları hayal etmek mümkün oluyor. Bir duvar örüp başkasını dışarıda tuttuğumuzda
kendimizi de içeride tutmuş oluruz aslında. Sınırlar sadece kime karşı örüldü ise onu değil öreni de hapseder. Duvarlar her iki trafı da ayırır. Kitabı okudum ve genel olarak beğendim