Gönderi

9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2019 80. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2019 23:15
NE MÜNASEBET! Bir internet sitesinde "yazar derdi olan, sözü olan, itirazı olan kişidir" diye bir cümle okumuştum. Bizim yazarımız Walter Sinnott-Armstrong da söyleyecek pek çok şeyi, yapacak yığınla itirazı olan bir yazar. Kendisi yıllarca evangelist bir Hristiyan olarak yaşadıktan sonra ateizmi seçmiş olan bir felsefe profesörü. Benimsemiş olduğu ahlâki anlayış dahilinde, oldukça uzlaşmacı ve naif bir üslup ile kaleme almış bu kitabı. Bu yüzden okurken ön yargı ve öfke ile yaklaşılmadığı taktirde kendisinden öğrenecek pek çok şeyimiz olacaktır. Öncelikle kitabın biçiminden kısaca bahsetmek istiyorum. Genelde dümdüz yazılan kitaplar belirli bir süre sonra okuyucuda zihinsel kopmalara neden olur. Bu sebeple bölümlere ayrılmış olan kitaplarda, benim 'nefes alma payı' olarak adlandırdığım duraklamalar olması, kitaba hakimiyeti artırır. Elimizdeki kitap da bu yapıya sahip olduğu için okumayı kolaylaştırıp, sağladığımız faydayı artırıyor diyebilirim. Ki zaten araştırma, inceleme, deneme tarzı eserler genelde bu yöntemi benimser. Şimdi biraz da kitabın yazılma amacından bahsetmek istiyorum. Armstrong'un kitabı yazmasındaki temel sebep adından da anlaşıldığı üzere, ahlâk kavramının Tanrı ya da din olgularından bağımsız olduğunu ispatlamak. Fakat yazarımızın yapmak istediği şey bir de, teist bireylerden almış olduğu olumsuz tepkilerden, hakaretlerden, yaftalamalardan vs bıkmış ve biraz da incinmiş olması sebebiyle itirazlarını dile getirmek. Gelelim kitabımızın en önemli kısmına, yani içeriğe. Ahlâk kavramı üzerine pek çok fikir ortaya atılmıştır. Ben bunlar arasında ahlâki kuralların tarihsel süreç içerisinde ve toplumdan topluma değiştiğine inanırım. Fakat Armstrong bu konuda şöyle bir yorum yapıyor. Ona göre ahlâki yanlışlar ve doğrular tüm zamanlarda, tüm toplumlar için aynıydı fakat bunların ahlâklı ya da ahlâksız şeklindeki yorumları farklıydı. Aslında düşündüğümüz zaman ikisi de birbirine yakın teoriler gibi geliyor. Yazar eleştiri ve karşılaştırma yaparken Hristiyanlığı ve Kitab-ı Mukaddes'i baz alıyor. Bu bağlamda diğer dinler ile alakalı bir yorum yapmıyor. Okurken benzerlikleri keşfetmek ve sorgulamak da bize kalıyor. Armstrong'a göre ateistler zarar esaslı ahlâk anlayışını benimsiyor. Buna göre, bir eylem sergilendiği taktirde zarar yaratıyorsa ahlâksızdır. Bunu belirlemek için de Tanrı ya da dini öğretilere gerek duymuyor. Kişiler bunu vicdani ve zihinsel olarak algılayabiliyor. Fakat teistlere göre, bir eylemin ahlâksız olması için kutsal öğretilerce yasaklanmış olması yeterlidir diyor. Özellikle cennet müjdesi ve cehennem tehdidi yazarın en çok üzerinde durduğu konu. Teistlerin sergilemiş olduğu ahlâki