·196 syf.····Okunma: 06 Aralık 2019 13:22 Öykü kitapları romanlar gibi değil benim için, yani elimden bırakamamak gibi bir durum söz konusu değil. Hatta ara vererek okumayı tercih ettiğim olmuştur çokça ama ilk kez bu kitapta bu durumu yaşamadım ya da yendim. İlk öyküyü merak ettim, sonra diğerini, sonra diğerini... Bu bu kadar güzelse sonraki ne kadar güzeldir acaba dedim, bir sonrakini okudum. Hepsi birbirinden güzeldi, en güzel diyerek diğer öykülere haksızlık etmek istemem ama bazılarını daha çok sevdim. Toplam on sekiz öyküden oluşuyor ve ilki kitaba adını veren öyküyle başlıyor. Kocasının kıymetini anlıyor sanki insan bunu okuyunca. “Diğer Müjdatlar Gibi”de bir Nazire karakteri var ki düşman başına. “Kız Kim?” sonunu baştan tahmin ettirse de çok güzeldi sadece gelinin kayınvalidesinin adını çocuğuna koymaması suç olarak işlenmiş gibi geldi, saçma ve gereksiz buldum o kısmı! Torununa kendi adını koymadığı için gelinini affetmeyen kayınvalide savunuluyor gibi geldi. Ayrıca İhsan sonradan geliyor gibi ama bekleyişte ondan da bahsedilmişti, öykü çok güzeldi ama o kısmı çözemedim. “Yine Muazzez” bana hastalıklı bir aşkı hatırlattı. Ama okuması keyifliydi, ayrılık acısını bir nevi Pollyanna gözüyle ya da ironiyle, espriyle anlatmış yazar. “Bize Bi’ Çay” değişik bir tanışma öyküsünü, evliliği ve aşkı anlatmış. Hikayeleri genelde incelikler üzerine, bu hikayede karşıdaki hiçbir şey yiyip içmediği halde kızın adamın parasının olmadığını düşünmeden çay içip durması (her ne kadar güzel bir anı olsa da, hikayenin teması olsa da) değişik geldi bana. Hani hep ince düşünmekten bahsedince, nezaket, kibarlık deyince küçücük bir yerde bile görmesek gözümüze batıyor belki de. “Barıştık” görünüşte iki gelinin amansız çekişmesi gibi duruyor ama arkasında farklı bir hikaye var, bu öyküde de hüzne mizahla yaklaşmayı başarmıştı yazar.”Sıcacık” ise bize Halim Bey’i ve Bahri’nin hikayesini anlattı. “Olanlar Oldu” bence çok renkli bir hikayeydi, insanın anormallikte sınır tanımadığını güldürerek gösterdi. “Topuğumuz” da öyleydi. “Çıkmaz Demeyin” kendini piyango biletlerine adayan ve her yılbaşı öncesi ikramiye ona çıktığında eşi Fatma’yı boşayacağını söyleyen Ayhan’ın öyküsü var. Bir ailenin mutluluğu başka ailenin mutsuzluğundan beslenir mi diye düşünüyor insan. “Aşk Olsun” yine bir evlilik hikayesi ama zor koca insanı ne hale getiriyor diye düşünmeden edemiyor insan. Bu öyküyü cidden çok beğendim ve okurken çok şey sorguladım. “Babam Yüzünden” yine bir evlilik hikayesiydi ama roller değişikti. “Tüh!” bir fırıncının daha doğrusu bir ekmekçinin hikayesi. “Armağanın Hediyesi” temizlikçi bayanın ağzından anlatılmış bir hikaye, düşündürücü ve eğlenceliydi. “Tuzlu Fıstık”, “Nihat ve Teselliperver Cemiyeti” (güzel bir terapi hikayesi), “Pekmez”, “Aklımda” hepsi de güzel öykülerdi.
Doğal öykülerdi, hayatın içinden ama sıradan hüzünlerin bile mizahla aktarımı var, tabi hikaye olunca sıradanlıktan uzaklaştığı çok oluyor konularda.
Genel olarak yazar evliliklerin öneminden ve baba’dan bahsetmiş gibi geldi bana. Bazı öyküler sonda şaşırtıyor. Ben sevdim bu kitabı. Yazarın dili sade, öyküler akıcı, hepsi de merak ettiriyor. Tavsiye ederim, keyifli okumalar.