Adı:
Tanrısız Ahlak?
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755396361
Orijinal adı:
Morality Without God?
Çeviri:
Attila Tuygan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Kitabın başlığı ne anlama geliyor? İlk sözcüğün üstü niye çizili? Çünkü bu kitabın hedefi, gerçekte Tanrısız ahlak konusunda bir sorun olmadığını göstermektir. Sadece yalın ahlak vardır.
Bu nokta tartışmaya açık olmamalı; fakat öyle. Teistler esasen, hangi nedenle olursa olsun, ahlakın dine bağlı olduğuna inandıkları için teisttirler. Bazıları ahlakı dinden ayırmazlar bile. Kitab-ı Mukaddes sadakati sevgiden ayırır (1 Korintoslular, 13:13); fakat Kitab-ı Mukaddes'i izlediğini söyleyen pek çok kişi dini sadakati ve ahlakı ayrılmaz görmektedir.
Ne yazık ki öbür taraf bu hatayı tekrarlamaktadır. Çoğu ateist ve agnostik de ahlakla dini özdeşleştirir. Dini terk ettiklerinde, ahlakı da veya en azından nesnel ahlakı da terk ederler. Örneğin Richard Taylor, "Ahlaki yükümlülük kavramı Tanrı fikrinden ayrı tutulduğunda muğlaktır" diye yazar. Bu tür önermeler dinin korkularını teyit eder; fakat ahlakı dinden ayırmayı reddetmekle neredeyse aynıdır.
Bu yanılsama tehlikelidir. Hükümetimizin Kilise ile devlet arasında bir ayrıma ihtiyacı vardır; ama bu ayrım ahlakla devlet arasında değildir. Hepimiz herhangi bir tanrıya ya da dine inanmayan birilerini tanırız ve eğer ahlaka inanmadıklarını düşünüyorsak onlarla bir araya gelmek çok güç olacaktır. Bu ayrımı iyice kavramazsak, teorilerimiz arapsaçına döner ve hayatlarımız sıkıntılı bir hal alır.
128 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
NE MÜNASEBET!

Bir internet sitesinde "yazar derdi olan, sözü olan, itirazı olan kişidir" diye bir cümle okumuştum. Bizim yazarımız Walter Sinnott-Armstrong da söyleyecek pek çok şeyi, yapacak yığınla itirazı olan bir yazar. Kendisi yıllarca evangelist bir Hristiyan olarak yaşadıktan sonra ateizmi seçmiş olan bir felsefe profesörü. Benimsemiş olduğu ahlâki anlayış dahilinde, oldukça uzlaşmacı ve naif bir üslup ile kaleme almış bu kitabı. Bu yüzden okurken ön yargı ve öfke ile yaklaşılmadığı taktirde kendisinden öğrenecek pek çok şeyimiz olacaktır.

Öncelikle kitabın biçiminden kısaca bahsetmek istiyorum. Genelde dümdüz yazılan kitaplar belirli bir süre sonra okuyucuda zihinsel kopmalara neden olur. Bu sebeple bölümlere ayrılmış olan kitaplarda, benim 'nefes alma payı' olarak adlandırdığım duraklamalar olması, kitaba hakimiyeti artırır. Elimizdeki kitap da bu yapıya sahip olduğu için okumayı kolaylaştırıp, sağladığımız faydayı artırıyor diyebilirim. Ki zaten araştırma, inceleme, deneme tarzı eserler genelde bu yöntemi benimser.

Şimdi biraz da kitabın yazılma amacından bahsetmek istiyorum. Armstrong'un kitabı yazmasındaki temel sebep adından da anlaşıldığı üzere, ahlâk kavramının Tanrı ya da din olgularından bağımsız olduğunu ispatlamak. Fakat yazarımızın yapmak istediği şey bir de, teist bireylerden almış olduğu olumsuz tepkilerden, hakaretlerden, yaftalamalardan vs bıkmış ve biraz da incinmiş olması sebebiyle itirazlarını dile getirmek.

Gelelim kitabımızın en önemli kısmına, yani içeriğe. Ahlâk kavramı üzerine pek çok fikir ortaya atılmıştır. Ben bunlar arasında ahlâki kuralların tarihsel süreç içerisinde ve toplumdan topluma değiştiğine inanırım. Fakat Armstrong bu konuda şöyle bir yorum yapıyor. Ona göre ahlâki yanlışlar ve doğrular tüm zamanlarda, tüm toplumlar için aynıydı fakat bunların ahlâklı ya da ahlâksız şeklindeki yorumları farklıydı. Aslında düşündüğümüz zaman ikisi de birbirine yakın teoriler gibi geliyor.

Yazar eleştiri ve karşılaştırma yaparken Hristiyanlığı ve Kitab-ı Mukaddes'i baz alıyor. Bu bağlamda diğer dinler ile alakalı bir yorum yapmıyor. Okurken benzerlikleri keşfetmek ve sorgulamak da bize kalıyor.

Armstrong'a göre ateistler zarar esaslı ahlâk anlayışını benimsiyor. Buna göre, bir eylem sergilendiği taktirde zarar yaratıyorsa ahlâksızdır. Bunu belirlemek için de Tanrı ya da dini öğretilere gerek duymuyor. Kişiler bunu vicdani ve zihinsel olarak algılayabiliyor. Fakat teistlere göre, bir eylemin ahlâksız olması için kutsal öğretilerce yasaklanmış olması yeterlidir diyor.