davranışların cennete ulaşma amacıyla olduğunu, ateistlerin ise böyle bir niyetten uzak olduğu için tamamen zarar yaratmamak için ahlaksızlıktan uzak durduğunu iddia ediyor. Nitekim düşündüğümüz zaman, yüce bir yaratıcının insanların yaptığı hiçbir ibadete, yardıma vs ihtiyacı olmadığı; yapılan tüm iyi şeylerin kişinin kendi çıkarına olduğu akla geliyor. Bir diğer konu ise, suç ve suç oranları hakkında. Armstrong kitapta, bazı suçların teist ve ateist gruplar içindeki dağılımlarını inceleyen bir takım deneylere ve sonuçlarına yer vermiş. Bu bağlamda yorumlar ve çıkarımlar yaparak ahlâk kavramından doğan suçların, Tanrı ve din olgusuna dayanmadığını ispatlamaya çalışmış. En önemli kıyaslardan biri ise seküler toplumlar ve dindar toplumlar arasındaki karşılaştırmadır. Örneğin seküler anlayışa göre toplumlar zarar esaslı ahlakı benimseyerek bireyler arası dışlamayı ortadan kaldırabilirken, dindar topluluklarda bu pek de mümkün olmuyor. Haliyle ahlâklı olalım derken bireyler birbirlerine zarar verebiliyorlar. Bunun en güzel örneği de homoseksüellere, ateistlere, agnostiklere, hatta bazı toplumlarda kadınlara yapılan ötekileştirme ve uzaklaştırma politikaları. Kitapta, sunulan fikirlerin anlaşılması adına pek çok örnek verilmiş fakat bazı noktalarda bu örneklerin uzatılmış olması bende olumsuz bir algı yarattı, yalnız bu her okuyucuda aynı etkiyi yaratmayabilir elbette. Son olarak kitapta ve yazarda en çok sevdiğim öğreti şuydu. Gerek teistler gerekse ateistler kendi inançları ve fikirleri doğrultusunda, karşılıklı nezaket çerçevesinde konuşmayı başaramazlar ise ne gelişim sağlanabilir ne de bu savaş sona erer. Böyle bir durumda oluşacak kaos kar topu etkisi ile günden güne daha çok büyür ve her iki taraf da çığ altında kalarak büyük zarar görür. En önemli soru, bu kitap bana ne kazandırdı? Her ne olursa olsun, tüm fikir sahiplerinin birbirlerinden öğrenecek mutlaka bir şeyleri vardır ve var olmaya da devam edecektir. Bu anlayışa göre; Bana "Tanrısız ahlâk mümkün değildir" diyen birine söyleyeceğim tek bir şey var. "Ne Münasebet :)"
Din
Tanrısız Ahlak?Walter Sinnott Armstrong · Ayrıntı Yayınları · 2024526 okunma
··
1.194 Gösterim
17 Yorum
Doğuştan ahlaki farkındalığa sahip olduğunuz için böyle düşünmeniz doğal fakat dediğim gibi bir temele sahip değilsiniz. Pekala biri çıkıp ben objektif ahlaka inanmıyorum. Sonuçta biz tesadüfen meydana geldik ve bir sınırlama kabul edemem. Onun için daima kişisel çıkarımı düşünürüm. Böyle diyen bir insanla siz eşitsiniz. Ancak ilahi adalet var ise bu problem çözülür. Ahlaki farkındalığa sahip olmayı kabul ediyorum Fakat neden ahlaki olanı yapmalıyım sorusunun cevabı tatmin edici değil. Ben kesinlikle şahsi çıkarımı düşünürüm toplumun barışı, kardeşliği gibi şeyler umurumda olmazdı. Nasıl olsa iyilik=ahlaksızlık farketmez.
