·372 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Ağustos 2019 20:44 Kitabı bitirdikten sonra saatlerdir aklımda düşünüp duruyorum olayları, birbirine bağlamaya çalışıyorum 'hah tamam işte böyle oldu' diyorum sonra tekrar kopuyor ipler, boşluklar oluyor. Nasıl bir kitap okudum ben böyle? Harika, muhteşem hatta artırıyorum olağanüstü. Yıllardır kitaplığımda duruyor ve ben yeni okuyorum ne büyük gecikme bu kitap ile tanışmak için. Büyük Defter, Kanıt ve Üçüncü Yalan bir üçlemeymiş ve hepsi bir kitapta toplanmış. Her biri ayrı güzel, şaşırtıcı, etkileyici.
Agota Kristof; sınırları aşmak zorunda kalan, doğduğu ülke olan Macaristan’dan İsviçre’ye gitmeye mecbur bırakılan bir yazar olarak romanlarını göçmenlikle, kimlikle, savaşla ören; yokluğu, eksikliği anlatan bir yazar. Üçlemenin bütününde de dağılmış bir kimliğin bütünlük arayışı hakim. İkizinden, evinden, şehrinden, ülkesinden kopan; vatansız, kimsesiz bir insanın derin yalnızlığını çok iyi anlatmış Agota Kristof.
Büyük Defter'de savaştan kaçıp büyük şehirden gelerek küçük bir kasabaya anneannelerine emanet edilen ikizlerin hayatını okuyoruz. Hayatı anlamaya çalışan ikizlerin en büyük tutkusu yazmak, öğrenmeyi çok seviyorlar, kendilerince alıştırmalar yapıp ananenin yanındaki kötü koşullara alışıyorlar. Birbirlerine kötü sözler söylüyorlar anneannenin hakaretlerinden etkilenmemek için ama annelerinin güzel sözlerini unutmak en zoru oluyor, dilencilik yapıyorlar insanların tepkilerini gözlemlemek için topladıkları para ve yiyecekleri atıyorlar ama saçlarındaki okşayışları atmaları mümkün olmuyor.. kör ve sağır oluyorlar anlamak için biri kör gibi diğeri sağır gibi davranıyor, bir süre sonra, zamanla, gözlerini başörtüyle bağlamaya, kulaklarına da ot tıkamaya gerek kalmıyor. "Kör rolüne soyunan, bakışlarını içine çeviriyor, sağır da kulaklarını her türlü sese kapatıyor." Birbirlerinden hiç ayrılmıyorlar, ikizlerden biri sınırı geçip başka şehre gidene dek..
Kanıt' da şimdiye kadar hiç aklımıza bile gelmeyen ayrıntı olan ikizlerin isimlerini öğreniyoruz. Dili o kadar akıcı ki sadece hikayenin güzelliğine odaklanıp akıyor sayfalar. Üçlemenin ikinci bölümünü oluşturan Kanıt'da kalan ikizin hayatını okuyoruz. Kardeşine duyduğu özlemi, yalnızlığını gidermeye çalıştığı karakterler giriyor romana.
Üçüncü Yalan'da ise tamamen bir muamma okudum sanırım. Aklım karıştı, olaylar ters yüz oldu. Gerçeği anladığımı düşünüyorum ama hala bazı noktalar eksik kaldı bende. Bu bölümde giden ikiz(isimlerini kullanmıyorum çünkü daha çok karışacak :D) bize gerçekleri anlatıyor. Hayatlarını mahveden aileyi yıkan o şey'i okuyoruz.
"Başımıza gelenleri ifade edecek bir kelime bulamadım henüz. Felaket, facia, trajedi diyebilirdim, ama buna sadece "Şey" diyorum, çünkü bir adı yok." s.357
İkizlerin etkileyici hikayesini kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Okuduğum en iyi kitaplar içinde yerini aldı!
İkizlerin yaşadıklarını, kitabı özetler nitelikte bir alıntı ile bitireyim:
"Bir kitap ne kadar hüzünlü olursa olsun bir hayat kadar hüzünlü olamaz." s.267