Özellikle cennet müjdesi ve cehennem tehdidi yazarın en çok üzerinde durduğu konu. Teistlerin sergilemiş olduğu ahlâki davranışların cennete ulaşma amacıyla olduğunu, ateistlerin ise böyle bir niyetten uzak olduğu için tamamen zarar yaratmamak için ahlaksızlıktan uzak durduğunu iddia ediyor. Nitekim düşündüğümüz zaman, yüce bir yaratıcının insanların yaptığı hiçbir ibadete, yardıma vs ihtiyacı olmadığı; yapılan tüm iyi şeylerin kişinin kendi çıkarına olduğu akla geliyor.

Bir diğer konu ise, suç ve suç oranları hakkında. Armstrong kitapta, bazı suçların teist ve ateist gruplar içindeki dağılımlarını inceleyen bir takım deneylere ve sonuçlarına yer vermiş. Bu bağlamda yorumlar ve çıkarımlar yaparak ahlâk kavramından doğan suçların, Tanrı ve din olgusuna dayanmadığını ispatlamaya çalışmış.

En önemli kıyaslardan biri ise seküler toplumlar ve dindar toplumlar arasındaki karşılaştırmadır. Örneğin seküler anlayışa göre toplumlar zarar esaslı ahlakı benimseyerek bireyler arası dışlamayı ortadan kaldırabilirken, dindar topluluklarda bu pek de mümkün olmuyor. Haliyle ahlâklı olalım derken bireyler birbirlerine zarar verebiliyorlar. Bunun en güzel örneği de homoseksüellere, ateistlere, agnostiklere, hatta bazı toplumlarda kadınlara yapılan ötekileştirme ve uzaklaştırma politikaları.

Kitapta, sunulan fikirlerin anlaşılması adına pek çok örnek verilmiş fakat bazı noktalarda bu örneklerin uzatılmış olması bende olumsuz bir algı yarattı, yalnız bu her okuyucuda aynı etkiyi yaratmayabilir elbette.

Son olarak kitapta ve yazarda en çok sevdiğim öğreti şuydu. Gerek teistler gerekse ateistler kendi inançları ve fikirleri doğrultusunda, karşılıklı nezaket çerçevesinde konuşmayı başaramazlar ise ne gelişim sağlanabilir ne de bu savaş sona erer. Böyle bir durumda oluşacak kaos kar topu etkisi ile günden güne daha çok büyür ve her iki taraf da çığ altında kalarak büyük zarar görür.

En önemli soru, bu kitap bana ne kazandırdı?
Her ne olursa olsun, tüm fikir sahiplerinin birbirlerinden öğrenecek mutlaka bir şeyleri vardır ve var olmaya da devam edecektir.

Bu anlayışa göre;

Bana "Tanrısız ahlâk mümkün değildir" diyen birine söyleyeceğim tek bir şey var.

"Ne Münasebet :)"
128 syf.
Yazar, kitabının Dostoyevski'nin İvan Karamazov karakterinin meşhur sözü "Tanrı yoksa(öldüyse) her şey mübahtır" sözüne bir nevi tekzip olduğunu hemen başta belirtmiş. Bu söylem teistler tarafından çok tutulan bir söylemdir. Bunun arkasında yatan felsefe: Tanrı ahlakın dayanağıdır, insanlara nesnel iyi ve doğruyu (ahlakı) soyleyebilecek yegane güçtür, haliyle böyle bir güç yoksa insanlar için nesnel iyi ve kötü yani nesnel ahlak söz konusu değildir şeklindedir. Yazar ayrıca Nietzsche'nin bu söylem hakkında teistler tarafından adının anıldığını dile getirmiş. Peki bu söylem ve arkasında yatan felsefe ne kadar doğrudur veya ona ne kadar yaslanabiliriz?

Tanrı insanlara emir vererek bir ahlaki bir yapı düzenler. Tanrının emirleri katiyen sorgulanamaz ve her insan da bunlara harfiyen uymak zorundadır. O halde bir olgunun kötü olmasının yegane yolu bunun Tanrının emirlerinde buna kötülük atfedilmesidir. O halde, tecavüz edilmemesinin kötü olduğunun kötü olmasını nasıl Tanrının emirlerinde bulabiliyorsak pedofili, ensest, cinayet, hırsızlık vs durumların hepsini de bulabilmeliyiz. Peki en azından bu saydiklarimiz arasında pedofilinin açıkça kötü olduğunu Tanrının emirlerinde bulabiliyor muyuz? Veya köleliğin kötü olduğunu Tanrının emirlerinde bulabiliyor muyuz? Hayır özellikle köleliğe izin verildiğini yani normal görülüp, böyle bir kurumun varlığının kabul edildiğini görüyoruz. Peki ahlakın dayanağı yegane güç olan Tanrı kölelik kurumunu kabul etmesine karşın şu an neden köleliğe karşı insanlar? Eğer ahlak Tanrının emrine dayanıyor yani onun emirlerine uymak ise şu an köleliğe karşı olan herkes 'ahlaksizlik' yapmış olmuyor mu? Veya homoseksüellige oldukça açık bir şekilde karşı çıkan ve onu ahlaksız sayan ahlakın yegane dayanağı Tanrı, pedofiliye açıkça neden karşı çıkıp, onu kötü olarak nitelememis; açıkçanın altını çizerim. Çünkü homoseksuelligin ahlaksız sayılması dinlerde gayet net olmasına karşın pedofili üzerinde tartışma mevcuttur. Bu konulardaki yorumları herkes biliyordur az buçuk, kız çocukları falanca bölgelerde erken olgunlaşıyorlar veya falanca zamanlarda kadının toplum içindeki konumu gereği erken evlenmesi gerekiyor vs vs. Ancak bu sefer bu yorumlar başka sorunlara yol açar: Tanrının emirleri ile oluşan ahlak düzeni evrensel ve her çağa hitap eder. O zaman şu an biri çıkıp 18 yaşından küçük hatta 15 yaşından küçük bir kızla hatta birden fazla kızla evlenirse kimi dinlerde bu ahlaksız sayilmayabilir. Ancak şu anki mevcut hukuk düzeninde bu suçtur. Peki şu an insanlara bu durum özelinde; "Bir insanın 18 veya 15 yaşından küçük kızlarla hatta birden fazla kızlarla evlenen bir kişinin yaptığı bu işlem mi ahlaksız gelir yoksa bu işleme ceza veren modern hukukun kararı mı?" diye soralım. Eger cevap ilki ise, kişi kendi inandığı dinin gerektirdiği ahlak sistemini ahlaksız bulmuş olur. O halde şu sonuca varamaz mıyız: Kötü olgular vardır ve bunlar her devirde kötüdürler lakin insanların bunlara kötülük atfetmesi zamandan zamana farklılık gösterir. Ve bununla birlikte bu kötü olgular kişinin sağduyularina dayanır yani, daha dogru ifade edecek olursak Tanrısal emirlere dayanmazlar. Tanrısal emirlere dayanmadan bu olgular halihazırda insanlar tarafından kötü olarak bilinirler. Yazar bunu savunuyor diyebilirim.