Bu konuda ben de kendi fikrimi söylemek istiyorum: İnsan da diğer canlılar gibi evrimsel sürece tabidir. Dünya denilen oldukça yaşlı bir gezegen üzerinde, bu yaşa kıyasla oldukça yeni sayılabilecek bir canlıdır Homo sapiens veya 'insan'. Neyse, nasıl diğer birçok özelliği uzun evrimsel süreç içinde oluştuysa ahlak denilen kavram da bu süreçte oluşmuştur. İnsan pek çok özellikle bakımından diğer birçok hayvandan geride kalan bir canlıdır. Bizi diğer canlılara kıyasla one çıkaran (tabi aslında bir yarış da yok aramızda, diğer canlılar kendi özellikleri doğrultusunda yaşıyorlar) dünyaya daha çok yayan bilgi ve bilginin aktarimidir. Bu da Kültür denilen olgudur. Bu da toplum içinde yaşamın bir getirisidir. Haliyle ahlak da sonuç itibariyle toplum içinde yaşamanın kazandırdığı bir olgu insana büyük ölçüde. Bunun dışında çıkar konusuna gelecek olursak, insan zaten en nihayetinde kendi çıkarıni düşünür. Siz de ben de o da. Mesela siz iyilik yapmayı veya kötülük yapmaktan sakinmayi Tanrı korkusuna, sınav inancına dayandiriyorsunuz. Yani ateşten kurtulmak için veya gül bahçeler içinde yaşamak için iyilik yapıyor veya kötülükten kaciniyorsunuz; bu da çıkar gözetmedir. Aslında kendi savundugunuz düzlem de eleştirdiginiz düzlemle benzerdir. Toplum içinde yaşıyoruz. Ben birine zarar verecek olsam, hukuksal açıdan ceza göreceğim. Görmemiş olsam da bu toplumun uzun süreç sonunda oluşturduğu bir kültür kavramı içinde yazısız kuralları var ve bunlara riayet etmediğim için kendimi suçlu veya kötü hissedeceğim. Veya hukuksal bir ceza gerektiren bir şey olmasa da çevremden kinanma vs göreceğim. Bunlar olmasa da dediğim gibi aynı şeylerin bana da yapilabilme ihtimalinden dolayi kendimi kötü hissedeceğim. Çünkü ben bir başkasına bunu yapıyorsam, bir başkası da aynı şekilde bana yapabilir. Bir başkasının bana yapmasını istemiyorum, ben de yapmayayim bunu diye düşünürüm. Ayrıca bu tarz özellikler yani ahlaka dair şeyler dna'miza geçiyor diye biliyorum. Birçok çalışma var. Ve birçok açıdan değerlendirilebilecek bir olgu bu. Ben sizin sözlerinizden şunu anlıyorum; Tanrıya inanmazsak neden iyilik yapalım neden kötülükten sakinalim? Bir şeyi ne kadar sık ve ne kadar çok tekrarlarsa insan ona o kadar inanıyor veya ondan o kadar şüphe duymamaya, onu mutlak doğru bilmeye başlıyor. Ahlakın Tanrıya dayandirilmasi da buna benziyor. Bundan şüphe etmiyorsunuz, bunu mutlak doğru veya oldukça tutarlı diye düşünüyorsunuz. Madem öyle Tanrıya inanmayan veya bir dine inanmayan insanları kötülükten alikoyan nedir? Her şey serbest ise onlar için neden kötülük yapmıyorlar? Neden iyilik yapıyorlar? İyilik yapmak veya kötülük yapmamak için illa başımızın üzerinde ilahi bir güvenlik kamerasina veya kimsenin görmediği bir cennet veya cehennem vaadine mi ihtiyacimiz var? Eger bu şekilde ise ahlak ben bu tarz bir ahlak anlayışından korkarım. Çünkü o güvenlik kamerasini kafasına göre başka taraflara çevirip her halti yapabilir insan, ki yapıyorlar, ayrıca şu da var, Tanrı her şeyi bagisliyor inancı çok önemli ve insanların temel siginagi oluyor. En nihayetinde bir gün tövbe ederim çok pişman olurum yani bagislanma şansım var benim diyerek insan birçok kötülüğü gönül rahatlığıyla da yapabilir. Yani rasyonel temellendirme dediğiniz ahlaki Tanrıya dayandirarak, dine dayandirarak açıklama aslında o kadar da rasyonel değildir.
