Gönderi

Gida üretimi ilgili uzun ama önemli bir yazi
Süpermarkette Küçük Bir Gezinti Süpermarkete girdiniz, burayı bir şehir gibi düşünün, en kıymetli yer neresi? Çoğu müşteri bunu fark etmez ya da önemsemez ama konum olarak süpermarketin en kıymetli bölgesi orta kısmı. DR. ALP SİRMAN Burası aynı zamanda en fazla işlenmiş, besin katkıları eklenmiş olan besinlerin olduğu bölüm. Çünkü ucuz hammadde ile en pahalı, en uzun raf ömürlü ve dolayısı ile en karlı ürünler burada. Süpermarketler ve besin endüstrisi, asıl buradan para kazanıyor tabii ki en iyi yerde de işlenmiş ürünler olacak. En fazla reklamın, özendirmenin yapıldığı alan da burası, süpermarketin orta bölümü. Kısaca bu alan besin endüstrisinin, pazarlamanın ve toplamda paranın döndüğü yer. Burada ne yok? Burada olmayan, sağlıklı besinler. Bu alan neredeyse olduğu gibi sağlığa zararlı ürünlerden oluşuyor. Sağlığa zararlı olduğu için onca reklam yapılıyor, çok karlı olduğu için de her yaştan insan bu reklamların etkisi ile en fazla bu ürünleri kullanıyor. Bu bölümde neler satılıyor? Şekerlemeler, bisküviler, çikolatalar, konserve meyveler, soslar, ketçaplar, mayonez ve çeşitli soslar, hazır pasta, kurabiye yapmak için paketler hiç uğraşmak istemeyenler için pakette kekler, hazır çorbalar… Ne ararsanız var… Hepsi tanıdık ürünler, hepsini her gün reklamlarda görüyoruz çünkü en büyük tanıtım bütçesi onlarda. Hemen fark edilen “diyet” bisküvi mesela. Neden diyet diye adlandırılmış? İçeriğinde şeker olmadığı için mi? Peki, şeker yok ne var içinde? Bolca yağ ve tuz tabii, yoksa alır mısınız? Başka bir köşede glutensiz ürünler var, bakınız ekmek de “glutensiz”. Gluten yok ama ekmek yerken aradığınız glütenin verdiği o kabarık dokuyu çıtır çıtır hissi vermesi için “xanthan gum” var. İsmi oldukça yabancı gelse de bu madde ile mutfağınızda sık sık karşılaşırsınız, nerede? Buzdolabında unuttuğunuz yeşil yapraklı salatanın üzerinde jölemsi bir madde oluşur hani. İşte o madde xanthan gum. Bu madde şekerden elde ediliyor. En çok da ucuz olduğu için mısır şurubundan. Yoğunluk ve doku sağlayan bu maddeyi bir bardak suya damlatsanız o su akışkanlığını kaybeder ve koyu bir kıvam alır, dolayısıyla ekmek yapımında gluteni çıkardığınız zaman eksik kalan doku, esneklik ve çıtırdama hissini sağlıyor. Başka nerede kullanılıyor? Petrol endüstrisinde delici uçları soğutan karışımın yoğunluğunu arttırmak için. Yani sadece besinlerde değil. Peki zararlı mı? Hayır “tek başına” bilinen bir zararı gösterilememiş. Tek başına kelimelerini tırnak içinde yazmamızın sebebi xanthan gum maddesinin hiçbir zaman tek başına olmaması. Bulunduğu paket üründe beraberinde farklı kimyasallar da bulunuyor. Onlarla birlikte yaptıkları ise ancak zaman içinde ortaya çıkıyor. Gluten modası henüz yeni, bu nedenle gluten yerine koyulan katkıların ne işe yaradığı henüz tam olarak bilinmiyor. Sadece Xanthan Gum değil ฀-glucan, inulin, oligofructose, linseed mucilage, apple pomace, carob fiber, bamboo fiber, polydextrose, ve