Ayrıca Tanrı, insanlara öldürmeyi, esir almayi vs de emreder kimi dinlerde; o halde teistik görüşte bunlar ahlaken iyidir. Çünkü Tanrının emridir. Buna uymak zorunludur. Yazar teistik görüşe oykunerek "Eger ahlakı, Tanrının emirleri tayin ediyorsa, her şey mübahtır" diyor. Çünkü Tanrı her şeyi emredebilir, Tanrı şunu emredemez de diyemeyiz çünkü en iyiyi sonuç olarak o bilebilir. Nitekim birtakım dinlerin birtakım kissalarindan çıkan derse göre, bizim şu an kötü olarak gördüğümüz şeyler bütünde iyidirler; sadece biz bunların farkında değilizdir. O halde Tanrının emirlerini katiyen sorgulayamayiz ve en önemlisi Tanrı şunu emretmez de diyemeyiz. Nitekim kendi oğlunu kes diye emreden veya git falanca yerde herkesi öldür diye birçok emirler veren Tanrılar mevcuttur.

Yazar, Platon'un Euthyphron kitabından yola çıkarak bir örnek vermiş. Çıkan sonuç şu olur: "Tanrı bir şeyi yapmamami emrediyor. Tanrının bunu emretmek için bir nedeni var mıydı? Yoksa bu emir keyfidir ve keyfi bir emir bir şeyi ahlaken yanlış yapamaz. Ayrıca eğer Tanrının bu şeyi emretmesi için bir nedeni varsa, bu şeyi ahlaken yanlış yapan şey o nedendir ve emrin kendisi gereksizdir. Haliyle kutsal emirler ya keyfidir ya da gereksizdir. Her durumda ahlak Tanrının emirlerine dayanmaz."

Bunun dışında cennet veya cehennem için yapılan iyilik ne kadar ahlaki olur veya başka bir açıdan bakacak olursak; cennet uğruna insanlar şu an herkesin kötü bulacağı nice işler yapabilirler. Birçok dinde açık bir şekilde başka dinlere mensup olanlara karşı düşmanlık besleme veya soğuk durma telkin edilir. Hatta onlara karşı saldırılar telkin edilir. Bu da farklı dinden birbirlerini hiç tanımamış insanları düşman edebilir. Ancak Tanrının emirleri bu şekilde olduğundan dolayı bunlara kötü denilemez. Bununla birlikte şu an çoğu insan aslında bu yaratılan durumu kötü olarak kabul eder doğal olarak.

Genellikle tam şu anda bu sav gelir hemen; Tanrıya minnet duyulduğu için onun emirleri yapılır. Yoksa cennet cehennem için değil. Ancak, anne babalarimiz bizi türlü cefaya katlanip büyütürler ve onlara da minnet duymamiz gerekir lakin bu demek değildir ki onların her dediklerini yapmak zorunda olalım şeklinde karşı savını öne sürüyor yazar. Ayrıca Tanrı rızası için yapılır denilir iyilikler, peki Tanrı rızası ne için istenir?

Yazarın kendi ahlak anlayışında ise temel konu şudur: "Nedensiz yere başkalarına yönelik acı, sakatlık ve ölüme yol açmak ahlakdışıdır". Ahlak zaten zarar, başkalarına yönelik olduğunda mevzu bahis olunur. Yani temel mevzu neden konusunda gibi gözüküyor. Yazarın kendisi de bu konu üzerinde birçok örnekler vermiş, ben de kendim bir örnek vereceğim: Birine saldırmak veya birini taciz etmek kötüdür. Bunu kötü yapan şey o kişiye zarar veriyor olmamız ve aslında bunu yapmamızın hiçbir mantıklı veya yazarin dedigi gibi 'yeterli iyi' nedeni olmaması ve bunun aslında kendimize de zararının dokunuyor olmasi diyebiliriz. İnsan sosyal bir varlık. Bir toplum içinde yaşar. Davranışlarının dönütü olur. Ve eğer davranışlarının dönütlerinin olumsuzluk derecesi olumluluk derecesinden fazla ise giderek toplumdan dışlandigimizi veya bu topluma ait olmadığımızı yani yalnız olduğumuzu hissetmeye başlarız. Her ne kadar yalnızlık güzellemeleri yapılsa da ölçüsü bu kadar hassas olan başka bir konu yoktur ki yalnızlığın da ölçüsünü biraz kaçırdiginizda psikolojik olarak yipranmaya ve kendinizi oldukça mutsuz ve sinirli hissetmeye başlarsınız. Bu ruh halindeki kişi de sürekli huzursuzdur ve ugrasacak yer ve kişi arar. Yani bu kişi de dönüp topluma zarar verebilir bir şekilde.