İncelemeni okuduktan sonra yorumlara da bir bakayım dedim ama içinden çıkamadım:) Türkiye’de her yaş grubunda on kişiden en az yedisinin Tanrı inancının ahlaklı olmak için gerekli olduğunu düşündüğünü gösteren bir araştırma okumuştum. Eğer durum gerçekten böyleyse, neden kendi insanımız kendi milletinin yolsuzluğundan, ahlaksızlığından yılmış durumda? Bu ne Yaman çelişki Ecem:) Düşüncelerine katılıyor, bu güzel inceleme için ellerine sağlık diyorum kuzum. 🌸♥️🌸
Ecem
Gönderi Sahibi
Beğenmene çok sevindim canımın ici teşekkürler😍😍 o yılgınlığın temel sebebi aslında kafalarındaki o inançta. Tanrısız ahlak olmaz inancında. Ahlaklilar bu inanca saplanıp kaldığı için kendilerine şunu soruyorlar. İnançlı biri nasıl olur da bu denli ahlaksiz ve bu denli suça meyilli olur? Olay bu kadar basit degil iste bunu her gun görüyoruz. Keşke her sey Tanrı inancı ile cozumlenebilse ama malesef bu imkansiz. Çözüme kavusacak miyiz bilmiyorum ama daha iyiye gittigimiz günleri gelecektir umarım🌻🐢🤗
Tanrının varlığını öncelikle temellendirmen lazım adem kardeşim. Sen en baştan yaratıcının olmadığını kabul edip tüm paradigmanı bunun üzerine inşa edersen çökersin. Yaratıcıya belki vardır diye inanmıyoruz. Rasyonel temellendirme yapıp inanmak için çok iyi nedenlerimiz var diyoruz. SOMUT KANIT? Tabiki de tanrıyla görüştüm karşılıklı konuştum o yüzden inanıyorum demiyorum. Fakat Tanrı sana AKIL diye bir şey vermiş ve rasyonel çıkarımlar yapabilme yetisine de sahipsin. Sen en makul/mantıklı olanı tercih edeceksin. Senin ateizm adına inanılmaz argümanların varsa dinlemek isterim. Ama benim tanrı adına sağlam delillerim var. Ortak akıldan bahsediyorum soruma soruyla karşılık veriyorsun Ahlakın kökenini ancak tanrı varsa temellendirebilirsin diyorum. Bu felsefenin en temel ve ciddi konusudur. Bir çok popüler/ünlü ateist nesnel ahlak yoktur diyor ve gerçekten de Tanrı yoksa her şey mübahtır. İnsanları döndürme mi? böyle bir propaganda asla yapmıyorum haddim de değil
Orçun bey, ince ayar falan yok. Ama siz inanabilirsiniz buna da, bir lafım yok. Son zamanlarda ekranlarda birtakım felsefeciler dolaniyor, Batı'nın(Hristiyan) 200 sene önce üzerine tartışıp hallettigi, cevaplandirdigi savlari aklınca dini ve tanrıyı temellendirmek ve de insanları dinde tutmak için, dine rasyonel bir hava katmak için kullanıyorlar. Bizim toplumda da birçok insan sanki Amerika'yı yeni keşfetmis gibi oluyor bunlar karşısında ama benim karnim tok bunlara. Haliyle de uzatmaya da gerek yok. Bakınız, ben müslüman bir ailede ve Müslüman bir toplumda doğdum, büyüdüm. Herkese olduğu gibi bana da bu din empoze edildi. Sorgulamalarima çoğu zaman cehennem korkusu, Tanrı korkusu vb ket vurdu. Sonra sizin şu an yaptığınız gibi Tanrıyı olsun dini olsun rasyonel düzleme oturtma çabalarım oldu. Önce az önce dediğim gibi amerikayi yeniden kesfettim. Mutlu oldum, ne kadar rasyonel bir inancım varmış benim falan dedim. Lakin ket unsurları aşıp daha derinlemesine sorgulayinca ve hiçbir on kabule saplanmadan sorgulayinca aslında burnumun ucunda olanları ne kadar yanlış gördüğümun farkında vardım. Bu açıdan ben sizi anlıyorum, ben olduğunuz yerden geliyorum lakin bu saydiginiz kanıtlar, savlar üzerine ben kafa yorali oldu