Adı:
Tanrısız Ahlak?
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
128
ISBN:
9789755396361
Orijinal adı:
Morality Without God?
Çeviri:
Attila Tuygan
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Kitabın başlığı ne anlama geliyor? İlk sözcüğün üstü niye çizili? Çünkü bu kitabın hedefi, gerçekte Tanrısız ahlak konusunda bir sorun olmadığını göstermektir. Sadece yalın ahlak vardır.
Bu nokta tartışmaya açık olmamalı; fakat öyle. Teistler esasen, hangi nedenle olursa olsun, ahlakın dine bağlı olduğuna inandıkları için teisttirler. Bazıları ahlakı dinden ayırmazlar bile. Kitab-ı Mukaddes sadakati sevgiden ayırır (1 Korintoslular, 13:13); fakat Kitab-ı Mukaddes'i izlediğini söyleyen pek çok kişi dini sadakati ve ahlakı ayrılmaz görmektedir.
Ne yazık ki öbür taraf bu hatayı tekrarlamaktadır. Çoğu ateist ve agnostik de ahlakla dini özdeşleştirir. Dini terk ettiklerinde, ahlakı da veya en azından nesnel ahlakı da terk ederler. Örneğin Richard Taylor, "Ahlaki yükümlülük kavramı Tanrı fikrinden ayrı tutulduğunda muğlaktır" diye yazar. Bu tür önermeler dinin korkularını teyit eder; fakat ahlakı dinden ayırmayı reddetmekle neredeyse aynıdır.
Bu yanılsama tehlikelidir. Hükümetimizin Kilise ile devlet arasında bir ayrıma ihtiyacı vardır; ama bu ayrım ahlakla devlet arasında değildir. Hepimiz herhangi bir tanrıya ya da dine inanmayan birilerini tanırız ve eğer ahlaka inanmadıklarını düşünüyorsak onlarla bir araya gelmek çok güç olacaktır. Bu ayrımı iyice kavramazsak, teorilerimiz arapsaçına döner ve hayatlarımız sıkıntılı bir hal alır.
''TANRI ÖLDÜ''
öyleyse herşey mübah söylemi üzerinden hareket eden teistler bir otorite bulunmadığı sürece herkesin ahlaksızlık edeceklerini mi düşünüyorlar?.
İşte sorun burada ..Bende bu yüzden dindarlara güvenmiyorum.Çünkü onlar sadece Tanrı'nın gazabından korktukları için kötülük etmezler, ve de cennet vaadiyle iyilik ederler. Yani iyilik ve kötülük özlerine işlememiştir.Düşünerek, yaşayarak ulaştıkları bir düzlem olmamıştır.Sadece ezberleyip robot gibi uygulamaya çalıştıkları bir sistem olmuştur.Onlara güvenilmez.Nasıl ki, işyerinde patron geldiğinde korkudan herkes -mış- gibi yapar, işte dindarların çoğu kendileri bile farkında olmadan -mış- gibi yapar. Korku kültürüyle, ödül vaadiyle yapılan hiçbir davranış gerçek değildir. Ödül vaadi, korku kültürü insanı bencil yapar.Bu nedenle dindarların çoğu ben cennete gideyim de dünya yansın bencilliği içindedir.
Ayrıca madem ki, o çok büyük bir güç, adalet timsali ve yeryüzündeki ondan habersiz yaprak bile kımıldamıyor. o halde ahlaksızlıkları engelleyemez mi? Ya da Katilleri, tecavüzcüleri kim yarattı? Kendi iradeleri ile mi hareket ediyorlar? Hani kaderlerini allah yazmıştı.O halde Tanrı'nın yazdığı ahlaksız kaderlerinden neden yargılanıyorlar.?

Bizler cennet hayali ya da cehennem korkusuyla iyi ya da kötü olmuyoruz. İNSANLARI SEVDİĞİMİZ ve onların mutlu olmalarını istediğimiz için, herşeyden önce kendimizi sevdiğimiz ve vicdanımıza karşı sorumlu olduğumuz için iyi olmaya çalışıyoruz.Yani AHLAK TANRISIZ OLMALI. Patron olmadığında da insanlar çalışmalı, davranışlarına dikkat etmeli.Çocuk gibi sürekli kah korkutulup kah ödül konularak ahlak lı olmaya ihtiyaç duyan insanlar özünde ahlaksızlığa meyillidirler. Ama karakteri ve vicdanı sağlıklı gelişmiş insana ahlaklı olması için dinden bahsetmenize gerek yok o zaten insan kardeşlerini sevdiği ve empati kurabildiği için iyi olur.Ama aptallar hakikati göremeyeceklerinden hizaya gelemeyeceklerinden DİN le korkutulmalarında fayda var.

