Süpermarkette Küçük Bir Gezinti
Süpermarkete girdiniz, burayı bir şehir gibi düşünün, en kıymetli yer neresi? Çoğu müşteri bunu fark etmez ya da önemsemez ama konum olarak süpermarketin en kıymetli bölgesi orta kısmı.
DR. ALP SİRMAN
Burası aynı zamanda en
fazla işlenmiş, besin
katkıları eklenmiş olan
besinlerin olduğu bölüm.
Çünkü ucuz hammadde
ile en pahalı, en uzun raf ömürlü ve
dolayısı ile en karlı ürünler burada.
Süpermarketler ve besin endüstrisi,
asıl buradan para kazanıyor tabii ki en
iyi yerde de işlenmiş ürünler olacak. En
fazla reklamın, özendirmenin yapıldığı
alan da burası, süpermarketin orta
bölümü.
Kısaca bu alan besin endüstrisinin,
pazarlamanın ve toplamda paranın
döndüğü yer. Burada ne yok? Burada
olmayan, sağlıklı besinler. Bu alan
neredeyse olduğu gibi sağlığa zararlı
ürünlerden oluşuyor. Sağlığa zararlı
olduğu için onca reklam yapılıyor, çok
karlı olduğu için de her yaştan insan
bu reklamların etkisi ile en fazla bu
ürünleri kullanıyor.
Bu bölümde neler satılıyor?
Şekerlemeler, bisküviler, çikolatalar,
konserve meyveler, soslar, ketçaplar,
mayonez ve çeşitli soslar, hazır pasta,
kurabiye yapmak için paketler hiç
uğraşmak istemeyenler için pakette
kekler, hazır çorbalar… Ne ararsanız var…
Hepsi tanıdık ürünler, hepsini her gün
reklamlarda görüyoruz çünkü en büyük tanıtım
bütçesi onlarda. Hemen fark edilen “diyet”
bisküvi mesela. Neden diyet diye adlandırılmış?
İçeriğinde şeker olmadığı için mi?
Peki, şeker yok ne var içinde? Bolca yağ
ve tuz tabii, yoksa alır mısınız? Başka bir
köşede glutensiz ürünler var, bakınız ekmek
de “glutensiz”.
Gluten yok ama ekmek yerken aradığınız
glütenin verdiği o kabarık dokuyu çıtır çıtır hissi
vermesi için “xanthan gum” var. İsmi oldukça
yabancı gelse de bu madde ile mutfağınızda
sık sık karşılaşırsınız, nerede? Buzdolabında
unuttuğunuz yeşil yapraklı salatanın üzerinde
jölemsi bir madde oluşur hani. İşte o madde
xanthan gum. Bu madde şekerden elde ediliyor.
En çok da ucuz olduğu için mısır şurubundan.
Yoğunluk ve doku sağlayan bu maddeyi bir
bardak suya damlatsanız o su akışkanlığını
kaybeder ve koyu bir kıvam alır, dolayısıyla
ekmek yapımında gluteni çıkardığınız zaman
eksik kalan doku, esneklik ve çıtırdama hissini
sağlıyor.
Başka nerede kullanılıyor? Petrol endüstrisinde
delici uçları soğutan karışımın yoğunluğunu
arttırmak için. Yani sadece besinlerde değil.
Peki zararlı mı? Hayır “tek başına” bilinen bir
zararı gösterilememiş. Tek başına kelimelerini
tırnak içinde yazmamızın sebebi xanthan gum
maddesinin hiçbir zaman tek başına olmaması.
Bulunduğu paket üründe beraberinde farklı
kimyasallar da bulunuyor. Onlarla birlikte
yaptıkları ise ancak zaman içinde ortaya çıkıyor.
Gluten modası henüz yeni, bu nedenle gluten
yerine koyulan katkıların ne işe yaradığı henüz
tam olarak bilinmiyor. Sadece Xanthan Gum
değil -glucan, inulin, oligofructose, linseed
mucilage, apple pomace, carob fiber, bamboo
fiber, polydextrose, ve resistant starch gibi
normal koşullarda adını bile duymayacağınız
onlarca madde var.
Bu maddelerin pişerken başka kimyasallar
ile ne tür etkileşime gireceğini kimse bilmiyor.