bir zaman ve geçtim oradan ben. Tabiki siz bu savlari ve kanıtları rasyonel kabul edebilirsiniz, bir şey diyemem ancak ben kabul etmiyorum beyefendi bunları, mantıklı değil bence yani. Aile konusunda sanırım demek istediğimi anlamiyorsunuz. İbni Haldun demiştir; Coğrafya kaderdir diye, biliyorsunuzdur zaten. Bir Kültür içine doğuyoruz. Doğar doğmaz bu kültür içinde buyuyoruz. Siz en basitinden Hristiyan bir ülkede doğmuş olsaniz şimdi aynı savlarla teslisi bana rasyonel bir şey olarak kanitlanamaya veya sunmaya çalışacaktıniz. Başka dinlerin olduğu yerde dogsaniz o dinlerin doktrinlerini keza... ateist ailede doğsaniz dediğiniz gibi belki de ateizmi aynı şekilde... Yani doğmuş oldugunuz ailenin, çevrenin, toplumun inancı, dini sizi hayatınız boyunca veya bir süre ama daha çok hayatı boyunca oluyor, bağlar. Ona göre düşünür onu mutlak doğru bilir onu merkeze alıp sorgular insan. Demek istediğim bu. Siz bunu merkeze almadan son derece özgürce sorgulayabiliyorsaniz da öyle inaniyorsaniz ne mutlu size. Bana sormadiniz biliyorum da yine de diyeyim ben aileye (keza ailem müslüman), çevreye (keza çevrem müslüman), topluma (keza büyük çoğunluğu müslüman) bakmadan, bunların bana empoze ettiği dine, inanca saplanmadan sorgulayip rasyonel, makul ve mantıklı nedenlerden dolayı herhangi bir dine ve teistik bir Tanrıya inanmıyorum. Bu benim fikrim. Başkası inanır, onu bağlar. Bir şey demiyorum. Ancak kimse benim görüşume akılsiz diyemez. Hala bunun için özür bile dilemediniz, neyse sağlık olsun. Tekrardan iyi akşamlar size.
Ecem hanım kitap incelemeniz için teşekkürler. Ateist bir arkadaşımız elbette dindarlar kadar hatta dindar insandan bile daha ahlaklı olabilir.Fakat bunun rasyonel temeli ne ? neden bunu şahsi çıkarın varken böyle yaptın? şeklinde sorduğumuzda işte içimden öyle geliyor şeklindeki cevap tatmin etmiyor. Kaldı ki ahlakın doğuştan(fıtrattan) gelen temellerinin sahipsiz/kendi kendine olduğu gibi bir yanılgıya da insanların düşmemesi gerekir.
Ecem
Gönderi Sahibi
Merhaba Orçun bey. Cevap "içimden öyle geliyor" değildir. Cevap pek çok insan için farklı şekilde çeşitlenebilir. Mesela bana neden ahlaklı bir tutumu ilke edindin diye sordukları zaman cevabım şu olacaktır. "Ben insanlığın gelişimini, huzur içinde devamının sağlanması temelini uyum içinde yaşamaya, birlikte karşılıklı fayda sağlayarak yol kat etmeye dayandırırım. Ahlâk kavramı fayda esaslıdır, haliyle bu dediklerimi uygulamak da ahlaklı insan olmakla dogrusaldır." İşte bu yüzden ahlak kavramını tanrıya ya da dine dayandırmak mecburi değildir.
"Aldanma insanların samimiyetine! Menfaatleri gelir her şeyden önce. Vaad etmeseydi Allah cenneti; O’na bile etmezlerdi secde.”
Ecem
Gönderi Sahibi
Öyle mi, teşekkür ederim. Güzel bir dörtlükmüş.
Reklam
Daha önce sizin incelemeleriniz sayesinde 2 kitap okumuştum ve yine yapmış olduğunuz inceleme sayesinde okuma listeme dahil edeceğim bir kitabım oldu. İncelemeniz harika bu arada teşekkür ederim emekleriniz için
Ecem
Gönderi Sahibi
Estağfurullah Hakan bey. Dediğiniz gibi o iki kitaptan da çok alıntı paylaşmıştım ve bu denli kıymetli kitapları okumuş olmanıza ayrıca sevindim. Teşekkür ederim.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.