Mario Puzo’nun “Sicilyalı”sı beni derinden etkileyen bir roman oldu. Kitabı okurken Guiliano’nun sadece bir kanun kaçağı ya da halk kahramanı olmadığını, aslında adaletle kendi kurduğu hayal arasına sıkışmış bir insan olduğunu hissettim. Onunla birlikte yürüdüm, savaştım, umutlandım ve sonunda büyük bir hüzne boğuldum. Özellikle son bölümler beni gerçekten sarstı—bazen bazı karakterlerin kaderi, beklediğiniz gibi olsa bile canınızı yakabiliyor.
Puzo’nun anlatımı güçlü, karakterler çok canlıydı. Sicilya’nın taş sokaklarını, o kurak dağ köylerini, halkın sessiz çığlıklarını resmen sayfalarda hissettim. Guiliano ile Aspanu arasındaki dostluk, Trezza’nın varlığı, Michael Corleone’nin gölgede kalan sessiz etkisi… hepsi romanı unutulmaz kıldı.
Son sayfayı kapattığımda içimde bir boşluk vardı. Belki de en iyi hikâyeler böyle hissettirir; seni biraz eksik, biraz düşünceli bırakır.
Eğer derin karakterlere, güçlü dostluklara ve trajik bir kahramanlık hikayesine ilginiz varsa, “Sicilyalı” sizi pişman etmeyecek bir yolculuğa çıkarıyor. Şans verin—çünkü bazı hikâyeler, okunmakla kalmaz, hissedilir.