Ayrıca glutensiz beslenme adına onca kimyasal
eklentili maddeyi yiyoruz. Sorunun glutene
değil de yoğun kullanılan roundup adındaki
maddeye bağlı olabileceği konusunda her gün
yeni kanıtlar ortaya çıkıyor.
En son yani 9 Ağustos 2019 da Bayer glifosat
yani Roundup sonucu kanser olanlar ile anlaşmak
üzere 8 milyar dolarlık bir fon ayırdı.
Bu konu gittikçe büyüyecek. Süpermarkette
biraz daha ilerleyelim bakalım bu bölümde
başka ne var?
Sıra geldi kahvaltılıklara
Sabah işe giderken ne yersiniz? Bu sorunun
ideal yanıtları var tabii, ama bir de zaman
sorunumuz var. Bu nedenle en çabuk hazırlanan
son zamanlarda sağlıklı olduğuna dair bir kanı
oluşan kahvaltılık ürünleri hem kolay hazırlanıyor
hem de lezzetli ve çok moda.
En başta kolay hazırlanan yulaflar ve mısır
gevrekleri, portakal suyu, hazır kahveler var.
Bilindiği gibi, mısır gevrekleri ve yulaflı müslilerin
çoğunda yüksek oranda şeker var, bu uzun
zamandır biliniyor Bu gevrek ve yulaflar, süt veya
su ile karıştırıldığında kolayca yumuşamaları
için işleniyorlar.
Bu konuda bilinmeyen ise bu ürünlerin büyük
çoğunluğunda glifosat kalıntısı olması. Glifosat,
izin verilen dozun altında diye savunmalar var
ama problemlerin uzun süreli kullanımlardan
sonra ortaya çıktığı da unutulmamalı. Ayrıca,
zehirin izin verilen dozu olamaz.
Portakal suyu mu dediniz?
Bakalım raflarda başka ne var… Karşımızda
portakal suyu. Hem de %100, en üst kalite.
Zaten diğerlerini portakal suyu sınıfına sokmak
dahi hata. Evet, sadece portakal suyu var içinde.
Portakal sıkılıyor, depolanıyor. Ne zaman?
Portakalın en ucuz olduğu zamanda. Kaç ay
depolanıyor? Bazen birkaç ay, bazen birkaç yıl.
Bu, doğal koşullarda mümkün değil.
Ama oksijensiz ortamda yapılabiliyor. Bir
tek minik sorun var, oksijensiz ortamda o
taze sıkılmışı bırakın portakal kokusu ortadan
kalkıyor.
Bu güzel koku nereden geliyor öyleyse diye
sorduğunuzu duyar gibiyiz. Hemen cevap
verelim; parfümle. Evet yanlış okumadınız!
İçtiğimiz portakal sularına her şirket kendi
portakal suyu parfümünü ekliyor. Aynı parfüm
şirketleri gibi farklı bir bileşimde. Böylece taze
sıkılmış gibi kokan, tadı da yerinde ama taze
olmayan bir portakal suyu var elimizde. Aslında
içmeseniz iyi olur, içinde yüksek oranda şeker
var ve bu zararlı. Şeker katılması şart değil,
portakal sıkıldığı su haline geldiği anda sağlıklı
olmaktan -şeker emiliminin yerinin değişmesi
nedeni ile- sakıncalı hale geliyor.
Hazır çorbalar
Yapması oldukça zor, zaman alan lezzetli
çorbaları 15 dk’da hazırlamak gerçekten de
çok cazip. Adları da yöresel. Analı Kızlı, Düğün
Çorbası. Üstünde otantik fotoğraflar, çok çekici.
Peki içlerinde ne var? E kodlu birçok madde
tabii ki. E kodu, kimyasal katkıların ne olduğunu
açıklar. Çoğu da insan sağlığına tek başına
zararsızdır. Ama bu testler her zaman tek bir
kimyasal için yapılır, oysa pratikte bu maddeler
hiçbir zaman tek başlarına bulunmazlar.
Tüm bu gıda katkıları, ilgili ürünleri tüketen
kişinin kullandığı ilaçlar, alkol v.b. gibi onlarca
farklı kombinasyonla kullanılırlar gerçek hayatta.
Bu nedenle tek başına yapılan testlerde
zararsız demekle bu sayılan koşullardaki durum
aynı olmaz. Bir de zaman içinde güvenli tanımı
değişen maddeler var. Bu maddelerin en ünlüsü
Emülgatörler.