resistant starch gibi normal koşullarda adını bile duymayacağınız onlarca madde var. Bu maddelerin pişerken başka kimyasallar ile ne tür etkileşime gireceğini kimse bilmiyor. Ayrıca glutensiz beslenme adına onca kimyasal eklentili maddeyi yiyoruz. Sorunun glutene değil de yoğun kullanılan roundup adındaki maddeye bağlı olabileceği konusunda her gün yeni kanıtlar ortaya çıkıyor. En son yani 9 Ağustos 2019 da Bayer glifosat yani Roundup sonucu kanser olanlar ile anlaşmak üzere 8 milyar dolarlık bir fon ayırdı. Bu konu gittikçe büyüyecek. Süpermarkette biraz daha ilerleyelim bakalım bu bölümde başka ne var? Sıra geldi kahvaltılıklara Sabah işe giderken ne yersiniz? Bu sorunun ideal yanıtları var tabii, ama bir de zaman sorunumuz var. Bu nedenle en çabuk hazırlanan son zamanlarda sağlıklı olduğuna dair bir kanı oluşan kahvaltılık ürünleri hem kolay hazırlanıyor hem de lezzetli ve çok moda. En başta kolay hazırlanan yulaflar ve mısır gevrekleri, portakal suyu, hazır kahveler var. Bilindiği gibi, mısır gevrekleri ve yulaflı müslilerin çoğunda yüksek oranda şeker var, bu uzun zamandır biliniyor Bu gevrek ve yulaflar, süt veya su ile karıştırıldığında kolayca yumuşamaları için işleniyorlar. Bu konuda bilinmeyen ise bu ürünlerin büyük çoğunluğunda glifosat kalıntısı olması. Glifosat, izin verilen dozun altında diye savunmalar var ama problemlerin uzun süreli kullanımlardan sonra ortaya çıktığı da unutulmamalı. Ayrıca, zehirin izin verilen dozu olamaz. Portakal suyu mu dediniz? Bakalım raflarda başka ne var… Karşımızda portakal suyu. Hem de %100, en üst kalite. Zaten diğerlerini portakal suyu sınıfına sokmak dahi hata. Evet, sadece portakal suyu var içinde. Portakal sıkılıyor, depolanıyor. Ne zaman? Portakalın en ucuz olduğu zamanda. Kaç ay depolanıyor? Bazen birkaç ay, bazen birkaç yıl. Bu, doğal koşullarda mümkün değil. Ama oksijensiz ortamda yapılabiliyor. Bir tek minik sorun var, oksijensiz ortamda o taze sıkılmışı bırakın portakal kokusu ortadan kalkıyor. Bu güzel koku nereden geliyor öyleyse diye sorduğunuzu duyar gibiyiz. Hemen cevap verelim; parfümle. Evet yanlış okumadınız! İçtiğimiz portakal sularına her şirket kendi portakal suyu parfümünü ekliyor. Aynı parfüm şirketleri gibi farklı bir bileşimde. Böylece taze sıkılmış gibi kokan, tadı da yerinde ama taze olmayan bir portakal suyu var elimizde. Aslında içmeseniz iyi olur, içinde yüksek oranda şeker var ve bu zararlı. Şeker katılması şart değil, portakal sıkıldığı su haline geldiği anda sağlıklı olmaktan -şeker emiliminin yerinin değişmesi nedeni ile- sakıncalı hale geliyor. Hazır çorbalar Yapması oldukça zor, zaman alan lezzetli çorbaları 15 dk’da hazırlamak gerçekten de çok cazip. Adları da yöresel. Analı Kızlı, Düğün Çorbası. Üstünde otantik fotoğraflar, çok çekici. Peki içlerinde ne var? E kodlu birçok madde tabii ki. E kodu, kimyasal katkıların ne olduğunu açıklar. Çoğu da insan sağlığına tek başına zararsızdır. Ama bu testler her zaman tek bir