Dinle, sorgusuz itaat, ruhunu ve aklını teslim etme, sıkışınca Allah bilir tavrını insana yükleme, geçmiş zaman otoritelerinin insanı korkutarak yönetmek için bulduğu müthiş bir icat gerçekten. İnsanı bir otoriteye bağlanarak yaşamaya mahkum etmek. Kendi varlığını ve aklını hor görmek..
Kitap, ahlak - teizm - ateizm üçgeninde yer alıyor. Teistlerin Tanrı'yı öldüren ateistlerin tanrıyla beraber ahlakı da öldürdüğü fikrine karşı ahlakın tanrı ve din dışında da ele alınabileceği fikrini savunan Armstrong bir yandan da Kitab-ı Mukaddes'ten alıntılar ile din - ahlak çelişkileri hakkında da okuru düşünmeye sevk ediyor. Her iki kesimin de hatalarına, aşırılıklarına haklı eleştiriler ve öneriler getiriyor.
Kitabın ele aldığı konu çok önemli. Ahlak nedir? Dini inanç esaslı olup yalnızca dindarlara özgü müdür yoksa herhangi bir dini inanca sahip olmayan insanlar için de geçerli midir? Her iki cephede de yerleşmiş yanlış algılar olduğu açıktır. Dindarlar, inancı olmayan insanların "tanrı öldüyse her şey mübah" düşüncesiyle hareket edip ahlaksızca yaşadığını, inançsızlar ise dindarların ahlakının cehennem korkusundan kaynaklandığını ve korkunun onları ahlaksızlık yapmaktan alıkoymadığını düşünüyor. Tanrı olsa da olmasa da, kutsal kitapta yazsa da yazmasa da bariz ahlaksızlık olarak niteleyebileceğimiz bazı olaylar vardır; hırsızlık, taciz, tecavüz, aldatma, iftira vs. Kimse kutsal kitapta belirtilmediğini söyleyerek yaptığı ahlaksızlığı haklı çıkartmaya çalışamaz. Bunların ahlaksızlık niteliği taşıdığını kabul etmek için inançlı veya inançsız olmak gerekmez. Başkalarına zarar veren davranışların hepsi, en ufağı bile, ahlaksızlıktır. Dindarların ahlaklı, dinsizlerin ahlaksız olduğu gibi net bir sonuca varamadığımız gibi, dindarların ahlaksız, dinsizlerin daha ahlaklı olduğu sonucuna da varamayız. Böyle bir genelleme yapılamaz. Einstein'ın da dediği gibi iki tür insan vardır; iyi ve kötü. Ama kendi tercihlerimizle, ama çevresel faktörlerin şekillendirmesi sonucu iyi insan ve kötü insan olarak ikiye ayrılırız. Dindar veya dinsiz olarak değil.

Yazar bir ateist olmasına rağmen oldukça nesneldi. Bir tarafı gözetirken diğerine saldırdığı bir cümle dahi yoktu. Olanı olduğu gibi ele alarak, işlediği konunun dışına çıkmadan, kimse için kırıcı olmadan 'ahlak' konusunu gayet güzel incelemiş. "Ben zaten ahlaklıyım, benim ahlak dersine ihtiyacım yok." diyen veya demeyen herkese hitap eden bir kitap :)
Kitabın ana tezi şu: Ahlaklı olmanın, vicdanın sesine kulak verebilmenin, dindarı, ateisti, deisti, agnostiği yoktur. Ahlaklı olmak, insan kalmak kurumsallaşmış dinlerin ve ideolojilerin dışında öznel bir olgudur.

Bir ateist her halükarda vicdanının sesine kulak verebildiği oranda, kalbi körelmiş ketum bir dindardan daha hisli daha vicdanlı olabilir.

Bir dindar aynı şekilde dinin doğruluk, dürüstlük, yardımlaşmak gibi eylemlerine bir ateistten çok daha sımsıkı sarılabilir.

Aslında bu Kantçı anlamda kişinin ahlaki maksimlerini ne kadar geliştirebildiğine bağlıdır ki bu da dinin veya dinsizliğin değil öznenin kendi iç çatışmalarının bir konusudur.

