·157 syf.····Okunma: 02 Haziran 2019 17:27 "Korkma çocuk, biz o cennete hiç alınmadık."
1981 doğumlu, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümünü bitirmiş, bu romanından önce Bitki Mitosları, Hayvan Mitosları ve Su Mitosları kitaplarını yayımlamış, kısacası Mitoloji dünyasına hakim olan ve bu dünyadan bazı parçaları bir romanla yansıtmak isteyen bir yazar Deniz Gezgin.
Kitaba da Mitoloji'de ve dinlerde yer tutmuş şeytanın, şeytan olma hikayesiyle ve şu cümleyle başlıyor: "Şeytan yükümüzü sırtlanan günah keçisi değilse nedir?" Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan kitabında şöyle der ana karakter: "İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerinin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimizdeki şeytan diyordum..." Bir kasaba düşünün, buradaki insanlar her olumsuz şeyde içlerindeki şeytana dönüp bakmıyorlar, o şeytanı dışarıda arıyorlar. Aslında çok da yabancı gelmedi değil mi? Bu insanlardan etrafımızda da var, hatta yeri geliyor, bir bakmışız biz de bir şeytan buluvermişiz. Şeytan demeseler bile birçok sıfat kullanırlar insanlar: Mesela cinlerin en güçlüsü ve korkuncu anlamına gelen "İfrit". Kitabın başlarında kasabadan bir kesit seyrettiriyor bize Gezgin. Kesitin içinde de kasabayı ve kasabalıyı biraz tanıdıktan hemen sonra uğursuz bir misafir misali geliyor Adile, İfrit Adile. Adile'den sonra da oğlu geliyor: İsrafil. İşte bizim 'Ahraz'ımız.
Kitabın gerisine ve de geneline spoiler da vermeden kitapta önemli gördüğüm birkaç şeyden bahsederek göz atmaya çalışacağım:
1) Toplumdan Dışlananlar:
Kitabın girişinde boşuna günahlarımızı yüklediğimiz şeytan ifadesi yazmıyor. Bir toplumda kötü ya da suçlu birileri olmak zorunda mıdır? Değildir ama bir toplumda kötü birileri olmasa bile o toplumun kötüsü muhakkak aranır bulunur. Bu kişiler de genelde o topluma ayak uydurmayanlar veya farklı olanlardır. (Rizeli Deli Şevki'nin dediği gibi, "Kimseye boyun bükmeyip, kimseye zarar vermeyen adama deli derler," burada da deli değil şeytan, İfrit diyorlar.) Adile bir hüviyeti bile olmayan, vücudunda kabuklara (deniz kabuklusu) sahip, farklı bir insan. İsrafil de onun oğlu, üstelik "Ahraz", yani sağır ve dilsiz. E bu hurafesi, batıl inancı bol bol olan kasaba insanı bu kişileri dışlamasın ne yapsın.
2) Kullanılan Mitler ve İsimler:
Mitolojiye hakim biri değilim. (Zaten genç bir insanım, çoğu konuya hakim olacak kadar da okuyamadım henüz.) Muhtemelen bu sebeple yazarın kitaba yedirdiği çoğu mitolojik unsuru da fark edemedim ancak girişte şeytan hikayesi, denizden ve ağaçtan(topraktan) gelme, Yusuf'un anlattığı hikayeler vesaire, bunları fark edebildim ve bu konuda en tatminkar olduğum durum da isimlerin seçimi oldu: Adile, İsrafil, Yusuf, Marika. Kİtapta da bu isimlerin neden seçildiği - özellikle de İsrafil'in ismi - güzel bir şekilde metne yedirilerek açıklanıyor.
3) Yazarın Dili:
Kitap gerçekten farklı bir anlatıma sahip. Bazı bölümlerde okumayı yavaşlatacak şiirsel denebilecek bir dil kullanılsa da kitabın genelindeki dil gayet akıcı, okuyucu kendine çeken ve hikayede tutan bir dil. Bu yönden bu kitap bir ilk roman olmasına rağmen, yazarı tebrik etmek gerek.
4) Sürü Psikolojisi:
Kitapta toplumun nasıl hareket ettiğini gösteren olaylar iyi aktarılmış. Bir suçlu ya da şeytan - ne derseniz deyin - bulunduğunda yahut herhangi bir toplumsal olayda kıvılcım nasıl oluşur, olay nasıl büyütülür ve çarpıtılır ve sürü haline nasıl gelinir, kitapta bunu kavrayabiliyoruz. Bu aklıma, adını hatırlayamadığım bir deneyi getirdi: Deneyde, denek olan kişi sayısı bir. Bu kişiye 6 kişiyle beraber zeka sorularının sorulduğu basit ve kısa olan bir teste sokulacağı söyleniyor, ancak bu denek dışındaki kişiler önceden ayarlanmış kişiler. Deney şöyle gerçekleştiriliyor: Bu yedi kişi biraraya getiriliyor ve bu kişilere hepsinin göreceği şekilde, üzerinde belirli uzunlukta ve birbirine paralel çizgilerin bulunduğu bir kağıt gösteriliyor. Başta duran bir çizgi var, farklı uzunluktaki diğer üç çizgiden hangisinin bu çizgi ile aynı uzunlukta olduğu soruluyor. Tabii burada ayarlanmış kişilerin yanlış cevap vermesi ve birbirleri için uyum göstermeleri isteniyor. Sırayla herkesin cevabı sesli bir şekilde söylemesi gerekli. Bu arada deneğimiz ortada oturuyor, yani kendisinden önce ve sonra cevap verenler var. Denek diğerlerinin yanlış cevaplarına rağmen 1. ve 2. soruda doğru cevap veriyor. Ancak üçüncü soruya gelinince o da diğerlerine uyup doğru cevabı bilmesine rağmen yanlış cevabı söylüyor. Bu deneyi birçok kez farklı kişilerle denemelerine rağmen hep aynı sonucu almışlar: Sürü psikolojisi kazanır. Kitapta da bu durum çok iyi yansıtılıyor. Tabii burada etkili olan şeylerden biri de halkın hurafelere ve batıl inançlara sıkı sıkıya bağlı olması.
5) Aşk. Bir Ahraz'ın Sevdası:
Kitabın ortalarından sonra kitaba çok güzel iki karakter katılıyor ve onlarla beraber çok güzel bir olay da giriyor. Deniz Gezgin bize hayatın her yönüyle bir hayat olduğunu aktarıyor. Ahraz'ımız, hem Ahraz hem de en temiz duygularıyla bir âşık. Hem de ona özlemini çekemeyecek kadar âşık.
Romanda komşu ülke ilişkilerine, bununla beraber birarada yaşamış ama birbirine yabancı kılınmış topluluklara, insanların yabancı algısına, paraya, duyguların en hareketlisi merak duygusuna da vurgular yapılmış.
Eksi Yönleri:
Maalesef kitap çok güzel ilerlemesine rağmen sanki sonu çabuk getirilmiş. Finalinin daha uzun ve etkili olacileceği inancındayım. Bunun yanısıra Adile'nin iç dünyasına biraz uzak kaldım, bu karakterin biraz daha anlatılması gerekirdi.
Ahraz... Bende güzel olarak yer eden bir roman oldu, okunması gereken kitaplardan birisi.