Kitap üç ana başlığa sahip (Küresel Sistem, Güç ve Kanaat, Demokratik İdeallerin Çöküşü). Bu başlıklar altında ise çeşitli konuların irdelendiği alt başlıklar ile bir bütünlük oluşturulmuş.
Noam Chomsky, bir karikatürden hareketle 'Soğuk Savaş'ın tarifini yaparak kitaba başlıyor. Bu ironi de olsa gerçeğin de göstergesi oluyor. Başında miğfer elinde tüfek bulunan kardan adam, güneşin altında erirken George Bush'un "Bu gidici. Sonra ben ne yapacağım ?" (s.9) cümlesi ile soğuk savaşın tarifi de yapılır. O tarihten (1990'lar) bu zamana, soğuk savaş fiili olarak ortadan kalksa da birileri 'yeni düşman' oluşturma devam ediyor. İnsan yapımı yeni düşman, devletlere, siyasetçilere ya da şirketlere yeni ayrıcalıklar, yeni yerler ve yeni pazarların da ortaya çıkmasını sağlıyor.
Gücü elinde bulunduranlar, güçlerine güç katmak için 'korku' unsurunu da ön plana çıkartabiliyor. Toplumlarda aynı şekilde, yönetici kesim tarafından 'yüce değerlere' yine 'korku' unsuru ile yön verilebiliyor. Genelde piyasa da alıcı da buluyor. Büyük bir döngüdür. Biri bitince diğeri başlar ve sürekli hal alır.
Toplumların bazı konularda ikna edilmesi zor olduğundan 'korku' olgusu bir an da ortaya çıkarak ve doğal bir şekilde bazı davranışları 'kabul'a zorlayabiliyor. Hatta 'taraftar' bile olur. Çünkü 'yüce' bir durum. Chomsky de ABD'nin dünya üzerinde yapacağı bazı operasyonlara kendi halkının desteğini almak (genelde formalite icabı) için, iç kamuoyuna nasıl davrandığını anlatıyor. Örneğin, komünizm tehlikesi gibi. Bir korkuyu oluştururken, o korkuyu destekleyecek, besleyecek doneler de ortaya konulur. Bize saldıracaklar, işgal edecekler söylemleri gibi.
ABD, en önemli ve tek süper güç. Ama dünde öyleydi. Kısaca, 1.Dünya Savaşı'ndan sonraki sürede İngiltere'nin yerini aşama aşama aldı ve 2.Dünya Savaşı ve sonrasında ise 'patron' koltuğuna oturur. Bu olurken de ekonomik gücün varlığı temel etken olur.
Soğuk savaş dönemi, ABD - SSCB arasında rekabet varken, SSCB'nin 1990'lı yıllarda yıkılması ABD'nin tek süper güç konumunu sağlamlaştırırken, bölgesel etkinliğini de arttırır.
ABD özellikle coğrafi olarak kendine yakın devletleri bir şekilde 'uysal'laştırmıştır. Bunu da o ülkelere karşı yaptığı siyasi, ekonomik, askeri yaptırımlarla gerçekleştirir. Bu durum kitap içinde örneklerle anlatılıyor.
Kitabın "Güç ve Kanaat" kısmında ise yöneten, yönetilen kavramları üzerinde durulup, yönetenlerin niçin yönetme durumunda kendilerini gördüklerini de anlatıyor. Bunu da dergi, gazete ve kitaplardan alıntılarla destekliyor. İnsanları, 'sürünün' dışına çıkmasına engel olup, o şekilde nasıl yönetildiği de anlatılıyor.
ABD'nin çevre ülkelerde yaptığı katliamlara basının göz yummasını özellikle belirtir. Çünkü, elitler tarafından yönetilen devletlerin yine onların çıkarlarını savunan basını, karşılıklı çıkar ilişkileri anlatılır.
Kitabın özellikle bu kısmın da anlatılanlar, yaşadığımız şu anki zaman dilimi içinde bile hala geçerliliğini korumaktadır. İkna, manipülasyon, kamuoyu oluşturma, seçkinler sınıfı ve menfaatlere zarar verecek yapılanmaların karşısına dikilme, dünden bugüne gelmekte ve bu gidişle devam de edecek gibi gözüküyor.
