Bundan yıllar önce bir gazete Sinan Meydan’ın “Atatürk ve Kayıp Kıta Mu” kitabını veriyordu. Merak edip almıştım. O zamanlar lise eğitimimin başlarındaydım. Kitap gayet ilgi çekiciydi ve oldukça hoşuma gitmişti o zamanlar. Geçenlerde kendi kendime “Neden kayıp kıta Mu hakkında ikinci el kaynaklarla yetineyim ve neden James Churchward’ın kitaplarını okumayayım?” dedim, Omega Yayınları arasında çıkan şu beş kitabı satın aldım: “Kayıp Kıta Mu”, “Kayıp Kıta Mu’nun Çocukları”, “Kayıp Kıta Mu’nun Kutsal Sembolleri”, “Kayıp Kıta Mu’nun Kozmik Güçleri 1”, Kayıp Kıta Mu’nun Kozmik Güçleri 2”.

Murat Aslan - Dünya Bizim.com

https://www.dunyabizim.com/...-dusleri-h37741.html


“Kayıp Kıta Mu” ilk olarak 1926’da basılmış. O günden bugüne defalarca basılan kitap, Türkçe olarak Puslu Yayıncılık, Ruh ve Madde Yayınları, Nokta Yayınları, Ege Meta Yayınları ve Omega Yayınları’nca yayımlanmış. Omega Yayınları arasında çıkan bendeki kitap, 5. baskı. Demek ki bu eser, Türkiye’de oldukça popüler.

James Churchward külliyatının ilk kitabı olan 397 sayfalık “Kayıp Kıta Mu”[1]yu bir gün içinde okudum. Nasıl mı? Tabii ki atlaya atlaya… Neden mi? Nedeni basit: Artık zırvalıkları okumak için fazla büyüdüm de ondan.

Bay James Churchward, söz konusu kitapta, insanlığın tarihini değiştirecek bu araştırmayı tetikleyen şeyin Hindistan’da bir Hindu tapınağında bulduğu Nakal tabletlerine dayandırmaktadır. Binlerce yıldır bu tabletler korunuyormuş-muş. Tapınağın başrahibi de hiç kimseye hiçbir şekilde tabletleri göstermiyormuş-muş. Çünkü o tabletlere bakmak, dini açıdan sakıncalıymış-mış. Üstelik bu tabletler, batık bir kıtadan, yani tüm insanlığın anavatanından gelmiş-miş.

İngiliz albayı James Churchward, tabii ki böyle önemli bir hikâyeye hemen kulak kabartmış, tabletleri görmek istemiş. Rahibi zorlamış fakat rahip her şeye rağmen tabletleri göstermemiş. Neden sonra o da bu tabletleri görmek istemiş. Sonra James Churchward’ı çağırmış ve tüm tabletleri beraber okumuşlar.

James Churchward’ın dediğine göre, bu tabletleri okumayı bilen dünyada yalnızca birkaç kişi varmış. Bunlardan biri de, “dostum” dediği başrahipmiş. Bu rahibin adı zikredilmiyor tabii. Üstelik, tabletlerin bulunduğu tapınağın nerede olduğu da söylenmiyor. En büyük muamma ise, hiç kimsenin görmediği, batık bir kıtaya ait antik bir dille yazılmış tabletlerin bir anda başrahip ve James Churchward tarafından nasıl kolaylıkla okunduğudur. Madem ki okundu, bu tabletlerin tam metinleri nerede? Peki ya tabletlerin fotoğrafları?

Mısır hiyerogliflerini de okuyabiliyor

James Churchward’ın olağanüstü hünerleri bununla sınırlı değil. Mısır hiyerogliflerini de biliyor üstad. Mesela; Antik Mısır’ın “Ölüler Kitabı” aslında “Ölüler Kitabı” değilmiş. Bilim adamları kitabın ismini yanlış yorumlamış! Kitaptaki şekiller “Per-m-hru” kelimelerine karşılık geliyormuş. Buradaki “m” harfi, Mu’ya işaret ediyormuş-muş! “Per” ortaya çıkmak, “hru” ise gün demekmiş-miş! Dolayısıyla “Ölüler Kitabı’nın asıl adı “Mu’nun Günleri Sona Erdi” imiş-miş! Bu kitap, Mu’nun torunlarından olan Mısırlılar tarafından, atalarına “ithafen yazılmış kutsal bir anma metni”ymiş-miş (s. 103-104)!

Keşke bununla bitse… Ama James Churchward’ın kerametlerine yetişmek ne mümkün? Adam Mayaların yazıtlarını da okuyabiliyor, Pasifik adalarında taşlara çiziktirilmiş şeyleri de. Hazrete göre bilim adamları yanılıyormuş-muş da. Çünkü, hazrete göre, Yontma taş devri insanları cilalı taş devri insanlarından daha uygarmış-mış.

