·222 syf.····Okunma: 02 Temmuz 2019 00:24 Ilgıt ılgıt esen yel ile ağıt, destan, efsaneler, Anadolu beşiğinde; birbirine harmanlanır. Toprağından bereket fışkırırcasına anlatılar, gök ekin sarı buğday başağı gibi her yere kulaktan kulağa yayılır. Destancının sesinde hayat bulur. Üç Anadolu Efsanesi’nde Yaşar Kemal, çağın Dede Korkut’u efsanelerin hayat verenidir. Medeniyetler beşiği Anadolu’da söylenegelen “Köroğlu, Karacaoğlan ve Alageyik “ efsanelerinin derlemesidir. Kitabın ilk bölümü olan Köroğlu efsanesinde Anlatıcının etkisi çok belirgin olarak görülür.
Köroğlu Efsanesi: Bolu; yüce karlı dağlara sırtını dayamış Bolu Bey’inin yurdudur. Ve bu beylik ki, engin ovalarında yetiştirdiği yağız, doru, yılkı atarıyla yedi iklim dört bucağa ün salmıştır. Hanlar, Padişahlar tavlalarının en seçme küheylanlarını hep gelip Bolu Bey’inden alırmış. Hanlar, Padişahlar kapılara elçiler dizerken, cihana ün salmış küheylanların da bir padişahı olmalıydı elbet… İşte bu adam da seyis Koca Yusuf’tur. İyi atı, gözünün bebeğinden ak yelesinden tanırdı. Bolu Bey’inin herkesle arası vardı da bir tek Osmanlı mülkünün sultanı ile arası iyi değildi. Düşündü taşındı tavlasında ki en derli atı Sultana hediye ederse arası düzelirdi. Buyurganlar çağırıldı Koca Yusuf huzura geldi. Bey üç at istedi Koca Yusuf’tan. Orta da şan, şeref var ise ne gelir elden gözü gibi baktığı üç tay seçti ahırdan Beye sundu. Bey tayları görür de kükremez mi bunlar mı koca Osmanlı sultanına layık! Deyip tayları, şavka gelen atları gördükçe gözleri ışıldayan Koca Yusuf’a ceza olsun diye gözlerini aldı, onu kara kuyulara saldı. Her kör kuyunun bir Yusuf’u vardır. Koca Yusuf’un yusufcuğu da Ruşen Ali’dir. Yağız atlar şahlandı, koç yiğit pusatlandı. Er meydanı kuruldu. Ruşen Aliye’ Köroğlu namı vuruldu. Bakalım bize ozan ne söyler. Söyler ise hak söyler görelim neylerse eyler Mevla güzel eyler…
Karacaoğlan Efsanesi: Âşıklık, abdallık geleneği kadim Anadolu’nun en eski töresidir. Toy meclisleri kurulur, Ozan, başköşede oturur, hakkı söyler. Türk Avşar ellerinde Karacaoğlan diye bir yiğit vardır. Bozkırı bucak bucak gezer hak söyler, türkü çağırır. Avşar ellerinde kışın kışlakta yazın yaylakta obalar kurulur. Eee.. Karac’oğlan gönül bu, elbet bir sevdaya tutulur. Karacaoğlanın yüreğine bey kızı Elif’in sevdası taht kurar. Bu seda ki türkülerde, deyişlerde coşar taşkın seller gibi çağlar. Karacaoğlan ile Elif kızın sevdası zordur. Zor olacak ki adı sevda olsun değil mi? Günlerden bir gün Elif kızla Karacaoğlan kaçarlar en güzel türkülerini Elif kıza söyler. Bir başka obada yurt tutarlar. Bu oba da gün alacalı bulutlar pusludur. Karacaoğlan düğünler de dernekler de meclisleri şen ede dursun. Elif kıza bir bela tebelleş olur. Başına onmaz bir hal gelir. Karacaoğlanın sazın teli kırılır. Yürek yurdundan sürgün eder kendini. Sevda dediğin ulu dağlar gibi yücedir. Ne Elif Kız Karacaoğlanı unutur nede Karacaoğlan Elif Kızı. Ömür dediğin bir nefes, su gibi akıp gider. Karacoğlan kendini yıllar yılı dağlara vurmuştur gamlı bülbül gibi diyardan diyara konmuştur. Seneler sonra Karacaoğlan Elif’in günahsız olduğunu anlar ama vakit o vakit değildir. Âşık güzele, saz mızraba sevdalı! Karac’oğlan sazın asar gayrı. Onlar ki murada erememiş. Başka bir âşık anlatır bize, sevdanın başka türlüsünü. Bu dizeler birazda Karacaoğlan gibilerinin sevdasını anlatır… Erzurumlu Emrah der ki;
“Ne feryat edersin divane bülbül, Senin bu feryadın gülşene kalsın
Bu dünyada eremezsem murada, Huzur-u mahşere divana kalsın.”
Alageyik Efsanesi: Torosların yamaçlarında, kekik kokuları arasında gözleri sürmeli, bakmaya kıyılmaz geyikler yayılır. Yurt tutmuşlardır dağları bayırları. Halil adında attığını vuran yaman bir avcı vardır bu Toros dağlarının eteğinde. Halil’in gözü, gönlü, bütün düşü geyikledir. Anası da, sevdiği Zeynep’te Halil’in bu sevdasından vazgeçmesini, yavru geyikleri anasız koymamasını isterler. Amma sözün biri bin para etmez. Avcı bu, alışmıştan beterdir. Bu amansız Toroslar da hısımlık da hasımlık da çok olur. İki komşu köy birbiriyle kanlı bıçaklı. Halil’lerin köy Gökdere’dir. Zeynep güzeller güzelidir. Düşman köyün beyi onu görür ve sevdalanır. Amma bilmez ki bir gönül de iki sevda barınmaz. İlle de diretir. Zeynep’in günü geceye dönmüş, geceler zindan olmuştur. Halil ise av avlamakta, dağ bayır geyik peşindedir. Tanrı, sen benim ebedi cennetimdesin deyip sessiz yaratmış cümle hayvan âlemini. Düşman köy’ün beyi Karaca Ali, Zeynep’i almak işin türlü oyunlara başvurur en sonunda Halil’e bir pusu kurar. Toroslar’ın zirvesinde tanrı hediyesi bir geyik gezer. Gel aman et avcı el sürme bu kınalı kuzuya. Yoksam başında türlü türlü bulutlar gezer…
Anadolu medeniyet beşiğidir ve de destanları, söylenceleri boldur. Her hikayenin bir kıssası her kıssanın ise bir hissesi vardır. Anlatması Yaşar Kemal’den kıssadan hisse biçmek ise bizden olsun.