Şu emülgatör konusu
Emülgatörler bir sıvı sistemi içinde partiküllerin
homojen dağılmasını sağlayan yüzey gerilimini
azaltarak çözünürlüğü artıran maddelerdir.
Muhallebi yaparken nişasta koyduğumuzda
topak olur ya hani. Tencere başında bekleyip
sürekli karıştırmamız gerekir. Hazır muhallebi
yaptığınızı düşünün, o topaklanma olmaz.
Muhallebi ustası mı olduk? Hayır. Sadece
toza karıştırılmış olan emülgatör, hazır
muhallebimizin suda dağılmasını sağladı. Bunu
çikolatalı süt yaparken de biliriz, kakao süte bir
türlü karışmaz. Ama hazır aldığımızda hemen
karışır, işte aradaki farkı yaratan emülgatörler.
Bu her tür hazır çorbada da benzer şekilde
var ve wndüstriyel gıda sektörünün en yoğun
kullanılan maddelerinden. Peki emülgatör
kimyasal olarak bakarsak nedir? Emülgatör bir
deterjandır. Yani temelde deterjan da bulaşıkta
kirlerin suyla karışmasını sağlar ve bunun için
yüzey gerilimi azaltma işlevinden yararlanır.
Emülgatör de benzer şekilde davranan bir
madde. Yüzey gerilimini azaltıyor ve çözünürlüğü
artırıyor. Çorba ya da muhallebi her ne ise fazla
uğraşmaya gerek olmadan hemen çözünüyor.
Peki emülgatör ortadan kalkıyor mu? Hayır,
kalın bağırsağa devam ediyor. Orada bağırsak
içini kaplayan ve emilim sırasında zararlı
maddeleri filtreleyen mukozanın bütünlüğünü
bozuyor. Filtre bütünlüğü bozulunca, kana
karışmadan bağırsak lümeninde kalması gereken
besin molekülleri kana karışıyor ve sonuç; besin
alerjileri, irritabl bağırsak sendromu, gluten
hassasiyeti benzeri klinik ve bağırsak kanserine
kadar giden yan etkiler.
Hazır çorbalar konusuna devam
Peki hazır çorbalar neden marketin konum olarak
en değerli yerinde? Bunlar fiyatı 2-5 TL arasında
satılan ucuz ürünler, müşterisi de üst kesimden
çok orta alt kesim. Bu kadar ucuz bir ürün nasıl
çok karlı olabilir diye düşünebilirsiniz. Şöyle
oluyor. 5 kişilik domates çorbası yapacaksınız
diyelim. En az 5 tane domatesi rendelemeniz
içine tereyağı, un gibi malzemeler kullanmanız
gerekiyor değil mi? Hazır çorba paketi yaklaşık
60 gram. 60 gram malzemeden nasıl beş kişiye
domates çorbası yapıldığı ise paket besinlerin
neden bu kadar karlı olduğunun açıklaması.
Önce o domates çorbası adındaki karışımın
sizin bildiğiniz domates çorbası ile uzaktan
yakından ilgisi yok. Bu karışım domates kokan,
domates renginde, domates tadında ama
domatesle ilgisiz bir kimyasal karışım. Gelin
birlikte içine bakalım. İlk karşımıza çıkan
emülgatör az önce belirttiğimiz gibi gibi kolay
karışmayı sağlıyor ama bağırsaklar için zararlı.
Xanhan gum’ı da hatırlayalım. Buradaki görevi
yoğunluğu sağlamak.
Maya özütü: Artık tüketici E kodlu söylenmesi
zor kimyasallardan kaçıyor, peki besin endüstrisi
bunu bilmiyor mu? Mayanın özütü mayanın özü
anlamına geliyor gibi görünse de. Son yıllarda
“orta bölge kokuları” adı verilen katkılar için
kullanılıyor, daha lezzetli hissi veriyorlar.
Nasıl yapıyorlar bu etkiyi? Glutamat adı verilen
bir tür protein içeriyorlar. Bu kelime size bir şey
ifade etmeyebilir ama MSG yani mono sodyum
glutamat olarak mutlaka duymuşsunuzdur, bir
dönem günah keçisi olarak adlandırıldı ise de
sorunun MSG’nin doğal olanından yani yosundan
elde edilenden değil, işlenmiş ürün olarak elde
ediliş yönteminden kaynaklandığı düşünülmekte.