Sonuç olarak, insan bireysellik ile toplumsallik arasında denge kurması gereken bir varlıktır. Ahlak kuralları denilen kuralları da daha çok toplumsallikta diyebiliriz. Tabi hemen akla, bir insanı adaya veya ıssız bir yere bıraksan yine kötülük yapmayabilir düşüncesi gelebilir. Evet, doğrudur lakin benim kastettigim toplumda bulunması değil toplumsalliktir. İnsanın evrim sürecinde en önemli unsur bilgiyi etkin şekilde paylasabilmesi, birbirinden bu şekilde faydalanarak bu bilgiyi daha etkin hale getirebilmesi ve bunu da sonraki nesillere aktarabilmesidir. Haliyle de bu durum insanın toplumsal bir canlı olarak evrilmesini sağlamıştır. Her ne kadar şu an tek tabanca dolaşan veya özgür genç modunda takılan kişiler görsek de onlar bu evrimsel kökten beslendiler ve oradan geliştiler. Bu kök, ahlakı da oluşturuyor ve bu ahlak da yani neyin iyi olgu neyin kötü olgu olduğu bu şekilde herkesin sağduyusunda mevcut veya vicdanında. Tabiki kimi ekstrem durumlar olabilir lakin üç aşağı beş yukarı tüm dünya insanlarının üzerinde uzlastiklari belli kötü ve iyi olgular mevcuttur ve hayatımıza en çok etki eden ve bize en çok lazım olan da bunlardır. Bundan, insanlar aşina oldukları konular hakkında ortak bir uzlaşıya varmislar ve bunları aktarmislar; ekstrem durumlarda ise ya çözümsüz kalmış ya da bunlara sadece o dönem insanın normal karşılayacagi çözümler üretmisler lakin sürekli tekrarlanan durumlar olmadigindan dolayi her devirde geçerli olabilecek yeni çözümler, bunların üzerinde oluşmamis sonucunu çıkarabiliriz.

Son olarak, yazarın üslubu gayet naif, okurken kimsenin rahatsız olacağını düşünmüyorum. Önyargılari bir kenara koyup okuduğunuz takdirde faydali olacağını düşünüyorum. Tabiki yazar da hemen kitabın başında ifade etmiş; burada enine boyuna irdelenip bunun akabinde de ahlak konusunda kesin sonuçlar çıkarılabilecek bir durum söz konusu değil. Yazar, ateistlerin de ahlaklı olabileceğini yani ahlakın tek dayanağınin teist mantıkta olmadığını ifade etmek istemiş. Bunu anlatabilmek adına birtakım araştırmalardan faydalanmıs. Lakin dikkat edilmesi gerekilen yazar bu araştırma sonuçlarından kesinkes sonuçlara varmiyor, sadece teistlerin genel olarak ileri sürdükleri "ateist olursan ahlaksız olursun yani iyi ve kötü dayanağı olmaz ve her kötülüğü yapar" veya "ateistlerin veya seküler toplumun ahlakı olmaz ve kötü işler yaparlar ve yozlasirlar vs" iddiaların doğru olmadığını ortaya koyuyor. Bu iki iddiayı çürütmek için tek bir ahlaklı ateist ve tek bir iyi bir düzeni olan seküler toplum göstermeniz kafidir. Çünkü bunlar bu kadar basit ve altı doldurulamayacak, anlamsız ve saçma iddialardir.

Yazar da bir yerde kısaca değinip geçmişti. Ben (yine) son olarak ona değinmek istiyorum. Bir kısım teiste göre, bir ateistin gayet saygılı bir şekilde Tanrı vs konularında kendi fikrini beyan etmesi dahi bir saygısızlık ve kimi zaman ahlaksızlık olarak gelir. Çünkü bu insanların hayatının merkezinde Tanrı vardır. Bu Tanrı, iyi, her şeyi bilen, ona emirler veren vs uzun bir tanımı vardır ve ona şartsız bir şekilde itaat etmek, onu ve emirlerini katiyen sorgulamamak zorundadır. Haliyle bu felsefe etrafında şekillenen insanlara, bir ateistin şu sözü bile hakaretvari gelebiliyor: "Tanrı kavramı kendi tanımıyla çelişir. Nitekim tarihi incelediğimizde ortaya çıkan tablo Tanrı kavramının insan ürünü bir olgu olduğudur. Nitekim koca evreni yaratan bir Tanrının kişilerin ve özel görevle yolladığı kişilerin özel hayatlariyla bu kadar alakali olması hiç de mantıklı değildir..." Bakınız bu ifadede en ufak bir saygısızlık ve hakaret yoktur. Ancak emin olabilirsiniz ki bu ifadeyi bile saygısızlık ve hakaret olarak gören çokta insan mevcuttur. Sonra bu kişiler şunu da diyorlar anlıyorum ki yazar da kendi ülkesinde bunu yaşıyor: "Sana neden inanmiyorsun diyen mi var -ki aslında bu da deniyor ve hatta kendi istedikleri düzen olsa bırak bunu demeyi daha fazlasını yapmaları gerekiyor teknik olarak- git kendi köşende yaşa, milletin aklını bulandirma vs". Ama bunu diyenlerin birçoğu kalkıp kendisi bunu yapmaz. Yani inancını bir 'köşeye' çekilip yaşamaz. Aksine ortada tebligci veya e-tebligci olarak dolanir ve kendi gibi düşünmeyen herkese inancını dayatir. Nitekim TDK'dan bakılacak olursa bu insanlara teknik olarak 'yobaz' denilir. Bu tarz insanlar genelde daha çok uredikleri ve modern akılcı ve bilime dayanan eğitime de temelde karşı olduklarından dolayi, kendileri gibi nesiller yetiştirirler ve yaşadıkları ülkenin başına da devlet eliyle tüm topluma belli bir dini, dini doktrini ve ekolu dayatacak akıldan, bilimden uzak kadroları getirirler. Bunu yapmaktaki tek kistaslari o kadroları kendi dini doktrin veya ekollerine uygun bulmalaridir; ehliyet, liyakat vs hiç önemli değildir. Sonuçta herkesin tek tiplestirilmeye çalışıldığı, özgürlüklerin sadece bir zümreye ait olduğu geri kalanının ise korku imparatorluğunda yaşadığı bir düzen ortaya çıkar. Halbuki kamusal alandan bütün dinler çıkarılıp, her türlü din, inanç vs kişinin vicdanına, kendi bireysel dünyasına birakilsa yaşanılan sorunların çoğu ortadan kalkar.

