·136 syf.····Okunma: 30 Eylül 2019 10:03 Öleceğiniz günü ve saati bilmemek ne büyük lütuf öyle değil mi? Bu kitapta ölüm zamanını bilen adamın nasıl çaresiz olduğunu belki de öldürmekten vazgeçerler diye nasıl umutla beklediğini görüyoruz. Kitapta; isminden anlaşılacağı gibi bir idam mahkumunun son gününü anlatıyor. Sonunu bildiğiniz bir kitabın bu denli heyecan vermesi, bir çırpıda okunması... Kitap bu yüzden klasikleşmeyi sonuna kadar hak ediyor. Kitabı okurken bayağı çelişkide kaldım. Çünkü idam cezasını çok fazla eleştiriyor. Bence olaya sadece idam mahkumunun gözünden bakılmış. İdam edilecek kişinin öleceğinden, onu bekleyen eşinin olduğundan, onu seven kızının olduğundan bahsediliyor. Evet bu sadece bir insan ölümü değil, geride bıraktıklarını düşününce yıkılmış birçok insan var. Fakat günümüz olaylarına bakılırsa suçsuz, masum birinin öldürülmesi, tecavüz edilmesi... Bunların annesi, babası, sevdiği, en önemlisi elinden alınmış umutları, hayatı yok mu? Bu açıdan düşünülünce hak edene idam cezası verilmeli. Çünkü mahkumun geride bıraktığı çocuğu da bence katil veya tecavüzcü bir babası olmasını istemez. Kitapta bir de cezalandırmak yerine iyileştirici yöntem bulmak gerek diyordu. Suçu işleyen kişi pişman olmalı hata yaptığını fark etmeli diye. Ama birinin hayatını mahvettikten sonra, bir çocuğa zarar verdikten sonra, bir anneyi katlettikten sonra pişman olması neyi değiştirir. Bence bazı insanlar ne yaparsan yap iyi olamazlar. Sadece öyle olmuş gibi davranırlar. Bu gibi sebeplerle yer yer yazarı eleştirdim. Bazen acaba o zamanlar bu kadar kötü olaylar yok muydu ki idam cezasına bu kadar karşı dedim. Tabi ki en ufak suça da idam cezası vermişlerse bu da doğru bir şey değil. Bu konuda yazar haklı... Ama şu an idamı hak eden, bu dünyada varlığı sadece zarar vermek olan o kadar insan var ki, belki bunları görse bir de bu açıdan baktığı bir eser kaleme alırdı yazar.