Sumer ilahileri tanrıları, kralları, mabetleri övmek için Sumer
şair ve ozanları tarafından kaleme alınmış şiirlerdir. Bu şarkılarda
yazar ya onları kendi ağzından över, veya kendi kendilerini övdürür. Şiirlerin bitiminde onların hangi çalgıların eşliğinde çalınacağı
da yazılmıştır. Bu ilahiler yalnız mabetlerde söylenen şarkılardır.
Bu şarkılardan bazıları kadın diliyle yazılmıştır. Onlar ilkçağlarda
yalnız rahibeler tarafından söylenmiş. Fakat daha sonraları onları
rahipler de okumaya başlamışlardır.
200'den fazla ilahi bulunmuştur. Bunların uzunluğu 1 00 satır ile
500 satır kadardır. Tabletlerin kırıklıkları, bozuklukları dolayısıyla
hepsi tam olarak okunamıyor. Bunların bir kısmı Sumerlilerin yaptığı edebi eserlerin kataloglarında saptanmıştır.
Sumerliler şiiri şöyle tanımlamışlar: Şiir, şarkıların kalbi, göz
alabildiğine uzanan mavi sularıyla kafamızdaki sıkıntıları alıp enginlere götüren, hafif hafif esen rüzgarın okşamaları ile bize huzur
veren bir deniz gibidir. Şiir, bilgileri öğreten, onları kuşaktan kuşağa götüren bir bağdır.
Sumerce ilahi sir'dir. * Bunlar şu şekilde sınıflandırılmış:
Sir-ama-gana = kadınların çalışma şarkısı
Sir-gal = büyük şarkı
Sir-gidda = uzun şarkı
Sir-hamun= çok sesli şarkı
Sir-teş-gal = büyük topluluk şarkısı, koro halinde
Sir-ku = kutsal şarkı
Sir-ma-gur -ra = gemicilerin şarkısı
Sir-nammar = müzikal ilahi
Sir-namgala = gala rahiplerin şarkısı
Sir-nam-ur-sag-ga = ka11raınanlık şarkısı
Sir-nam-şub = sihir şarkısı
Sir-nam-en-na = beylik şarkısı
Sir-nam-nir-ra = erkeklik, güçlülük şarkısı
Sir-nam sipat-İnanna = Tanrıça İnanna'nın çobanlık şarkısı
İlk ilahi örneğini, MÖ 2100 yıllarında yaşayan Lagaş şehri kralı Gudea'nın kendinin ve şehrinin koruyucu tanrısı Ningirsu için
yaptırdığı Eninnu tapınağının inşasını anlatan metinde buluyoruz.
Şiir şeklinde olan bu metin, kilden yapılmış iki silindir üzerine
1 350 satır olarak yazılmıştır. Aslında üç silindimüş, ne yazık ki biri bulunamadı. Diğerlerinde de kırıklıları ve bozukları yüzünden
okunamayan yerler bulunuyor. Arp ve lir eşliğinde çalınıp söylenmiş. Bu metnin başında şöyle deniyor:
Gökte ve yerde kaderler verildiği zaman
Lagaş büyük 'tanrısal güç' ile gururlanarak
Başını göğe kaldırdı ve
Dicle'nin akan bol sularıyla kutsandı.
Bundan sonra Lagaş'ın koruyucu tanrısı Ningirsu'nun Gudea'dan kendisine bir ev yaptırmasını istediği ve ona bunu rüya ile
bildirdiği anlatılıyor: Başında tanrısal başlık ve vücudunun üst kısmında aslan başlı kuşun kanatlan olan, alt kısmı tufan dalgalarını
andıran korkunç büyüklükte bir adam, Gudea'ya rüyasında, kendisine bir tapınak yapmasını emrediyor. Fakat Gudea bu sözleri anlamıyor. Yine başka bir rüyada, tan yerinden güneş gibi bir ışık yük seliyor. O arada, elinde altın bir kalem bulunan ve bir kil tableti inceleyen bir kadın görünüyor. Tabletin üzerinde gökteki yıldızların
resmi var. Derken üzerinde bir evin planı çizilmiş mavi taştan (lapis lazuli) bir tableti tutan bir kahraman görünüyor. O, elinde bir sepet olan Gudea'nın önündeki tuğla kalıbına bir tuğlayı koyuyor. Diğer taraftan iyi bakılmış bir eşek sabırsızlıkla toprağı eşeliyor.