İşte Maya özütü bu işi yeni isimle yapıyor.
Maya özütü umami tadında, ki bu da
lezzeti artırıyor içinde glutamat var ve işlevi
monosodyum glutamat ile aynı. Farkı MSG,
yosundan elde ediliyor ve pahalı, bu ise ucuz.
Bir İlginç maddemiz daha var: Modifiye mısır
nişastası. Burada iki soru sormamız gerekiyor.
1-Domates çorbasına neden mısır nişastası
koyuyoruz?
2-Normal mısır nişastası neyimize yetmiyor
da modifiyelisini, değiştirilmişini koyuyoruz?
Çünkü modifiye mısır nişastası, yüksek ısı ve
kimyasallar etkisi ile değiştirilerek su tutucu
hale getiriliyor.
Soslar
Soslar bolca mevcut. Her ihtiyaca göre, makarna
için onlarca, ızgaralar ve sebzeler içinde oldukça
fazla sayıdalar. Çok da lezzetliler. Temel olarak
aynı kıstasları karşılamaları gerekiyor. Raf ömrü
uzun olsun, rengi parlak kalsın, ucuza mal olsun
ve yüksek karla satılabilsin. Bir tanesine yakından
bakalım: Barbekü sos veya mangal sosu.
İçinde yüksek oranda şeker var. Çünkü tuzu
dengelemek ve bakteri üremesini önlemek
için fruktoz şurubu ideal. Sadece soslarda
değil markette satılan ürünlerin %80’inde
fruktoz şurubu bulunuyor. Ama pazarlama
dehaları herkesin bildiği şeytanlaştırılmış isimleri
kullanmıyorlar. Yerine ne kullanıyorlar dersiniz?
Şekerin paketler üzerindeki adları
Sukroz, glikoz, fruktoz, maltoz, dekstroz,
hidrolize edilmiş nişasta, yüksek fruktozlu
mısır şurubu, şurup, melas, şeker kamışı, ham
şeker, pekmez, bal, agave şurubu, meyve suyu
konsantresi gibi 56 farklı isim söz konusu şeker
için. Neden bu kadar farklı? Nedeni basit. Şekerin
zararlı olduğu 1950’lerden 2009’a yaklaşık 60
yıl gizlendi ve obezite, kalp hastalıkları gibi
toplum sağlığını en çok bozan, tedavi giderlerine
yol açan hastalıklara yol açmasındaki etkisi
gözden kaçırıldı. Bu süre içinde şeker endüstrisi
şekerin zararsız olduğunu asıl sorunun yağdan
kaynaklandığını kanıtlamak için çok çaba
gösterdi. Besinlerden yağ çıkarıldı şeker eklendi
ama sonuçta obezite patlayınca ve yüksek şeker
kullanımının yol açtığı hastalıklar, hipertansiyon,
damar sertliği, tip 2 diyabet, kanser türleri kısaca
metabolik hastalık tablosu, sağlık giderlerini
tüketmeye başlayınca şekerin de foyası ortaya
çıkıverdi. Şimdilerde şeker büyük zehir olarak
tanımlanıyor ve bu nedenle şeker denmiyor.
Bir üründe zararlı olan maddenin isminin
değiştirilmesi ise ünlü PR’cı Edward Bernays’ın
fikri. Bernays, politik hayatta sloganlar üretirken
zararlı olan konuyu asla bilindiği şekilde söylemez,
hep yeni ama bilinmeyen bir isim bulurdu.
Biberiye özütü
Biberiye özütünün son zamanlarda ne kadar çok
kullanıldığı dikkatinizi çekiyor mu? Çoğu sosta
var çok da lezzet katıyor. Peki bu biberiye özütü
biberiyenin ezilmesi ile mi elde ediliyor, kokusu
nasıl oluyor da onca zaman hiç azalmadan
kalıyor? Biberiye özütü elde etmek için biberiyeyi
önce hexan, aseton veya alkol içinde çözmek,
ardından içinde koku veren carnosol and
carnosic asidi kullanılan çözücüden ayırarak
saflaştırılmış toz haline getirmek ve paketlemek
gerekiyor.