kimyasal için yapılır, oysa pratikte bu maddeler hiçbir zaman tek başlarına bulunmazlar. Tüm bu gıda katkıları, ilgili ürünleri tüketen kişinin kullandığı ilaçlar, alkol v.b. gibi onlarca farklı kombinasyonla kullanılırlar gerçek hayatta. Bu nedenle tek başına yapılan testlerde zararsız demekle bu sayılan koşullardaki durum aynı olmaz. Bir de zaman içinde güvenli tanımı değişen maddeler var. Bu maddelerin en ünlüsü Emülgatörler. Şu emülgatör konusu Emülgatörler bir sıvı sistemi içinde partiküllerin homojen dağılmasını sağlayan yüzey gerilimini azaltarak çözünürlüğü artıran maddelerdir. Muhallebi yaparken nişasta koyduğumuzda topak olur ya hani. Tencere başında bekleyip sürekli karıştırmamız gerekir. Hazır muhallebi yaptığınızı düşünün, o topaklanma olmaz. Muhallebi ustası mı olduk? Hayır. Sadece toza karıştırılmış olan emülgatör, hazır muhallebimizin suda dağılmasını sağladı. Bunu çikolatalı süt yaparken de biliriz, kakao süte bir türlü karışmaz. Ama hazır aldığımızda hemen karışır, işte aradaki farkı yaratan emülgatörler. Bu her tür hazır çorbada da benzer şekilde var ve wndüstriyel gıda sektörünün en yoğun kullanılan maddelerinden. Peki emülgatör kimyasal olarak bakarsak nedir? Emülgatör bir deterjandır. Yani temelde deterjan da bulaşıkta kirlerin suyla karışmasını sağlar ve bunun için yüzey gerilimi azaltma işlevinden yararlanır. Emülgatör de benzer şekilde davranan bir madde. Yüzey gerilimini azaltıyor ve çözünürlüğü artırıyor. Çorba ya da muhallebi her ne ise fazla uğraşmaya gerek olmadan hemen çözünüyor. Peki emülgatör ortadan kalkıyor mu? Hayır, kalın bağırsağa devam ediyor. Orada bağırsak içini kaplayan ve emilim sırasında zararlı maddeleri filtreleyen mukozanın bütünlüğünü bozuyor. Filtre bütünlüğü bozulunca, kana karışmadan bağırsak lümeninde kalması gereken besin molekülleri kana karışıyor ve sonuç; besin alerjileri, irritabl bağırsak sendromu, gluten hassasiyeti benzeri klinik ve bağırsak kanserine kadar giden yan etkiler. Hazır çorbalar konusuna devam Peki hazır çorbalar neden marketin konum olarak en değerli yerinde? Bunlar fiyatı 2-5 TL arasında satılan ucuz ürünler, müşterisi de üst kesimden çok orta alt kesim. Bu kadar ucuz bir ürün nasıl çok karlı olabilir diye düşünebilirsiniz. Şöyle oluyor. 5 kişilik domates çorbası yapacaksınız diyelim. En az 5 tane domatesi rendelemeniz içine tereyağı, un gibi malzemeler kullanmanız gerekiyor değil mi? Hazır çorba paketi yaklaşık 60 gram. 60 gram malzemeden nasıl beş kişiye domates çorbası yapıldığı ise paket besinlerin neden bu kadar karlı olduğunun açıklaması. Önce o domates çorbası adındaki karışımın sizin bildiğiniz domates çorbası ile uzaktan yakından ilgisi yok. Bu karışım domates kokan, domates renginde, domates tadında ama domatesle ilgisiz bir kimyasal karışım. Gelin birlikte içine bakalım. İlk karşımıza çıkan emülgatör az önce belirttiğimiz gibi gibi kolay karışmayı sağlıyor ama bağırsaklar için zararlı. Xanhan gum’ı da hatırlayalım. Buradaki görevi