Bir defa değil bir kaç defa okunması gereken kitap.
İnsan fıtratı gereği bir kutsalın ipine yapışmak, kendini aşan bir gayeye bağlanmak zorunda. ‘İnsan mukaddesi olandır.’ İnançları zayıf olan bile bindiği uçak türbülansa girdiğinde, yaşadığı ev depremde beşik gibi sallandığında en güçlü olana -Allah’a- sığınma ihtiyacı hissediyor. Bu gerçeği kitabın her sayfasında iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Ailesi fırınlarda yakılmış Yahudi asıllı psikiyatrist Viktor Frankl Nazi kampındaki insanları gözlemleyerek şu yargıya varmıştır: “Bu kamplarda hayata anlam ile tutunan insanlar ayakta kalmayı başardı.” 28 kişiden sadece birinin yaşama şansı elde ettiği Auschwitz kampında bir arkadaşının paltosunun cebinde Tevrat’tan yırtılmış dua sayfası bulundurduğunu, onu okuyarak acılara direndiğini anlatır. Yırtık bir sayfa, sadece yırtık bir sayfa okyanus ortasında kalakalmış bir tutuklunun can simidi olur.
Başka bir arkadaşı rüyasında 30 Martta özgürlüğe kavuşacağını görür. Rüyaya o kadar umut bağlar ki 30 Marta kadar acılara dayanır. Fakat rüya gerçekleşmez, anlaşma olmamış, özgürlük gelmemiştir. Bunun üzerine umudunu kaybeder ve ilginç bir şekilde komaya girerek 31 Mart günü ölür. Bütün tutuklular “Bu kampta ayakta kalacak mıyız?” diye sorarken Frankl şöyle sorar: “Bütün bu acıların, çevremizdeki bunca ölümlerin bir anlamı var mı?” Eğer anlam yok ise direnç geliştirmeye gerek yoktur, intihar bir kurtuluştur. Fakat eğer yaşadıklarından çıkarılabilecek bir anlam var ise acılar dayanılabilir olacaktır. İnsanın kaderini kabul etmesi, kendi talihsizliğine katlanması gerekebilir. Bazen kaderde acı çekmek yazılıdır. Ve insan çektiği acılarla o sayfayı tüketir ömründe yeni bir sayfa açılır. Ne olursa olsun umudu yitirmemek, mücadeleyi elden bırakmamak gerekir.
Bir gece demiryolu inşaatı için hendek kazdıkları sırada çok uzaklardaki bir çiftlik evinin ışığının yandığını görür. Bir anda sanki meçhul bir yerden yaşama sevinci gelir, içindeki umut yeşerir. Yıllarca göremediği hatta yaşayıp yaşamadığını bile bilmediği karısıyla böyle bir evde yaşayabileceğine dair umutlanır. Mademki terk edilmiş bir evde tekrar yaşam ışığı belirmiştir, öyleyse onun da köhnemiş bedeni esaretten kurtulabilir. Bunun için dua eder. Böyle bir inancı kendine sığınak yaptıktan sonra kendisine hakaretler yağdıran gardiyanı önemsemez; aç, sefil bir halde çalışırken bile şevkle çalışır. Tanrı’ya inancını hiç kaybetmediğini, daracık hücresinden ona yalvardığını, Tanrı’nın özgürlükle karşılık verdiğini söyler.
Çok şey öğreneceğiniz muhteşem bir kitap. Özellikle psikoloji severler için ısrarla tavsiye ederiz.