7/10
·424 syf.··
2019 739. kitabı
·
Elif Şafak okumayalı yıllar olmuştu, en son okuduğum kitap: Aşk. Diğer kitaplarını da okumak istiyordum ama Aşk benim için son olmuştu. Mevlana ile Şems arasında anlatılan ilişkinin boyutlarından rahatsız oldum ve ne yazmaya çalışıyor diye sorgulayıp bıraktım Elif Şafak okumayı. Bu kitap ise bir nevi hediye olarak ulaştı bana, iki seneden fazla bekledim ve sonunda okudum. Havva’nın Üç Kızı nasıl bir kitap? Akıcı mı? Evet. Dili akıp gidiyor bir şekilde, konu başından itibaren sarıyor okuyucuyu, bir merak ve sorgulama hakim okuduğumuz sayfalar boyunca. Güzel mi? Kötü değil. Ama kitabın güzel olduğunu belirtecek bir nitelik vermek gerekirse; harika değil, muhteşem değil, alışılmadık değil, yazılanlar ilk değil. Belki de “güzel” ya da “kötü değil” yeterli bir niteleme. Altını çizecek, toplumu anlatacak çok cümle var içerisinde, bizzat kendimi anlatan çok cümleye de rastladım. Ama verilmek istenen mesaj ne tam olarak? Açık açık yazmaktan ziyade satır aralarına koyduklarından rahatsız oldum galiba. Şüphe iyidir ama devamlı şüphede olmayı savunmak “ruh haliniz bozulsun” demektir. (Gerçi bunu Peri/Nurperi örneğinde görebiliyoruz zaten.) Buna rağmen şüpheye bir övgü var, kanımca haddinden fazla yapılan bir övgü. Özgürlüğe yapılan övgü de (Şirin örneğindeki) fazla geldi bana. Şirin karakterini sevmedim; yazarın hayatı yaşama ve mutlu olmayı Şirin örneği üzerinden vermeye çalışmasını sevmedim. Mona daha istikrarlı ve karakterli geldi bana (kitapta daha arka planda olmasına rağmen). Azur karakterini ise eleştirdiğim noktaları olsa da genel olarak sevdim, hatta ders işleme metodundan kendi dersimde yaptıklarıma benzer noktalar bulunca daha da sevdim. Kitap okumanın önemine, güzelliğine yapılan atıflar, geçmişe fazla takılı kalmanın getirdiği sonuçlar, ifrat ile tefritin zararları güzel mesajlardandı. Toplumun cehaleti, bağnazlığın korkunç sonuçları da güzel işlenmişti. Mesela kadın muhabbetlerinin eleştirisi, bekaret kontrolü rezaleti, bir annenin tarikata kendini kaptırıp kendi çocuklarını ihmal etmesi üzerinde düşünülmesi gereken ironik noktalardı. Selma bir şeyhe körü körüne bağlanıp neredeyse tapma derecesinde severken, din adı altında davranışlar sergilerken (plaja gidip insanları dine davet etme örneğini ve farklı versiyonlarını yaşamıyor muyuz?) esas vazifesini unutması ne kadar güzel anlatılmıştı mesela. Çevremizde ne kadar Selma var ve bu ne kadar acı bir durum. (Böyle insanlardan uzak durmakla huzur buluyorum.) Ayrıca çok dikkatli bir okuyucuysanız kitaptaki anlatım bozukluklarını da görürsünüz. Mesela “Çünkü tektipçilik iyi bir şey değil de ondan” (Sayfa 304) Kitabın konusuna gelince, üç kızın hayatının üzerine kurgulu fakat olaylar Peri üzerinden anlatılıyor, Peri’nin hayatını daha iyi tanıyoruz yani esas karakter o aslında. Mütereddit Peri, münkir Şirin ve mümin Mona. Karşı inanca saygı duymayı, empatiyi anlattığı yerlerde yapılan tartışmalar çok tanıdık geldi; bazıları ezberlediğimiz diyaloglar neredeyse. Burada özgünlük olsa kitap daha güzel olabilirdi. 2016 İstanbul’unda Peri’yle başlayan hikaye geçmiş yıllara gidip (1980ler,1990lar, 2000-2002 Oxford) tekrar şimdiye (2016) gelerek devam ediyor. Kitabın sonunda okuyucuya bırakılmış yerler var, açık uçlu son diyebiliriz. Her şeye rağmen Elif Şafak okumayı özlemişim ama bu bana on sene yeter. Okumanızı tavsiye ederim, keyifli okumalar.
Edebiyat
Havva'nın Üç KızıElif Şafak · Doğan Kitap · 201619,1bin okunma
·
21 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.