Bu kitap bence ders kitabı olarak okutulmalı. İyi insan olabilmek için sadece kendimizi duyabilmeye ihtiyacımız var. İyi insan olamadıktan sonra ha ateist ha dindar olmuşsun farketmiyor.

“Bir kimse ile münasebete girmek için, kendisinin ibadetine bakmayın. Dirhem ve dinar ile olan münasebetine bakın.” (Hz. Muhammed)

"Yalnızca günahları olanların tanrıları vardır."
(Bertrand Russell)
Kitap; teist ateist agnostiklerin ahlak anlayışını formülize ediyor. Ahlakın hiçbir dinin tekelinde olmadığını, iyi bir insan olmak için Tanrıya iman etmenin koşullu olmadığını örneklerle ispatlarla yorumlamış. Kitapta en sevdiğim özellikte buydu zaten. Yazarın ağzından çıkan her cümlenin ispatını sayfanın aşağısında açıklama bölümünde bulabiliyorsunuz. Verilen örneklerin çoğu İncil, bazıları da tevrat'tandır. Sadece teizm, yada Ateizm den bahseden sığ bir kitap olmamış.
Teistler tarafından sık sık sorulan bir soruya cevap veriliyor kitapta.
"Eğer bir tanrı yoksa insanı ahlaki kılan şey nedir ?"
Kitapta bu soru hakkında kapsamlı bir cevap bulabilirsiniz. Sonunda da belirtildiği gibi
"Ahlakın dinle ya da Tanrıyla ilgisi yoktur. Dolayısıyla ateistler her halükarda ahlaksız demek değildir. Herkese bunu anlatabilirsek, her şey daha iyi olacak"
Kendi inançlarımı, ahlakımı ve elbet "evrensel ahlak"ı sorgulamak dışında, şu başkalarının neye inanıp inanmadığı ve buna bağlı olarak ahlaklılığı tarzında inanç meselelerini sorgulama gereği görmedim hiç. Bu açıdan, benim için gereksiz bir kitaptı diyebilirim, açıkçası, sırf hediye edildiği için okudum. Bu kitap, benim gibi, etrafımdaki birçok insanın da rahatsız olduğu bir konu üzerinde dönüşüm geçiriyor esasında, genel olarak yargıladığımız şeyler işte: bir ateistin tek bir dini hedef alarak yaptığı gereksiz eleştirisi ve bir din mensubunun ateisti ahlaksız görmesi, vs. Ne yazık ki bu tür problemlerle hâlâ uğraşıyoruz fakat herkes için üzerinde bu kadar durulmalı mı, bilemiyorum. Belki bu konulara ilk kez kafa yoran birileri için ideal/faydalı olabilir.

Yazarın kendisi ateist olduğu için, daha çok bu doğrultuda ilerlemiş içerikte de. Ama dili çok eğlenceli, basit ve bence bu güzel bir şey. Sonuçta herkesin anlayabileceği şeyleri, örneğin, bir tamlama ekini eksik yazarak anlaşılmaz kılmak ne ifade edebilir ki, nasıl bir fark yaratabilir? Yazarın en çok hoşuma giden yanı oldu bu, bu yüzden. Fakat ilgimi çekmedi konu zira çoktan zihinsel manada hallettiğim bir mesele söz konusu idi.