Bunun için belki de yazarın degindigi en önemli hususu -yine- sonda dile getirmek istiyorum; EMPATİ. Ahlak da ve toplumsal olarak huzur vs de en başta bu önemli kavramda gizli aslında...

Son cümle de yazara ait şu güzel alınti olsun;

"Pek çok teist gibi pek çok ateist de kötüdür. Fakat bu, onların ateist olmala­rından ileri gelmez; insan olduklarından dolayıdır. Herhangi bir insan grubunda hem iyi üyeler hem de kötü üyeler vardır. Bu, Hıristiyanlar için de böyledir, başka din mensupları için de; elbette ateist ve agnostik­ler için de böyledir."
128 syf.
·3 günde·6/10
''TANRI ÖLDÜ''
öyleyse herşey mübah söylemi üzerinden hareket eden teistler bir otorite bulunmadığı sürece herkesin ahlaksızlık edeceklerini mi düşünüyorlar?.
İşte sorun burada ..Bende bu yüzden dindarlara güvenmiyorum.Çünkü onlar sadece Tanrı'nın gazabından korktukları için kötülük etmezler, ve de cennet vaadiyle iyilik ederler. Yani iyilik ve kötülük özlerine işlememiştir.Düşünerek, yaşayarak ulaştıkları bir düzlem olmamıştır.Sadece ezberleyip robot gibi uygulamaya çalıştıkları bir sistem olmuştur.Onlara güvenilmez.Nasıl ki, işyerinde patron geldiğinde korkudan herkes -mış- gibi yapar, işte dindarların çoğu kendileri bile farkında olmadan -mış- gibi yapar. Korku kültürüyle, ödül vaadiyle yapılan hiçbir davranış gerçek değildir. Ödül vaadi, korku kültürü insanı bencil yapar.Bu nedenle dindarların çoğu ben cennete gideyim de dünya yansın bencilliği içindedir.
Ayrıca madem ki, o çok büyük bir güç, adalet timsali ve yeryüzündeki ondan habersiz yaprak bile kımıldamıyor. o halde ahlaksızlıkları engelleyemez mi? Ya da Katilleri, tecavüzcüleri kim yarattı? Kendi iradeleri ile mi hareket ediyorlar? Hani kaderlerini allah yazmıştı.O halde Tanrı'nın yazdığı ahlaksız kaderlerinden neden yargılanıyorlar.?

Bizler cennet hayali ya da cehennem korkusuyla iyi ya da kötü olmuyoruz. İNSANLARI SEVDİĞİMİZ ve onların mutlu olmalarını istediğimiz için, herşeyden önce kendimizi sevdiğimiz ve vicdanımıza karşı sorumlu olduğumuz için iyi olmaya çalışıyoruz.Yani AHLAK TANRISIZ OLMALI. Patron olmadığında da insanlar çalışmalı, davranışlarına dikkat etmeli.Çocuk gibi sürekli kah korkutulup kah ödül konularak ahlak lı olmaya ihtiyaç duyan insanlar özünde ahlaksızlığa meyillidirler. Ama karakteri ve vicdanı sağlıklı gelişmiş insana ahlaklı olması için dinden bahsetmenize gerek yok o zaten insan kardeşlerini sevdiği ve empati kurabildiği için iyi olur.Ama aptallar hakikati göremeyeceklerinden hizaya gelemeyeceklerinden DİN le korkutulmalarında fayda var.

Dinle, sorgusuz itaat, ruhunu ve aklını teslim etme, sıkışınca Allah bilir tavrını insana yükleme, geçmiş zaman otoritelerinin insanı korkutarak yönetmek için bulduğu müthiş bir icat gerçekten. İnsanı bir otoriteye bağlanarak yaşamaya mahkum etmek. Kendi varlığını ve aklını hor görmek..
160 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Ahlak Nedir?

1. Toplu olarak yaşayan bireylerin uymak zorunda bulundukları eylem ve davranış kurallarına verilen ad. 2. Bir kimsenin içinde yaşadığı toplumsal çevrenin törelerine uyma yetisi.