yoğunluğu sağlamak. Maya özütü: Artık tüketici E kodlu söylenmesi zor kimyasallardan kaçıyor, peki besin endüstrisi bunu bilmiyor mu? Mayanın özütü mayanın özü anlamına geliyor gibi görünse de. Son yıllarda “orta bölge kokuları” adı verilen katkılar için kullanılıyor, daha lezzetli hissi veriyorlar. Nasıl yapıyorlar bu etkiyi? Glutamat adı verilen bir tür protein içeriyorlar. Bu kelime size bir şey ifade etmeyebilir ama MSG yani mono sodyum glutamat olarak mutlaka duymuşsunuzdur, bir dönem günah keçisi olarak adlandırıldı ise de sorunun MSG’nin doğal olanından yani yosundan elde edilenden değil, işlenmiş ürün olarak elde ediliş yönteminden kaynaklandığı düşünülmekte. İşte Maya özütü bu işi yeni isimle yapıyor. Maya özütü umami tadında, ki bu da lezzeti artırıyor içinde glutamat var ve işlevi monosodyum glutamat ile aynı. Farkı MSG, yosundan elde ediliyor ve pahalı, bu ise ucuz. Bir İlginç maddemiz daha var: Modifiye mısır nişastası. Burada iki soru sormamız gerekiyor. 1-Domates çorbasına neden mısır nişastası koyuyoruz? 2-Normal mısır nişastası neyimize yetmiyor da modifiyelisini, değiştirilmişini koyuyoruz? Çünkü modifiye mısır nişastası, yüksek ısı ve kimyasallar etkisi ile değiştirilerek su tutucu hale getiriliyor. Soslar Soslar bolca mevcut. Her ihtiyaca göre, makarna için onlarca, ızgaralar ve sebzeler içinde oldukça fazla sayıdalar. Çok da lezzetliler. Temel olarak aynı kıstasları karşılamaları gerekiyor. Raf ömrü uzun olsun, rengi parlak kalsın, ucuza mal olsun ve yüksek karla satılabilsin. Bir tanesine yakından bakalım: Barbekü sos veya mangal sosu. İçinde yüksek oranda şeker var. Çünkü tuzu dengelemek ve bakteri üremesini önlemek için fruktoz şurubu ideal. Sadece soslarda değil markette satılan ürünlerin %80’inde fruktoz şurubu bulunuyor. Ama pazarlama dehaları herkesin bildiği şeytanlaştırılmış isimleri kullanmıyorlar. Yerine ne kullanıyorlar dersiniz? Şekerin paketler üzerindeki adları Sukroz, glikoz, fruktoz, maltoz, dekstroz, hidrolize edilmiş nişasta, yüksek fruktozlu mısır şurubu, şurup, melas, şeker kamışı, ham şeker, pekmez, bal, agave şurubu, meyve suyu konsantresi gibi 56 farklı isim söz konusu şeker için. Neden bu kadar farklı? Nedeni basit. Şekerin zararlı olduğu 1950’lerden 2009’a yaklaşık 60 yıl gizlendi ve obezite, kalp hastalıkları gibi toplum sağlığını en çok bozan, tedavi giderlerine yol açan hastalıklara yol açmasındaki etkisi gözden kaçırıldı. Bu süre içinde şeker endüstrisi şekerin zararsız olduğunu asıl sorunun yağdan kaynaklandığını kanıtlamak için çok çaba gösterdi. Besinlerden yağ çıkarıldı şeker eklendi ama sonuçta obezite patlayınca ve yüksek şeker kullanımının yol açtığı hastalıklar, hipertansiyon, damar sertliği, tip 2 diyabet, kanser türleri kısaca metabolik hastalık tablosu, sağlık giderlerini tüketmeye başlayınca şekerin de foyası ortaya çıkıverdi. Şimdilerde şeker büyük zehir olarak tanımlanıyor ve bu nedenle şeker denmiyor. Bir üründe zararlı olan maddenin isminin değiştirilmesi