"Bir insanı tanımak için alışveriş yapmak yahut yolculuk yapmak gerekir." derler. Nihayetinde işin ve arkadaşlığın bambaşka şeyler olduğu, dostların birbirlerini bir de alışverişte görmesinin gerektiği durumlar vardır. Böyle anlara şahitlik edilmelidir ki bahsedilen şahıs için:" Ben o kişiyi tanırım. Şöyle şöyle bir adamdır." denilebilsin. İnsan tanımak zor zanaat. Yeri gelir yaptığı kötülük yapar suya yazar unutursun; yeri gelir iyilik yapar kaya üzerine kazırsın. Nerde ne yapacağından emin dahi olamazsın. Ya da Beşir Ayvazoğlu gibi gönlünde yıllar yılı biriktirip; diğer insanlar da şahitlik etsin diye iki sayfaya uzun uzadıya yazarsın.
Yazmak güzel şey. Yazdıkça açılır, açıldıkça yazarsın. Sayfalar doldurur; kitaplar basarsın yine de yazmaya devam eder; bütün mesele olan yazmaktan kurtulamazsın. Hoş kurtulmak da istemezsin. Yazmak farklı ufuklar açmak, farklı anlamak, farklı anlatmak, milli olmak, milli olandan evrensel olana ulaşmak, geride bir eser bırakmak... Artık ne denirse, ne için yazıldığı söylenirse.
Beşir Ayvazoğlu ne için yazdığından önce ne yazması gerektiğiyle başlamış işe. Muhayyilesinde ve gönlünde barındırdığı sayamayacağı kadar çok insan var tanıdığı. İnsanların kıymetini onları kaybettikten sonra sayıp dökmenin ne kötü bir alışkanlık olduğunu bildiğinden o sırada çalıştığı proje için sık sık görüştüğü Erol Akyavaş ile başlamış yazmaya. "Bir insan al onu çöz çöz çocuk olsun" diyen Sezai Karakoç' un yolundan gidip en çok çocukluklarını anlatmış bu suretlerin. Bazen iki sayfa yazının son birkaç paragrafına sığdırmış gençliklerini. Mustafa Ruhi Şirin' de mesela çocukluk tüm kelimelerinin ardında, suretin de kalbinde olunca düğümü çözmeye gerek dahi duymamış. Bir çocuk anlatmış, o yazmış.. İlk zamanlar zihninden ve arşiv kayıtlarından yazdığı şahısları Erol Akyavaş' dan sonra; görüşmeler yaparak, biraz daha net bilgiler ışığında kaleme almaya başlamış. Ve fark etmiş ki: "Güzel adamların hepsi güzel atlara binip gitmemişler, çoğu hala aramızda yaşıyor."
Onların çoğunu tanıyor Ayvazoğlu. Necmeddin Okyay ve Annemarie Schimmel' i şahsen tanımadan; Necip Fazıl, Malik Aksel, Nezahet Nureddin Ege ve Turgut Özal' ı da ölümlerinde sonra kaleme almış. Portreleri de portrelere konu olan kişilerin doğum tarihlerine göre düzenleyip; Cumhuriyet' in ilanından önce, Tek Parti devri (1923-1946), çok partili dönem ve Onlar da Bizden diye dört kısma ayırmış.
Bahsettiği tüm suretler, çıplak gözle bakılamayan güneş, büyüklüğünde kaybolunacak ummanlar gibi. Hepsi derin, hepsi nitelikli, hepsi parlak. Hepsi birer Hezarfen olmaya aday. Ne diyelim. Böyle insanlarla tanışmak, sohbetlerine iştirak etmek bir büyük bir şans.
"Hoşça bak zâtına kim zübde- i âlemsin sen
Merdüm-i dîde- i ekvân olan âdemsin sen."
Sen ki sen....
M. Orhan OkaySilik FotoğraflarDursun GürlekAyaklı KütüphanelerDursun Gürlekİbnülemin Mahmud Kemal İnalAhmed Güner SayarSahhaf Raif Yelkenci
Orhan Okay kitabıyla başladığım bu yegane şahsiyetleri tanıma serüvenine gün geçtikçe yeni kitaplar ekliyor ve her seferinde tanıdığım bu insanların ardından hayıflanıyorum. Pek çoğunu tanımadığımız bu yegane şahsiyetlere rahmet ve minnetle...