Bu yeni icatlar artık karıncalara karıncalıklarını bir iyice unutturmuştu. Hiçbir karınca karınca olduğu günleri anımsayamıyordu bile. Bellekleri yunmuş arındırılmıştı. Borazanlar, radyolar, sinemalar, televizyonlar, gazeteler onları her gün yeni bir kalıba döküyorlardı. Karıncalıklarıyla birlikte de karıncalar türkülerini, eski babadan atadan kalma şiirlerini, destanlarını, kilimlerini, evlerini, saraylarını, yollarını yordamlarını unutup gitmişlerdi. Hiçbir karınca, en tuhafı da buydu ya, hiçbir şey yaratamıyordu. Bu yeni icatlar, hepsi neyse ne karıncaların yaratıcılıklarını ellerinden almıştı. Her karınca şimdi artık filler sultanına yaşam suyu, çiçek özü, türlü yiyecekler arayan, ona saraylar kuran, taht yontan birer makina olmuştu. Ama hiç hiç düşünmeyen.