Pek tavsiye etmiyorum; lakin bir gün, bir şekilde elinize falan geçerse okuyun ya da gerçekten bu konuda uyarılmasını gerek gördüğünüz birilerine zorla okutun. Hoşgörü açısından önemli. Tabii okutacağınız kişi, dilinde hakaretler ya da karşı çıkışlarla size geri dönebilir, çok mümkün bu. Keyifli oku(t)malar.
Yazar, ateist veya agnostiklerin de ahlâklı olabileceğini ya da tam tersi teist bir insanın da gayr-i ahlâkî davranabileceğini, ahlâkın hiçbir dinin tekelinde olmadığını, iyi bir insan olmak için Tanrı'ya iman etmenin koşul olmadığını vb. daha birçok konuyu örneklerle ve ispatlarla yorumlamış. Örneklerin çoğu İncil, bazıları da Tevrat'tan. Sadece teizm ya da ateizmden bahseden sığ bir kitap olmamış. Ahlâkı kendince tanımladığı bölümleri okumak da gayet keyifliydi. Kitabın son bölümü ise inanan ve inanmayan insanların aynı toplumda nasıl huzur ve sükun içinde bir arada yaşayabileceklerine dair birkaç öneriden ibaret. Ahlak üzerine deneme tadında bir kitap.
Ateist bir profesörden Tanrısız Ahlak mümkünmü üzerine bir deneme. Kendi fikrini sağlam temeller üzerine temellendirmediği için kitap biraz çürük temelli kalıyor.
Kitap teist ahlakı eleştiriyor ve ateist ahlak anlayışını formülize ediyor. Tabi ki bunu kendi bakış açısıyla yapıyor. Çünkü yazara göre teistlerin aksine ateistler neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyen bir üst otoriteye tabi değiller. Temelde teist ahlakın "kutsal emir teorisi" temeline dayandığını buna karşılık ateist ahlakın ise "zarar teorisi" temeline dayandığını söylüyor. Ayrıca ahlakın herkesin içinde bulunduğu böylece evrensel bir ahlak anlayışının var olduğunu söylüyor. Bunun da temeli başkasına acı vermemekten geçiyor. Okunması gereken bir kitap.
İyi bir yaşam sürmek veya iyi bir insan olmak için, Tanrı'ya inancın şart olduğunu iddia etmenin hiçbir temeli yoktur
Dindar ahlakçıların ahlaklı olmak için gösterebildikleri neden nedir? Cehennem; ne de çok nedenleri varmış.
Walter Sinnott Armstrong
Sayfa 123 - Ayrıntı Yayınları
Hepimiz bir birimizden ders alarak gelişebiliriz.Ateistler teistlerden hayirseverliği öğrenebilirler.Teistler de ateistlerden daha hoşgörülü olmayi öğrenebilirler.Arti,hepimiz bir birimizden ahlak hakkinda bir şeyler öğrenebiliriz..
Homoseksüeller, bazı asılsız ve kötü niyetli dedikoducuların ileri sürdüğü gibi sübyancılık yapmak şöyle dursun, komşularına bile rahatsızlık vermezler.
Walter Sinnott Armstrong
Sayfa 45 - Ayrıntı Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tanrısız Ahlak?
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
128
ISBN:
9789755396361
Orijinal adı:
Morality Without God?
Çeviri:
Attila Tuygan
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Kitabın başlığı ne anlama geliyor? İlk sözcüğün üstü niye çizili? Çünkü bu kitabın hedefi, gerçekte Tanrısız ahlak konusunda bir sorun olmadığını göstermektir. Sadece yalın ahlak vardır.
Bu nokta tartışmaya açık olmamalı; fakat öyle. Teistler esasen, hangi nedenle olursa olsun, ahlakın dine bağlı olduğuna inandıkları için teisttirler. Bazıları ahlakı dinden ayırmazlar bile. Kitab-ı Mukaddes sadakati sevgiden ayırır (1 Korintoslular, 13:13); fakat Kitab-ı Mukaddes'i izlediğini söyleyen pek çok kişi dini sadakati ve ahlakı ayrılmaz görmektedir.
Ne yazık ki öbür taraf bu hatayı tekrarlamaktadır. Çoğu ateist ve agnostik de ahlakla dini özdeşleştirir. Dini terk ettiklerinde, ahlakı da veya en azından nesnel ahlakı da terk ederler. Örneğin Richard Taylor, "Ahlaki yükümlülük kavramı Tanrı fikrinden ayrı tutulduğunda muğlaktır" diye yazar. Bu tür önermeler dinin korkularını teyit eder; fakat ahlakı dinden ayırmayı reddetmekle neredeyse aynıdır.
Bu yanılsama tehlikelidir. Hükümetimizin Kilise ile devlet arasında bir ayrıma ihtiyacı vardır; ama bu ayrım ahlakla devlet arasında değildir. Hepimiz herhangi bir tanrıya ya da dine inanmayan birilerini tanırız ve eğer ahlaka inanmadıklarını düşünüyorsak onlarla bir araya gelmek çok güç olacaktır. Bu ayrımı iyice kavramazsak, teorilerimiz arapsaçına döner ve hayatlarımız sıkıntılı bir hal alır.

Kitabı okuyanlar 33 okur

  • Mustafa VURAL
  • Ebru
  • Leyla Aydin
  • Doktor C.
  • Mezarlarınıza Tüküreceğim
  • Batuhan
  • T.aydın
  • Özgür Astan
  • Nihal Uyar
  • Gri

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.8 (2)
9
%11.8 (2)
8
%29.4 (5)
7
%17.6 (3)
6
%17.6 (3)
5
%5.9 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%5.9 (1)