Paket ürünlerde en önemli konu çok lezzetli
olmasıdır. Bütün endüstri bu amaç çevresinde
yapılanmıştır. Bu nedenle standardizasyon
önemli yer tutar. Bu nedenle ürünlerin
içindeki etken maddeler çıkartılıp standart
toz halinde rafine edilir. Ancak bu arada işin
içine birçok kimyasal madde karışır bunlar
tek tek FDA tarafından genellikle güvenilir
olarak sınıflandırılsa bile sorun bu kendi başına
genellikle güvenilir olan maddelerin bir arada
ve aldığımız ilaçlar ile birlikte ne yapacağıdır.
Marketteki gezintimize devam edelim…
Şarküteri ürünleri
Bu bölümde de sosis ve salamlar var. Bu ürünler
de işlenmiş et sınıfına girdiğinden zararlı.
İçlerinde azot bileşikleri ve koruyucular var.
Markette karlılığın en önemli koşulu uzun raf
ömrü olmasıdır. Et bilinen en çabuk bozulan
ürün. Bu pahalı ürünün bozulması büyük zarara
yol açar. Bu nedenle 1900’lü yılların başında
bulunan yöntem günümüze uyarlandı.
Sosisli sandviç in en özdeşleştiği şehir yer
New York. New York’da geçen tüm filmlerde,
dizilerde sosisli sandviç yani Frankfurter /
Hot Dog rol alır. Hikâyesi biraz iğrenç başlıyor
bu nedenle yazıyı okuduktan sonra sosis
yemezseniz sorumluluk almıyoruz. Yıl 1845,
İrlanda’da patates tarlalarında meydana gelen,
Phytophthora infestans adlı mantara bağlı
bir hastalık, Avrupa’da ve özellikle İrlanda’da
patates üretimini yok etti.
Bu dönem, aynı zamanda Avrupa ve Özellikle
İrlanda’dan Amerika’ya en fazla göçün olduğu
zamana denk geliyor. Binlerce insan New York
limanına geliyordu, New York o günlerde suç
oranının yüksek, kanalizasyon sistemi yetersiz,
sokaklarında hayvan ve insan çıkartılarından
oluşan çamur bulunan bir şehirdi.
Gelenler hiçbir alt yapısı olmayan binalarda
oturuyor ve üçte biri hastalıklardan ölüyordu.
Buzdolabının da olmadığı bu ortamda
kasapların kestiği etlerin de kısa zamanda
bozulup çürümesi kaçınılmazdı. Kaçınılamadı
da zaten. Ama New York, onca çürümüş eti
çöpe atmak yerine değerlendirmeyi düşünen
ahlaksız insanların çoğunlukta olduğu bir şehirdi.
Birinin aklına bu çürüyen etleri makyajlayıp
yeniden satmak geldi. Çürüyen ve berbat kokan
bu etleri önce kıyma makinesinden geçirdiler.
Sonra boraks ile karıştırıp dezenfekte ettiler,
içine kırmızı gıda boyası koydular, ve bol baharat.
Sonra bağırsak zarlarına doldurup ucuza
sattılar.
Frankfurter’in Kuzey Amerika’da
doğuşu
Ne iğrençmiş değil mi? Oysa bugün öyle mi?
Çürüyen etler yok ama endüstriyel olarak
kullanılamayacak kalitede et kırpıntıları var.
Boraks yerine amonyak ile dezenfeksiyon
yapılıyor. Gıda boyası yerine Nitrik oksitler var
çünkü renginin gri yeşile dönmemesi için bakteri
üremesini engellemek gerekiyor. Baharatlar o
dönemde doğaldı şimdi çok daha güçlü kokulu
yapay kokular, maya özütünden elde edilmiş
et tadı ve kokusu gibi ekler var. Amaç ise
tamamen aynı. Ucuz etleri yeniden satılabilir
ürün haline getirip satmak. Tamam, marketin
bu kısmından hemen uzaklaşalım. Bakalım
karşımızda neler var.
Bitkisel yağlar
Bitkisel yağlar mısırözü-ayçiçek yağları, ucuz
olduğu için tüm kızartmalardaki ana yağımız.
