Korku. Üç karakter var kitapta. İnsan, Palyaço ve Yorumcu. Kitap; tiyatro eseri olmasından dolayı parantez içi cümlelerde oyuncuların duruşları, halleri ve hareketleri tasvir edilmiş. Bu tasvirler diğer tiyatro eserlerinde bulunan tasvirlerden ayrı olarak, konun anlaşılmasında çok büyük etkiye sahipler.
Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Her gelen oyunla oyalanıyor ve gidiyor. Çoğu zaman da Palyaçolar oyalanmak için insana kemik atıyor. Değil sımsıkı sarılmak, ipin ucunu kaçırmış insan. Uzatılmışken göklerden Allah’ın ipi, sarılmak için ne bekliyorsun? Palyaçoların fısıldadığı kuşkulara düşmek ne korkunç. Uyanışa koşmalısın. Günümüz haz ve hız çağında Palyaço bir değil belki bin. Onların sana sunduğu taştan kalplere aldanmamalısın. “Elinizi götürünüz kalbinizin olduğu yere. Bomba mı taşıyorsunuz aşk mı? Yumuşak bir yere mi dokunuyorsunuz yoksa çok sert bir taş parçasına mı? Ama onun öz görevi çok yumuşak kalmaktı.” diyor üstad. Şimdi ellerimiz kalplerimizde. Şefkatten ve merhametten uzaklaşmış bir kalp ne kadar yumuşak kalabilir ki? Çağın hastalığı merhametsizlik.
Kitap, insanın şeytan ile olan diyaloğunu farklı bir dille ortaya koyuyor. İnsan ve şeytan dışında kalan üçüncü karakter Yorumcu, konunun anlaşılmasında bize oldukça yardımcı oluyor. Korku günümüzün hazza dayalı yaşamında tepetaklak olan insana “kendine gel” çağrısında bulunuyor.