Gönderi

Nietzsche Üstüne Edebi Bir Yaklaşım
Bu ileti #50011404 Değerli Samet Ö. 'nün Nietzsche etkinliği kapsamında kaleme alınmıştır. Niçe’nin tüm felsefi yaklaşımlarını bir kenara koymanızı istiyorum. Ve bunu yapabileceğinizi de biliyorum. Hele bir gelin, gelin de bir görün ustanın edebiyattaki yerini. En “sembolik” edebi eserlerin başında Melville’nin Moby Dick’i gelir. Sembolik anlatım nedir peki? Hayatımızı sembolsüz-simgesiz düşünebilir miydik peki? Asla. A harfini gördüğünüz an, aklınıza A sesi gelmez mi? Ya da, bir bayrak gördüğümüzde-eğer tanıyorsak-bir ülke gelmez mi aklınıza? Ya da, kalp şekline getirilmiş bir elden, bir aşk? Teraziden adalet? Bir edebi eserin tamamı sembolik olabilir mi peki? Zor. Belki vardır ama ben görmedim. Bunu koyalım bir kenara. Şimdi metafora bir göz atalım. Çeşit çeşittir metafor. Sihridir kurmacanın. Hayatı kurmacaya en sahici metaforlar taşır. Ölüleri var. Deyim deriz ölü metaforlara. Mesela, "Balık baştan kokar" Değerden düşmeşmişse de, ışığı sönmüştür artık. Özel bir yol göstermez. Anonimdir. Ruhsuz. Alışılmış. Ama var işte. Ben en çok kapalısını severim metaforun. Mesela, "Zekasının ürettiği kılıçlar yine tüm sınıfı doğramış, yerine çekildiklerinde sınıf kan revan içinde can çekişiyordu" Yazarın yaratıp sunduğunu. Ne der Aristo? Metafor yapmak kadar onu anlamak da zordur. Çaba ister. Aynı soru. Peki bir metnin tamamı metaforik olabilir mi? Zor. Belki vardır ama ben görmedim. Biliyorum yordum sizi. Ama sıkın dişinizi biraz daha. Sonuna geldik zira. Bir metafor ya da bir sembol, ya bir cümlesinde vardır bir metnin ya da bir parçasında. Tamamı metafor ya da sembol olan tekbir metin yoktur. Metnin tamamının bir başka şeyi nitelediği hale ne denir peki? Alegori. Önce, üstü kapalı da olsa bir tanımı yapılır nitelenenin eldekiyle. Yani bir özdeşlik, bir eşitlik kurulur. Eldeki=Nitelenen. Tıpkı Orwell’in Hayvan Çiftliği ya da 1984’ü gibi. Sonra nakış nakış işlenir konu. Başarırısı özneldir, tartışılır elbette, ama alegorik bir eserdir elinizdeki. Al sana bir kaya, nereye dayarsan daya. Edebi olduğunu sanan tüm saçmalamalar için, ustanın bir kayasını koyuyorum kenara. Niçe'nin en önemli sözlerinden biri ne der? "Kanaatler hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir." (Überzeugungen sind gefährlichere Feinde der Wahrheit als Lügen). Buradaki Überzeugung yanlış olarak inanç diye çevrilir, oysa eserin tamamı okunduğunda, kastedilenin sıradan insanın kesin doğru olduğuna inandığı kanaatleridir. (Sevgili dostum Lutz sağ olsun) Örneklerimin hepsinde elle tutulur bir şeyler var di mi? Öyle. Metafor var, sembol var. Alegoriyi çözmek size bırakıldı. Ve elbette ustadan bir metin var. İpucu: Üstinsan (Elinizin altında internet var yahu, okuyun biraz! Kızmadan ama :))) Zerdüşt’ten bir parça da burada. Bir okuyun ve analiz edin bakalım. <<<<<Burada ağızları susturan, gözleri donduran bir olay oldu, çünkü bu arada ip cambazı işe başlamıştı. Cambaz, küçük bir kapıdan çıkmış ve iki kule arasına, halkın ve panayırın üstüne gerilmiş olan ipin üstüne gelmişti. Cambaz yolun yarısına varınca küçük kapı bir daha açıldı. Şaklaban bir herif oradan sıçrayarak hızlı hızlı, cambazın arkasından yürüdü: "İleri! Miskin, topal, tembel hayvan, hödük! Yürü ki ayağım sana çarpmasın. Bu iki kule arasında işin ne? Senin yerin kulenin içi. Seni oraya tıkmalı. Senden daha ustasının yolunu kapıyorsun!” diye haykırıyor ve cambaza yaklaşıyordu. Fakat aralarında