Kitabı okumaya başlamadan önce bilmiyordum, hayatları kayıplarla dolu bir grup çocuğun toplumda kabul edilme çabalarını okurken, benim de en büyük kayıplarımdan birisiyle yüzleşmem gerektiğini.
Kitabın ortalarındayken, babamı toprağa emanet edip hayata devam etmem gerektiğini bilmiyordum, biliyordum kendi kanımızdan olan kardeşlerimizden başka, kan kardeş diyebileceğimiz hiç kimsenin olmadığını; fakat kendi kanımızdan olan karındaşlarımızın vefa ve cefasını bu süreçten sonra anlayabileceğimizi bilmiyordum.
Kitap tanıtımında 1932 yılında yayınlandığı ve naziler tarafından yasaklandığı, bu yüzden yazarın bu tek romanının uzun yıllar kayıp olduğu bilgisi yer alıyor. Alman sosyal hizmet görevlisi yazar Ernst Haffner kitap tanıtımında gerçekçi olarak tanıtılsa da kitapta ıslahevinde yaşananlara dair neredeyse hiç bir ibare yer almıyor. Sanırım yazar kendi meslek grubunu ya da kendini bir şekilde korumaya almış, zaten ıslahevinin ismi de H..... olarak belirtiliyor. Ayrıca tanıtımda yine olayların iki büyük dünya savaşı arasında geçtiği söylenmesine rağmen kitap içeriğinde bu süreçle de ilgili ifadeler yok.
Berlinde islahevinden kaçan bir grup çoçuk ilkin sefalet içerisinde ısınabilmek için o bardan bu bara dolaşırken para kazanmak için cep hırsızlığını tek çıkar yol olarak bulur ve hayatları bir dönem kolaylaşır. Fakat aralarından iki tanesi en başından bu süreci reddeder ve dürüstçe çalışıp ve para kazanabilecekleri bir iş kurarlar. Çetenin ismi kan kardeşler olmasına rağmen; kan kardeşlerin bağlılığını sadece bu iki çoçukta görürüz. Willi ve Ludwig..
Son sayfadan bir alıntı: İki kişi oldu mu her şey farklı oluyor. O zaman, bir gece o kadar uzun değil, o kadar soğuk değil, midenin guruldaması o kadar kötü değil. Biri öbürünü kaburgalarından iter.