Toplumların oluşumundan bu yana baktığımızda ahlak bir şekilde hep dinin içeriğinin parçası olmuştur. Her ne kadar görece farklılıklar içerse de, kabul edilebilir olsun ya da olmasın, topluma şekil veren en önemli öğelerden biridir.
Ve günümüze kadar ahlak bütün dinlerin içeriği olmasına rağmen ve yaşayan insanların doğru ya da yanlış bir dine mensup olduklarını düşündüğümüzde. İnanç ile ahlakın birbirinden bağımsız şeyler olduğu ortaya çıkar. Çünkü inandığı halde türlü ahlaksızlıklar olarak belirtilen, bu dine ve dönemin anlayışına göre değişebilir, birçok şeyi yaşamının içinde barındırmaktadır insan. İnanç tek başına, kişiyi ahlaklı kılmadığı gibi, tek başına bozulmaya da yol açar. Neye neden inandığını bilmeyen kimseler. Ahlak adı altında yine inançlı ancak ahlaksız olarak görülen kimseleri katletmekte çekince duymazlar. Böylece inanç bütün ahlaksızlıkların temeli haline gelmiş olur. Yani burada da bir şeyin doğruluğunu ve yanlışlığını ayırt etmeye yarayacak olan şey, düşünce ve sorgulama devreye giriyor.
Çağdaş olup ancak işleyiş noktasında farklılıklar görülüyor diye temelde ismi farklı olsa da, yaratıcının varlığına inanan bir kimse, ona ne anlam yüklerse yüklesin, sonuç olarak aynı yaratıcıya inanmaktadır. Lakin bu hep göz ardı edilen bir gerçek olarak bir kıyıda durur.
Ve farklı olan çoğu şeyi bozuk olarak görme ve onu kendi inancını bir şekle sokacak ahlak çerçevesiyle ıslah etme ya da yok etme düşüncesi bütün dinlerin gereksiz, hakimiyet savaşının gerekliliği olmuştur.
Buraya kadar yazdığım şeyler kitapta yazan şeyler değil tabi, bunlar mutlak gerçekler de değil, yazarın beni düşündürmesi sonucu, ahlakı dinin etkisinden çıkardığımda ya da dinin içinde ayrı bir yere koyduğumda ya da ahlakın bir araç olarak kullanıldığını düşündüğümde oluşan beyin fırtınası diyeyim. Ve yazarın kullandığı dil ve karşı düşünceye yaklaşım biçimi, ahlaklı bir insan örneği çizmesi bakımından, ( ki bu da çok göreceli bir kavram) ahlakın herhangi bir dinin dışında da var olabileceğinin göstergesinin kanıtı olmuştur.
128 syf.
Adına ying yang demeden, bu felsefesinin bir yazınsal ürününü oluşturmuş yazar Armstrong. son da söyleyeceğimi başta söyleyeyim dedim.

Kısmen teist-ateist çatışması yaratmış kitabın bazı bölümlerinde. Oldukça sert eleştirileri ve analizleri ince bir üslupla yazmış, Cennet-cehennem, iyi-kötü, günah-sevap, doğru-yanlış gibi ikili olguları toplumların anladığı ve algıladığı şekilde değil de, kendi düşünce süzgecinden geçirerek nesnel bir dille anlatmaya çalışmış. Özellikle ahlak konusunda, teistlerin; ''tanrının koyduğu her emir kesin doğrudur. bu yüzden ahlaki olandır.'' ilkesi üzerinden bütün ikili olguları işliyor.

peki biraz da kitabın akışının dışına çıkıp kendimiz değerlendirelim bunu. Kendi akıl süzgecimizden geçirdiğimiz vakit ahlaki olanı yakalamak için teist mi olmak gereklidir? salt iyi insan olmak mümkün müdür? iyinin ve kötünün doğası nasıl olmalıdır. iyi nedir? kötü nedir? zamana ve mekana göre değişkenlik gösteren kaideler ahlaki ya da gayriahlaki kabul edilebilir mi? ahlak olgusu nedir? ne ahlaki kabul edilebilir? ... fazla düşünmeden ortaya çıkardığım bu soruların üzerine ekleme yaparak soruları kendi akıl süzgecinizden geçirebilir, toplumun algısal iyi-kötü endeksinin dışına çıkıp iyinin ve kötünün doğasını kendinize göre yaratıp benliğinizi bu doğa içerisinde adlandırabilirsiniz.

çünkü yazar bu kitabında kendisiyle konuşmuş diyebilirim. bu bir ying-yang.
128 syf.
·3 günde·Beğendi·6/10
Kitabın ele aldığı konu çok önemli. Ahlak nedir? Dini inanç esaslı olup yalnızca dindarlara özgü müdür yoksa herhangi bir dini inanca sahip olmayan insanlar için de geçerli midir? Her iki cephede de yerleşmiş yanlış algılar olduğu açıktır. Dindarlar, inancı olmayan insanların "tanrı öldüyse her şey mübah" düşüncesiyle hareket edip ahlaksızca yaşadığını, inançsızlar ise dindarların ahlakının cehennem korkusundan kaynaklandığını ve korkunun onları ahlaksızlık yapmaktan alıkoymadığını düşünüyor. Tanrı olsa da olmasa da, kutsal kitapta yazsa da yazmasa da bariz ahlaksızlık olarak niteleyebileceğimiz bazı olaylar vardır; hırsızlık, taciz, tecavüz, aldatma, iftira vs. Kimse kutsal kitapta belirtilmediğini söyleyerek yaptığı ahlaksızlığı haklı çıkartmaya çalışamaz. Bunların ahlaksızlık niteliği taşıdığını kabul etmek için inançlı veya inançsız olmak gerekmez. Başkalarına zarar veren davranışların hepsi, en ufağı bile, ahlaksızlıktır. Dindarların ahlaklı, dinsizlerin ahlaksız olduğu gibi net bir sonuca varamadığımız gibi, dindarların ahlaksız, dinsizlerin daha ahlaklı olduğu sonucuna da varamayız. Böyle bir genelleme yapılamaz. Einstein'ın da dediği gibi iki tür insan vardır; iyi ve kötü. Ama kendi tercihlerimizle, ama çevresel faktörlerin şekillendirmesi sonucu iyi insan ve kötü insan olarak ikiye ayrılırız. Dindar veya dinsiz olarak değil.