bir adım uzaklık kalınca her ağzı susturan ve her gözü donduran korkunç bir şey oldu; arkadan gelen, şeytan gibi bir çığlık koparmış ve önündekinin üstünden atlamıştı. Rakibinin zafer kazandığını gören birinci cambaz; dengesini kaybetmiş, sırığını elinden bırakmış ve sırığından önce; bir kol, bacak kasırgası halinde aşağıya düşmüştü. Panayır ve halk, fırtına kopmuş denize dönmüştü. Herkes birbirini çiğneyerek kaçmış ve cambazın vücudunun çarpacağı yer büsbütün boşalmıştı. Fakat Zerdüşt yerinde kaldı. Cambazın vücudu henüz canlı, fakat paramparça bir halde onun yanına düştü. Bir an sonra adam kendine geldi ve Zerdüşt’ü yanında diz çökmüş halde gördü. “Orada ne yapıyorsun?” dedi. “Çoktan biliyordum ki şeytan benim bacağımı kıracak. Şimdi beni cehenneme sürüklüyor. Onun elinden almak mı istiyorsun?” Zerdüşt; “Şerefimle söylerim ki dostum, söylediğin şeylerin hiçbirisi yoktur. Şeytan yoktur ve cehennem yoktur. Ruhun, bedeninden daha önce ölecektir. Artık hiçbir şeyden korkma.” dedi. Adam, güvensizlikle gözlerini açtı. “Söylediğin doğru ise” dedi, “hayatımı kaybetmekle bir şey kaybetmiş olmayacağım. Ben, dayakla ve açlıkla oyun öğretilmiş hayvandan pek fazla bir şey değilim.” “Hayır,” dedi Zerdüşt “sen mesleğini tehlikeden yarattın. Bunda küçümsenecek bir şey yok. Şimdi de mesleğin yüzünden ölüyorsun. Bunun için seni kendi ellerimle gömeceğim.” Zerdüşt bunu söylediğinde son nefesini vermekte olan adam, artık ses çıkarmadı; yalnız, sanki teşekkür etmek için Zerdüşt’ün elini arıyormuş gibi elini kımıldattı. >>>>> Sorum şu: Bu alegorik metinde usta ne anlatıyor? Bu felsefe değil dostlarım, çözümlemenize muhtaç bir edebi metindir.
Edebiyat
··
106 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Güzel paylaşım için teşekkürler. :) Zerdust'ten verdiğin pasaji iki üç kere okumak durumunda kaldım. Anladiklarim şunlardir: Birinci cambaz, özellikle ortaçağ dünyasının temel anlayışı olan varlığı Tanrı'ya bağlı olarak açıklayan ve hakikati de Tanrı'nın kitapları ile açıklayan anlayışı/bu anlayışın insanını temsil ediyor. Bu cambazin artık devrinin kapandığıni, ikinci cambazin onu geçmesinden ve akabinde parcalanmasindan anlıyoruz. Tabi bu sırada kendisine gülen sarlatan da var. İkinci cambaz üzerinde fazla durulmamis. Nitekim pasajda başrol, tahtı kaybeden cambazdir. Bununla birlikte üst insan, her kişinin kendisinin öznel olarak tanimlayacagi ve belirleyeceği bir ülkü olarak görüldüğü için, onun hakkında fazla bir şey okuyamiyoruz. Çünkü burada tahtı ikinci cambaza yani üst insana kaybeden birinci cambazın parcalanmasinın altında kalmaktan kaçma derdinde olan insanlar, henüz kendilerine yeni bir Ülkü belirlemekten çok uzaktalar. Birinci cambazin parçalarının Zerdust'un ayağına düştüğünde eski anlayış, son nefesini vermek üzeredir. Zerdust'un Tanrının kitabından çıktığını zanneder ancak Zerdust, ona bu kitabın yani bu kurgunun ömrünü tamamladigini ve tedavülden kalktığını beyan eder. Özünü tehlikenin oluşturduğu hayat sorunsalinda, bu oluşta, kendisinin oluşturduğunu unuttuğu ve hakikat olarak belleyip savrulmamak için sıkı sıkı sarıldıgi değerlerin, kendi kurgusu olduğunu ve aslında bunların olmadığını anlaması ile rahat bir şekilde gözlerini kapar birinci cambaz. Bunlar olurken hayat denilen ne idüğü belirsiz şarlatan da gülmeye devam eder. Zerdust ise şarlatanın tam karşısında onun gerçek yüzünü bilen tek kişidir. Sonunda Zerdust mu gülecek şarlatan mi bunu bilmiyoruz.
