·479 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Mayıs 2019 15:40 Kitabı okuduktan sonra üzerine çok konuştuk. Çok düşündük alıntılar üzerine... Nasıl böyle naif bir sevgiyi işleyebilmiş nasıl dizelere dökebilmiş böyle hissiyatları, diye çok düşündük. Alıntıları her gördüğümüz her yerde okumaktan, kapılmaktan, etkilenmekten kendimizi alamadık.
Oğuz Atay bambaşka bir dünya kim ne derse desin okurların dünyasına girdikten sonra çok farklı bir yer almayı başarıyor. Kitabı okumaya başladıktan sonra kitabın çok dağınık olduğunu düşünmüştüm. Fakat daha sonra başka bir yerde Oğuz Atay’ın kitaplarını yazarken mesleğindeki bir mühendis titizliğiyle kurgusunu yaptığını okumuştum. Kitabı okumaya devam ettiğimde o dağınıkmış gibi görünen satırların aslında bir kurgunun düzenin parçası olduğunu anladım. Hangi duyguyu nerde vereceğini çok iyi hesap ederek kurgulamış kitabı yanlış anlaşılmasın yaşadıklarının kurgudan ibaret olduğunu söylemiyorum. Yazar gerçekliklerini yazmış hissettiği normalde insanın kendisine bile tarif edemeyeceği duyguları cesaret edip dizelere dökmüş. Sadece yaptığı bunları bir düzene sokarak bize vermek. Yazarın kendiyle çatışmasını göreceksiniz zaten kendinden öte bir kendiyle savaş içinde olduğunu gidip geldiğini. Belirsizliğin arasında ne hissedeceğine emin olmayarak Tehlikeli Oyunlar oynadığını göreceksiniz.
Aslında herkesin en büyük sorunu bu değil midir? Kendimizle bir savaş içinde yaşarız bazı dönemler iki tarafın arasında çekiştirilip duran benliğimiz bizi yorar yıpratır. Beslediğimiz duyguların gerçekliği ve aklımızın hesapları birbirine hiç uymaz. Belirsizliğin kurşuni renklerini ömrümüze süreriz en zoru da budur. En zoru da bir çıkmazda kalmaktır. Oysa kesinlikler ve gerçekliklerin acısı ne kadar da güzeldir bunun kıymeti bir bilinmezin içindeyken anlaşılır. İnsanı yoran kendiyle olan kavgasıymış, insanı yoran kendinden yeni bir kendim çıkarma çabasıymış, umut etmek, beklenti içerisinde olmakmış insanı yoran yıpratan.