ise ünlü PR’cı Edward Bernays’ın fikri. Bernays, politik hayatta sloganlar üretirken zararlı olan konuyu asla bilindiği şekilde söylemez, hep yeni ama bilinmeyen bir isim bulurdu. Biberiye özütü Biberiye özütünün son zamanlarda ne kadar çok kullanıldığı dikkatinizi çekiyor mu? Çoğu sosta var çok da lezzet katıyor. Peki bu biberiye özütü biberiyenin ezilmesi ile mi elde ediliyor, kokusu nasıl oluyor da onca zaman hiç azalmadan kalıyor? Biberiye özütü elde etmek için biberiyeyi önce hexan, aseton veya alkol içinde çözmek, ardından içinde koku veren carnosol and carnosic asidi kullanılan çözücüden ayırarak saflaştırılmış toz haline getirmek ve paketlemek gerekiyor. Paket ürünlerde en önemli konu çok lezzetli olmasıdır. Bütün endüstri bu amaç çevresinde yapılanmıştır. Bu nedenle standardizasyon önemli yer tutar. Bu nedenle ürünlerin içindeki etken maddeler çıkartılıp standart toz halinde rafine edilir. Ancak bu arada işin içine birçok kimyasal madde karışır bunlar tek tek FDA tarafından genellikle güvenilir olarak sınıflandırılsa bile sorun bu kendi başına genellikle güvenilir olan maddelerin bir arada ve aldığımız ilaçlar ile birlikte ne yapacağıdır. Marketteki gezintimize devam edelim… Şarküteri ürünleri Bu bölümde de sosis ve salamlar var. Bu ürünler de işlenmiş et sınıfına girdiğinden zararlı. İçlerinde azot bileşikleri ve koruyucular var. Markette karlılığın en önemli koşulu uzun raf ömrü olmasıdır. Et bilinen en çabuk bozulan ürün. Bu pahalı ürünün bozulması büyük zarara yol açar. Bu nedenle 1900’lü yılların başında bulunan yöntem günümüze uyarlandı. Sosisli sandviç in en özdeşleştiği şehir yer New York. New York’da geçen tüm filmlerde, dizilerde sosisli sandviç yani Frankfurter / Hot Dog rol alır. Hikâyesi biraz iğrenç başlıyor bu nedenle yazıyı okuduktan sonra sosis yemezseniz sorumluluk almıyoruz. Yıl 1845, İrlanda’da patates tarlalarında meydana gelen, Phytophthora infestans adlı mantara bağlı bir hastalık, Avrupa’da ve özellikle İrlanda’da patates üretimini yok etti. Bu dönem, aynı zamanda Avrupa ve Özellikle İrlanda’dan Amerika’ya en fazla göçün olduğu zamana denk geliyor. Binlerce insan New York limanına geliyordu, New York o günlerde suç oranının yüksek, kanalizasyon sistemi yetersiz, sokaklarında hayvan ve insan çıkartılarından oluşan çamur bulunan bir şehirdi. Gelenler hiçbir alt yapısı olmayan binalarda oturuyor ve üçte biri hastalıklardan ölüyordu. Buzdolabının da olmadığı bu ortamda kasapların kestiği etlerin de kısa zamanda bozulup çürümesi kaçınılmazdı. Kaçınılamadı da zaten. Ama New York, onca çürümüş eti çöpe atmak yerine değerlendirmeyi düşünen ahlaksız insanların çoğunlukta olduğu bir şehirdi. Birinin aklına bu çürüyen etleri makyajlayıp yeniden satmak geldi. Çürüyen ve berbat kokan bu etleri önce kıyma makinesinden geçirdiler. Sonra boraks ile karıştırıp dezenfekte ettiler, içine kırmızı gıda boyası koydular, ve bol baharat. Sonra bağırsak zarlarına doldurup ucuza sattılar. Frankfurter’in