Peki, mısırdan yağın nasıl çıkarıldığını veya
ay çekirdeğinden o yağın nasıl alındığını hiç
düşündünüz mü? Yağlar baskı ile değil mesela
ay çekirdeğinin içinden hexane, gibi çözücülerde
çözünerek alınıyor. Aynı biberiyede olduğu gibi
ondan sonra bu çözücü içinde bulunan yağ
ayrıştırılarak şişeleniyor ve satışa sunuluyor
yani bu aslında işlenmiş bir ürün.
Bunca ısıtma ve çözücülerle karışma süreci
sonunda o yağlar sağlıklı olabilir mi? Hayır.
Sigorta şirketi Credit Suisse, geçen yıl
yayınladığı raporda ayçiçek yağının kalp ve
damar hastalıklarına yol açtığını açıkladı.
Süpermarket turumuzu bitirirken sebze ve
meyveler bölümüne geldik. Burası göreceli
olarak en sağlıklı bölüm. Yine de dikkat edilmesi
gereken önemli bir konu var. Gluten konusunda
anlattığımız ve yabani otların mücadelesinde
kullanılan glifosat sadece buğdayda değil birçok
sebze ve meyvede de bulunabilmekte.
Bu nedenle aldığınız tüm sebze ve meyveleri
bolca yıkamayı unutmayınız. Sözün kısası:
Süpermarketlerin orta bölümlerinden uzak
durmakta fayda var. Diğer yandan sağlıklı
beslenme için alternatifsiz değiliz.
Evde yemek yapmayı
yaygınlaştırmak
2. Dünya Savaşı’nın sonunda ordu ihtiyaçlarını
karşılamak için gelişen hazır besin endüstrisi,
savaş sonrasında elindeki üretim hacmini
değerlendirmek amacı ile o güne kadar geleneksel
ve yanlış olarak kadına verilen yemek pişirme
görevini üstlenmeye böylece fabrikalarını çalışır
durumda tutmaya odaklandı. O zamana dek
kadınlara “siz gezin dolaşın, yemek yapın ve
çocuklarınızla ilgilenin” diyen ekonomi, değişen
paradigma ve kadın hakları hareketiyle birlikte
söylem değiştirerek “siz çalışın kazanın, biz çok
ucuza ve size zahmet vermeden yemeklerinizi
yaparız” demeye başladı. Ve hazır yemek sektörü
bu şekilde evrim geçirerek yaygınlaştı. Ama bir
sorun vardı. Hazırlanan besinlerde amaç karlılık
olduğundan en ucuz malzeme ile en fazla kar
elde etmek için katkılar, koruyucular, kıvam
vericiler o kadar çok kullanıldı ki hazırladıkları
ürüne artık yemek değil yenebilir kimyasal
karışım denmeye başladı.
Yemek pişirmeye ayrılan zaman azaldıkça
pazar büyüdü ve beraberinde obezite ve
metabolik hastalık tablosu da büyüdü. Yapımı
en zor yemeklerin benzerlerine çok ucuza
ve kısa zamanda ulaşmak mümkün oldu.
Sadece gelişmiş ülkelerde değil üçüncü dünya
ülkelerinde de yerel mutfak taklit edilerek
o pazarlara da girildi. Sonuçta besin değeri
olmadığı için doygunluk hissi vermeyen besinler
ana mönümüz haline geldi. Yemek pişirmeye
ayrılan süre azaldıkça obezite arttı. Yiyecek ve
içecek eğilimleri, yiyecek danışmanlığı ve yeme
davranışları uzmanı Harry Balzer’in bu konuda
güzel bir sözü var. “Şişmanlamadan her şeyi
yiyebilirsiniz. İster pasta isterseniz kızarmış
patates ama bir şartla; yemeği sıfırdan kendiniz
hazırlayacaksınız.” Ve çözümün önemli diğer
parçası: Yemek pişirmek kimin görevi? Yemek
yapmak sadece kadının görevi değildir. O evde
yaşayan herkesin katılımı ile yerine getirilmesi
gereken bir iştir. Bu söyleme karşı çıkanlar
tarafından dile getirilen “mağara döneminden
beri erkek avlar kadın pişirir” konusu ise kocaman
bir şehir veya mağara efsanesi. Tarih öncesi
insan kalıntılarındaki diş taşlarının incelenmesi
ile yapılan çalışmalar, kadınların eve giren
kalorinin %70’ini yenebilir kökler, meyveler veya
otlardan sağladığını göstermiştir.