Yazar bir ateist olmasına rağmen oldukça nesneldi. Bir tarafı gözetirken diğerine saldırdığı bir cümle dahi yoktu. Olanı olduğu gibi ele alarak, işlediği konunun dışına çıkmadan, kimse için kırıcı olmadan 'ahlak' konusunu gayet güzel incelemiş. "Ben zaten ahlaklıyım, benim ahlak dersine ihtiyacım yok." diyen veya demeyen herkese hitap eden bir kitap :)
128 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Amacım birilerini ateist yapmak değil.
Sadece ateistlerin keyfe keder hareket eden, akılsız, cahil, tutarsız, namussuz, umursamaz ya da en önemlisi ahlaksız olmadıklarını göstermek.
128 syf.
Kitabın ana tezi şu: Ahlaklı olmanın, vicdanın sesine kulak verebilmenin, dindarı, ateisti, deisti, agnostiği yoktur. Ahlaklı olmak, insan kalmak kurumsallaşmış dinlerin ve ideolojilerin dışında öznel bir olgudur.

Bir ateist her halükarda vicdanının sesine kulak verebildiği oranda, kalbi körelmiş ketum bir dindardan daha hisli daha vicdanlı olabilir.

Bir dindar aynı şekilde dinin doğruluk, dürüstlük, yardımlaşmak gibi eylemlerine bir ateistten çok daha sımsıkı sarılabilir.

Aslında bu Kantçı anlamda kişinin ahlaki maksimlerini ne kadar geliştirebildiğine bağlıdır ki bu da dinin veya dinsizliğin değil öznenin kendi iç çatışmalarının bir konusudur.

Bu kitap bence ders kitabı olarak okutulmalı. İyi insan olabilmek için sadece kendimizi duyabilmeye ihtiyacımız var. İyi insan olamadıktan sonra ha ateist ha dindar olmuşsun farketmiyor.

“Bir kimse ile münasebete girmek için, kendisinin ibadetine bakmayın. Dirhem ve dinar ile olan münasebetine bakın.” (Hz. Muhammed)

"Yalnızca günahları olanların tanrıları vardır."
(Bertrand Russell)
128 syf.
·4 günde
Kitabın özeti niteliğinde şu alıntıyı şuraya bırakayım öncelikle: #60156230
Tüm dini inanç sistemleri kendince bir ahlak formasyonu belirlemiş, bir ödül-ceza sistem ile ahlaki bir yaşamı sağlamaya çalışmıştır. Ama benim nazarımda tüm bu korkunç cezalara yahut cennet ödülüne rağmen başarılı olamamış kardır.
Yazara ve bana da göre, bir cezadan kaçmak veya bir ödüle ulaşmak için sergilenen davranışta herhangi ahlaki bir yön yoktur. Ahlakın temeli zarar esaslı olmasına bağlıdır, argümanından yola çıkarak Tanrı'nın uymamızı istediği davranışlar, esasında ahlâklı davranış oldukları için Tanrı tarafından emredildiği gerçeğini vurgulamıştır. Tanrı ahlâksız davranışlar emreder mi? Etmedi ama edebilirdi, değil mi? Peki biz yanlış olduğunu bildiğimiz bu davranışlara uymalı mıyız?
Tüm ateist ve teistlerin (inananların) mutlak okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap.
128 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitap; teist ateist agnostiklerin ahlak anlayışını formülize ediyor. Ahlakın hiçbir dinin tekelinde olmadığını, iyi bir insan olmak için Tanrıya iman etmenin koşullu olmadığını örneklerle ispatlarla yorumlamış. Kitapta en sevdiğim özellikte buydu zaten. Yazarın ağzından çıkan her cümlenin ispatını sayfanın aşağısında açıklama bölümünde bulabiliyorsunuz. Verilen örneklerin çoğu İncil, bazıları da tevrat'tandır. Sadece teizm, yada Ateizm den bahseden sığ bir kitap olmamış.
Teistler tarafından sık sık sorulan bir soruya cevap veriliyor kitapta.
"Eğer bir tanrı yoksa insanı ahlaki kılan şey nedir ?"
Kitapta bu soru hakkında kapsamlı bir cevap bulabilirsiniz. Sonunda da belirtildiği gibi
"Ahlakın dinle ya da Tanrıyla ilgisi yoktur. Dolayısıyla ateistler her halükarda ahlaksız demek değildir. Herkese bunu anlatabilirsek, her şey daha iyi olacak"
128 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Yazar, ateist veya agnostiklerin de ahlâklı olabileceğini ya da tam tersi teist bir insanın da gayr-i ahlâkî davranabileceğini, ahlâkın hiçbir dinin tekelinde olmadığını, iyi bir insan olmak için Tanrı'ya iman etmenin koşul olmadığını vb. daha birçok konuyu örneklerle ve ispatlarla yorumlamış. Örneklerin çoğu İncil, bazıları da Tevrat'tan. Sadece teizm ya da ateizmden bahseden sığ bir kitap olmamış. Ahlâkı kendince tanımladığı bölümleri okumak da gayet keyifliydi. Kitabın son bölümü ise inanan ve inanmayan insanların aynı toplumda nasıl huzur ve sükun içinde bir arada yaşayabileceklerine dair birkaç öneriden ibaret. Ahlak üzerine deneme tadında bir kitap.
128 syf.
·1 günde·5/10
Kendi inançlarımı, ahlakımı ve elbet "evrensel ahlak"ı sorgulamak dışında, şu başkalarının neye inanıp inanmadığı ve buna bağlı olarak ahlaklılığı tarzında inanç meselelerini sorgulama gereği görmedim hiç. Bu açıdan, benim için gereksiz bir kitaptı diyebilirim, açıkçası, sırf hediye edildiği için okudum. Bu kitap, benim gibi, etrafımdaki birçok insanın da rahatsız olduğu bir konu üzerinde dönüşüm geçiriyor esasında, genel olarak yargıladığımız şeyler işte: bir ateistin tek bir dini hedef alarak yaptığı gereksiz eleştirisi ve bir din mensubunun ateisti ahlaksız görmesi, vs. Ne yazık ki bu tür problemlerle hâlâ uğraşıyoruz fakat herkes için üzerinde bu kadar durulmalı mı, bilemiyorum. Belki bu konulara ilk kez kafa yoran birileri için ideal/faydalı olabilir.