Bu rüyanın neyi anlatmak istediğini bilmeyen Gudea, rüya yorumcusu Tanrıça N anşe'ye sormak istiyor. Fakat Tanrıça, Lagaş'ın
Nina denilen yerinde oturuyor. Oraya ancak bir kanal yoluyla gidildiğinden Gudea bir tekne ile yola çıkıyor. Giderken yolunun üzerindeki şehirlere uğrayıp onların tanrılarına, kendisini desteklesinler diye kurbanlar sunuyor. Nina'nın iskelesine gelince başı dik olarak tapınağın avlusuna giriyor. Orada da kurbanlar, içkiler sunuyor,
dualar ediyor ve Tanrıça'nın yanına girerek rüyasını anlatıyor. O da
rüyayı tek tek şöyle yorumluyor: "başında tanrısal tacı, aslan başlı
kuşun kanatlan ve alt kısmı tufanın dalgaları gibi olan adam kardeşim Tanrı Ningirsu'dur, sana kendisi için bir tapınak yapmanı istiyor" diyor. Tanrıça yorumlamasını sürdürerek, tan yerinden güneş
gibi yükselen ışığın, Gudea'nın şahsi tanrısı Ningişzida, elinde altın
kalem ile gökte yazılanların çizildiği tableti elinde tutan kadının
Yazı Tanrıçası Nidaba olduğunu ve Tanrıça'nın ona yapacağı tapınağı kutsal yıldızların bildirdiğine göre yapmasını önerdiğini, elinde mavi taştan tablet tutanın Mimarlık Tanrısı Nindul, tabletin üzerindeki resmin de yapılacak olan tapınağın planı olduğunu anlatıyor. İçinde kader tuğl ası olan tuğla kalıbıyla sepeti ise, Eninnu tapınağının tuğlaları ve onları taşıyacak sepet, yeri eşeleyen bakımlı
eşeği de tapınağı yapmaya sabırsızlanan Gudea'nın kendisi olarak
yonımluyor. Tanrıça Nanşe Gudea'ya, çok süslü erkek eşek koşulmuş savaş arabasını, tanrıların amblemlerini ve silahlarını , davulların sesleri arasında Tanrı Ningirsu'ya sunmasını öneriyor. Hepsi yapılıyor. Gudea'ya başka bir rüyasında Tanrı Ningirsu, tapınak için daha ayrıntılı emirler veriyor. Lagaaş'ı bolluk ve bereketle kutsuyor. Gudea'ya, halkının Eninnu tapınağını büyük bir zevkle yapacaklarını, kerestesini, taşını, madenlerini dünyanın çeşitli ülkelerinden getireceklerini söylüyor. Gudea uykudan uyanıyor. Tanrıya
kurbanlar yaptıktan sonra işe koyuluyor. Buna ait satırlar şöyle:
Ensi (şehir beyi, kralı) şehrini tek adam gibi yönetti.
Lagaş halkını, bir annenin çocukları gibi birleştirdi.
Ağaçlar dikti, dikenleri söktü,
Yakınmaları geri çevirdi, kötülükleri döndürdü.
Anne çocuğunu azarlamadı, çocuk annesine saygısız konuşmadı.
Fena davranan kölenin başına, efendisi vurmadı.
Terbiyesizlik eden köle kızın yüzüne, hanımı vurmadı.
Eninnu tapınağına yaparken Gudea'ya kimse suç getirmedi.
Ensi şehri ateşle temizledi.
Temiz olmayanları şehirden attı.