Öncelikle teşekkürler ağabey , bu zorlayıcı ve düşündürücü ileti için , eline sağlık. Böyle Buyurdu Zerdüşt bir süredir okuduğum ve henüz yarısına gelmediğim bir kitap ve beni şimdiden çok etkiledi. Bundan yaklaşık 20-25 sene önce okuduğum Evliyalar Ansiklopedisi kitaplarını hatırlatıyor bana , Zerdüşt bir evliya olmalı deyip duruyorum :) "Üstinsan" kısmına özellikle baktım , bir 10 sayfalık bölümde anlatılıyor. Hani meşhur "Tanrı öldü" bahsinin geçtiği. Evliyalar demişken acep bunların içinde bir kısmı üstinsan mıydı diye düşündüm. Çünkü vaktiyle ayılıp bayılarak okuduğum kıssa , keramet , hikmetlerin bir çoğunu bugün açıkçası abartılı , komik , tutarsız ve uydurma buluyorum. Lakin içlerinden doğru söz eden , doğru yaşayanlar yok mudur , bence illaki vardır. Misal veli deyince İslam tarihinde ilk akla gelen ve başı çekenlerden biri Cüneydi Bağdadi' dir. Onun şöyle dediği rivayet edilir , "Sohbetlerimde beni dinleyip anlayanların sayısı birkaç kişiyi geçerse kendimden şüphe ederim." Şimdi "Üstinsan" bölümünden bir cümle , "Topluluğa hitap ederken kimseye hitap etmemiş oldum" Bu bahsi geçiyorum şimdilik. Tekrar döner miyiz bilmem.. "Tanrı öldü" meselesine gelirsek , İslam dahil hiçbir dinin , inanışın litaratürüne hakim değilim elbette. Cahilim yani düpedüz , cahil cesareti olan da çok konuşur ne diyelim affola. İslam bilginleri , özellikle günümüz ve yakın çağda yaşayanlar , önemli bir mesele üzerine iki farklı görüş ileri sürmüşlerdir. 1- Cennetten kovulan Adem ve Havva dünyaya düştüler. 2- Adem ve Havvanın kovulduğu cennet , dünyamızdaki bir bahçedir. Şimdi bu ikisi arasında ne fark vardır ki ? diye sorabiliriz. Burada malum kadim anlatılar , eğer 2. seçenek doğruysa , şeytanın dünyada devreye girdiğine işaret eder. Hatta Adem ile Havvayı muhatap alan Tanrının da onlara yakın olarak konuşmaktan vazgeçip - ilk günah nedeniyle - onlarla arasına bir mesafe koyduğuna işaret edebilir mi ? Yani "Tanrı öldü" meselesi burada başlamış olabilir mi ? Yani bu ifadenin anlamı "Tanrı sizden uzaklaştı" olabilir mi ? Bu bahsi de geçiyorum şimdilik , dilin kemiği yok , düşünüyorum sadece :) Ve üstinsan kısmında beni çok etkileyen cümle şu oldu , "Halkın , bir zamanlar , nedensiz olarak inanmaya alıştığı şeyleri , bugün kim nedenlerini göstererek yıkabilir?" Henüz iletideki paragrafa giremedik değil mi , ya da belki de biraz değinmişizdir :) Cambaz sıradan insanı mı temsil ediyor , onun üstünden atlayıp düşmesine sebep olan da üstinsan mıdır ? Cambaz da sıradan halktan biri olarak , bütün suçu şeytana mı yükledi ? Tanrı- cennet-cehennem-insan-şeytan. Bu varlıkları , kavramları , aralarındaki bağı kim çözebilmiş ki ? Elimizde sadece kutsal metinler var , onlar da inancın alanıyla ilgili ve inananlar için bile çözülmeye muhtaç. Dücane Cündioğlu zaman zaman bir sözü tekrarlayıp duruyor , "Tanrıyı şehre çağırmalıyız" Bir yere varamayacağımı(zı) en başından bildiğim bir fikir yürütmeye küçük bir katkım oldu mu bilemiyorum , bir şey anlatamadığımı biliyorum , gevezelik ettim. Paylaştığın ileti için bir kere daha teşekkür ederim..