Puan vermedi·163 syf.··Beğendi
·· Hepimiz hayallerimizin kurbanı değil miyiz? nidasını betimlemiş adeta bu nadide kitap. Yalnızlığın, duvarları alınlara seccade yaptığı o atmosferde bir şeyler dileriz, hayallerimizin tadı dualaşır o ân. Ve ne ilginçtir ki kabule komşu olur o sitayişimiz. Tıpkı kitaptaki kahramanın rastlantısal bir resimde gördüğü tanımlanamayan o cezbeye yakalanişı gibi. Bu bazen bir görüntü, bir ses, bir bakiş ya da bir gönderidir. Kahramanimiz bir resimde gördü hayallerinin müjdesini. Bir adı yoktur bu ânın ne kader ne yazgı ne tesadüf ne de başka bir şey. Ve aşkın o sarhoş edici süreci başlar. Her aşk maşuku mu tüketir yoksa maşuk mu aşkı tüketir bilmiyorum ama kahramanımız bu sureçte acı yaşadığı gibi karsiya da ızdırap yaşatır. Aşkın etimolojik kökeni dâhi bu acı üzerine inşa edilmemiş mi ki? Ve sonuç olarak da her aşığın maşuğa yaptığı haksızlığin tecellisini okuruz artık son sayfalarda. Ve ne tuhaftır ki yine seccadesi yalnızlık olur Raif efendinin. Evlenmiş, çocukları var memurdur. Ama her âşık gibi aşktan yalnızlığı emanet alarak sekerattadır. Anlatıcı yani Raif efendinin defterini okumuş o anlatıcı ölüm aninda onun yanina giremez. Gözleriyle şahit olmak istememistir o derinlikte bir aşkı yaşayan kalbin yalnızlığı koynunda öte tarafa götürmesine. Raif efendiye ne demeli peki. O kalbi bir ömür taşımadı mı susarak. Kim bilir Sabahattin Ali söylemiyor ama öte tarafa yani Maria'nın yanına bu ızdırapla pişmiş kalbi götürerek aşkını hediye edecek yine susarak. Ne denilebilir ki bu kitap için. Neler yazılabilir ki. Bir yazar için en büyük nimettir böyle bir kitabı yazmak. Rabbim razı olsun Sabahattin Ali'den ki kendimizi samimi bulduğumuz bir kitap hediye etmiş bize...