Kitap tam anlamıyla bir bilgi kirliliğinden ibaret. Mayalar, İnkalar, Aztekler, Truvalılar, Hindistan, Burma, Pasifik adaları… Hristiyanlık, Yahudilik, İslamiyet, Taoculuk, Konfüçyanizm, Budizm… Arkeoloji, coğrafya, tarih, ilahiyat… Ne ararsanız içinde. “Kırk ambar”dır yani bu kitap. Ama ne fayda? İçinde tek bir atıf bile yok!

Elimdeki kitap, tam anlamıyla ucuz ve popüler bir kitap. Elimdeki külliyatın birinci kitabını dahi tam anlamıyla okumadın. Diğerlerini de asla okumayacağım. Beynim çöplük değil ve zamanım çok kıymetli. Dünyada okunacak onca değerli kitap varken ve insan ömrü kısıtlıyken zamanımı böyle ucuz ve aptalca malumatlara harcayamam. Bu kitaplara yüz küsur lira vermiş olabilirim. Param çöpe gidecekmiş, umurumda değil. Hem paramın hem de vaktimin çöpe gidip zihnimin kirlenmesindense yalnızca paramın gitmesini yeğlerim. Şayet, eğer merak eden olursa, James Churchward’ın asıl niyetini birkaç cümle ile ifade edebilirim. Tabii ki üstad bunları söylememekte fakat metinden bunlar çıkarılmaktadır.

İnsan ruhunun görevini dünyayı yönetmek

Birincisi; Bay James Churchward Darwinizm’i reddeder. Sözde Nakal tabletlerine göre insan en karmaşık ve en mükemmel bir biçimde yaratılmış çünkü (s. 303).

İkincisi; hazret, dinin meşruiyetini sağlamaya ve Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışır. Tabii ki böyle mükemmel ve karmaşık bir varlık öyle kendi kendine ortaya çıkmadı. Mutlaka onu bir yaratan olmalı (303). Bir yerde hazret, kendince Tanrı’nın varlığını da kanıtlar ve bilim adamlarının ateist olmasını eleştirir. Bilimin, inancın ikizi olduğunu söyler (306-307).

Eğer Tanrı olmasa ne olurdu? Tam bir karmaşa! İşte bu nedenle Tanrı var, üstada göre.

Üçüncü olarak; yazar, sözde Kayıp Kıta Mu’da en üstün ırkın beyazlar olduğunu da söyler tabii ki. Irkçılık olmazsa olmaz zaten!

Son olarak James Churchward, insan ruhunun görevini dünyayı yönetmek olarak belirler. 1926 yılında yaşayan bir İngilizin böyle düşünmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Güneş batmayan imparatorluğun bir mensubudur çünkü o. İlginç; Kayıp Kıta Mu’nun üstün insanları İngilizlere ne kadar çok benziyor.

James Churchward’ın bu saydığım dört meseleyi anlatması için beş kitap yazması ne kadar garip. Param ziyan oldu, keşke vaktim de ziyan olmasaydı. Yazarın dediğine göre bu, elli yılı aşkın bir araştırmaymış. Benim bir gün dayanamadığım bu zırvalıklara yazar ömrünü vermiş. Sormadan edemeyeceğim: Ne gerek vardı Bay James Churchward?

Daha bitmedi. James Churchward’ın zırvalıkları yetmiyormuş gibi, onun torunu Jack Churchward da aynı zırvalıkları yumurtlamaya devam ediyor. Adamın bu sabun köpüğü kitapları sattığı bir internet sitesi de mevcut.[2] Sevgili torun Jack de birtakım boş kitaplar yazmış: “The Stone Tables of Mu”, “Lifting The Veil On The Lost Continent of Mu the Motherland of Men”, “Crossing the Sands of Time”… Hadi, James Churchward yüz sene evvel yaşadı ve bilim o günlerde pek gelişmemişti diyelim. Fakat torun Jack’e ne oluyor? Para kaygısı olabilir mi? Neyse… Delinin biri kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı o taşı çıkaramamış. Ben ne delilerle, ne de delilerin kuyuya attığı taşlarla ilgileniyorum. Bu taşlarla ilgilenen “akıllıların” da aklından şüphe ederim doğrusu. Peki bu yazıyı niye yazdım? Olur da merak edersiniz diye öncesinde bir uyarayım dedim. 2018 yılı Ramazan’ında Sultan Ahmed Camii’nde asılı olan mahyada yazdığı gibi: “Vaktini ve nakdini israf etme.”

Murat Aslan