Okumaya devam ettikçe, 1990'lı yılların başlarında temeli atılan 'rızasız rıza' metodu ile toplumların nasıl da 'sıraya çekildiği' anlatılırken, bugünde ülkemize baktığımızda benzer şeylerin de yaşandığı da görülmektedir. İktidarı ele geçiren (seçimle) güç, kendi çıkarları (halk adına söylem) doğrultusunda kendi medyası (artık internet ve sosyal ağlar da var) üzerinden toplum üzerinde istediği yönlendirici haberi kolay bir şekilde yapabildiği gibi halkın, bunu da sorgusuz sualsiz kabul etmeleri sağlanmaktadır. Artık tek ses işitilir. O sesin dışındakiler ise 'yüce' ve 'ulvi' değerlere karşı çıktığı için dışlanır.
Bugün Libya, Suriye, Irak'ta yaşananlar dün, Nikaragua, El Salvador, Bolivya, Kosta Rika, Panama'da yaşananlarla benzerlik taşıyor. ABD'nin orada yaptıklarını okudukça çevremizdeki ülkelerde meydana gelen katliam ve savaşları garipsemeyecek bir duruma geliyoruz. Çünkü zaten tescilli katil bir devletin farklı coğrafyadaki katliamlarını durmaksızın sürüyor. Hatta "Time devamlı, Nikaragua'da 'demokrasi gelişip serpilirken…' " (s.115) söylemi, bize hiç de yabancı gelmiyor. ABD'nin yaptığı işgalleri, katliamları kendi medyası nasıl görüp, nasıl yorumladıkları üzerine de düşüncelerini anlatıyor. Bugün de buna benzer tutum o ülkelerde devam ederken, aynı şekilde bizde de farklı yönde gelişmiyor.
Siyasi manipülasyonun nasıl yapıldığını alenen yazmış ve bu senaryoların dünyanın her yerinde uygulandığından da bahsediyor. Kitap baştan sonra dikkatli ve ilgiyle okuyacağınız bir içeriğe sahip. Bu yüzden şu an baskısı olmayan bu kitabı yine de okumanızı öneririm. Fikir dünyanızın gelişmesi anlamında mutlaka çok büyük katkılar sağlayabilir. Şu an sadece sahaflarda bulabilirsiniz. Bu kitabın yeniden baskısı yapılsa değerinden de bir şey kaybetmez. Anlatılan bilgilerin çoğu zaman üstü bir niteliğe sahipken, verilen örneklerle belli bir zaman da bedenlenmiş oluyor.
Not: Bu kitabı ben daha önce 2004 yılında notlar çıkararak okumuştum. Fakat hem bilgileri tazelemek hem de siteye daha taze bilgi eklemek için tekrar okudum. Tavsiye edeceğim Noam Chomsky kitabıdır. Özellikle ikinci bölüm tek başına bile oldukça sağlam bilgi deryasıdır. Bu kitabı 7-8 Temmuz 2019 tarihleri arasında okudum. İnceleme yazısı ise 16 Eylül 2019 tarihinde yazılıp, 1000Kitap sitesine eklenmiştir.
Bu kitap İngilizce kitabın bir kısmının tercümesini içeriyor. Kitabın diğer kısmı ise "Demokrasi, Gerçek ve Hayal" (Demokrasi Gerçek ve Hayal) adıyla yayımlanmıştır. Cevdet Cerit'in tercüme ettiği kitabı, Ocak 1997 yılında Pınar Yayınları yayımlamıştır.
[Yayın evi Notu: Bu eser, 1992 yılında ABD’de "Hill and Wang Yayınevi” tarafından Deterring Democracy ismiyle basılan nüshadan üç bölüm tercüme edilerek hazırlanmıştır. Ayrıca Deterring Democracy adlı eserin diğer bir kısmı yayınevimiz tarafından 1995 yılında “Demokrasi, Gerçek ve Hayal” adıyla yayınlanmıştır. ]