Yazarın kendisi ateist olduğu için, daha çok bu doğrultuda ilerlemiş içerikte de. Ama dili çok eğlenceli, basit ve bence bu güzel bir şey. Sonuçta herkesin anlayabileceği şeyleri, örneğin, bir tamlama ekini eksik yazarak anlaşılmaz kılmak ne ifade edebilir ki, nasıl bir fark yaratabilir? Yazarın en çok hoşuma giden yanı oldu bu, bu yüzden. Fakat ilgimi çekmedi konu zira çoktan zihinsel manada hallettiğim bir mesele söz konusu idi.

Pek tavsiye etmiyorum; lakin bir gün, bir şekilde elinize falan geçerse okuyun ya da gerçekten bu konuda uyarılmasını gerek gördüğünüz birilerine zorla okutun. Hoşgörü açısından önemli. Tabii okutacağınız kişi, dilinde hakaretler ya da karşı çıkışlarla size geri dönebilir, çok mümkün bu. Keyifli oku(t)malar.
Pek çok teist gibi pek çok ateist de kötüdür. Fakat bu, onların ateist olmala­rından ileri gelmez; insan olduklarından dolayıdır. Herhangi bir insan grubunda hem iyi üyeler hem de kötü üyeler vardır. Bu, Hıristiyanlar için de böyledir, başka din mensupları için de; elbette ateist ve agnostik­ler için de böyledir.
Bir ilişkiyi ahlâklı ya da ahlâksız kılan şey homoseksüel ya da heteroseksüel olmak değildir. Tam tersine, sevgi dolu olmak, tutarlı olmak ve sağlıklı olmaktır.
...Bir bireyin ahlaken iyi olması için Tanrı'ya iman şart değildir...

...Bir toplumun ahlaksızlık ve yozlaşmadan kaçınması için Tanrıya iman şart değildir....

...Belli eylemlerin nesnel anlamda ahlaken yanlış olması için Tanrı şart değildir...

...Ahlaklı olmanın nedenine sahip olmamız için Tanrıya iman şart değildir....

...Ahlaken neyin yanlış olduğunu öğrenmemiz için Tanrıya iman şart değildir...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tanrısız Ahlak?
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755396361
Orijinal adı:
Morality Without God?
Çeviri:
Attila Tuygan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Kitabın başlığı ne anlama geliyor? İlk sözcüğün üstü niye çizili? Çünkü bu kitabın hedefi, gerçekte Tanrısız ahlak konusunda bir sorun olmadığını göstermektir. Sadece yalın ahlak vardır.
Bu nokta tartışmaya açık olmamalı; fakat öyle. Teistler esasen, hangi nedenle olursa olsun, ahlakın dine bağlı olduğuna inandıkları için teisttirler. Bazıları ahlakı dinden ayırmazlar bile. Kitab-ı Mukaddes sadakati sevgiden ayırır (1 Korintoslular, 13:13); fakat Kitab-ı Mukaddes'i izlediğini söyleyen pek çok kişi dini sadakati ve ahlakı ayrılmaz görmektedir.
Ne yazık ki öbür taraf bu hatayı tekrarlamaktadır. Çoğu ateist ve agnostik de ahlakla dini özdeşleştirir. Dini terk ettiklerinde, ahlakı da veya en azından nesnel ahlakı da terk ederler. Örneğin Richard Taylor, "Ahlaki yükümlülük kavramı Tanrı fikrinden ayrı tutulduğunda muğlaktır" diye yazar. Bu tür önermeler dinin korkularını teyit eder; fakat ahlakı dinden ayırmayı reddetmekle neredeyse aynıdır.
Bu yanılsama tehlikelidir. Hükümetimizin Kilise ile devlet arasında bir ayrıma ihtiyacı vardır; ama bu ayrım ahlakla devlet arasında değildir. Hepimiz herhangi bir tanrıya ya da dine inanmayan birilerini tanırız ve eğer ahlaka inanmadıklarını düşünüyorsak onlarla bir araya gelmek çok güç olacaktır. Bu ayrımı iyice kavramazsak, teorilerimiz arapsaçına döner ve hayatlarımız sıkıntılı bir hal alır.

Kitabı okuyanlar 143 okur

  • Bekir ÇAVUŞ
  • Burak DEMİR
  • Şevda O
  • Journalandbook
  • Ra
  • Safiye oruç
  • Koray Ertuğ
  • Muhammed Ali KURT
  • ceren
  • Zimandirêj

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.8 (6)
9
%17 (8)
8
%27.7 (13)
7
%19.1 (9)
6
%14.9 (7)
5
%6.4 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.1 (1)