Kuzey Amerika’da doğuşu Ne iğrençmiş değil mi? Oysa bugün öyle mi? Çürüyen etler yok ama endüstriyel olarak kullanılamayacak kalitede et kırpıntıları var. Boraks yerine amonyak ile dezenfeksiyon yapılıyor. Gıda boyası yerine Nitrik oksitler var çünkü renginin gri yeşile dönmemesi için bakteri üremesini engellemek gerekiyor. Baharatlar o dönemde doğaldı şimdi çok daha güçlü kokulu yapay kokular, maya özütünden elde edilmiş et tadı ve kokusu gibi ekler var. Amaç ise tamamen aynı. Ucuz etleri yeniden satılabilir ürün haline getirip satmak. Tamam, marketin bu kısmından hemen uzaklaşalım. Bakalım karşımızda neler var. Bitkisel yağlar Bitkisel yağlar mısırözü-ayçiçek yağları, ucuz olduğu için tüm kızartmalardaki ana yağımız. Peki, mısırdan yağın nasıl çıkarıldığını veya ay çekirdeğinden o yağın nasıl alındığını hiç düşündünüz mü? Yağlar baskı ile değil mesela ay çekirdeğinin içinden hexane, gibi çözücülerde çözünerek alınıyor. Aynı biberiyede olduğu gibi ondan sonra bu çözücü içinde bulunan yağ ayrıştırılarak şişeleniyor ve satışa sunuluyor yani bu aslında işlenmiş bir ürün. Bunca ısıtma ve çözücülerle karışma süreci sonunda o yağlar sağlıklı olabilir mi? Hayır. Sigorta şirketi Credit Suisse, geçen yıl yayınladığı raporda ayçiçek yağının kalp ve damar hastalıklarına yol açtığını açıkladı. Süpermarket turumuzu bitirirken sebze ve meyveler bölümüne geldik. Burası göreceli olarak en sağlıklı bölüm. Yine de dikkat edilmesi gereken önemli bir konu var. Gluten konusunda anlattığımız ve yabani otların mücadelesinde kullanılan glifosat sadece buğdayda değil birçok sebze ve meyvede de bulunabilmekte. Bu nedenle aldığınız tüm sebze ve meyveleri bolca yıkamayı unutmayınız. Sözün kısası: Süpermarketlerin orta bölümlerinden uzak durmakta fayda var. Diğer yandan sağlıklı beslenme için alternatifsiz değiliz. Evde yemek yapmayı yaygınlaştırmak 2. Dünya Savaşı’nın sonunda ordu ihtiyaçlarını karşılamak için gelişen hazır besin endüstrisi, savaş sonrasında elindeki üretim hacmini değerlendirmek amacı ile o güne kadar geleneksel ve yanlış olarak kadına verilen yemek pişirme görevini üstlenmeye böylece fabrikalarını çalışır durumda tutmaya odaklandı. O zamana dek kadınlara “siz gezin dolaşın, yemek yapın ve çocuklarınızla ilgilenin” diyen ekonomi, değişen paradigma ve kadın hakları hareketiyle birlikte söylem değiştirerek “siz çalışın kazanın, biz çok ucuza ve size zahmet vermeden yemeklerinizi yaparız” demeye başladı. Ve hazır yemek sektörü bu şekilde evrim geçirerek yaygınlaştı. Ama bir sorun vardı. Hazırlanan besinlerde amaç karlılık olduğundan en ucuz malzeme ile en fazla kar elde etmek için katkılar, koruyucular, kıvam vericiler o kadar çok kullanıldı ki hazırladıkları ürüne artık yemek değil yenebilir kimyasal karışım denmeye başladı. Yemek pişirmeye ayrılan zaman azaldıkça pazar büyüdü ve beraberinde obezite ve metabolik hastalık tablosu da büyüdü. Yapımı en zor yemeklerin benzerlerine çok ucuza ve kısa zamanda ulaşmak mümkün oldu. Sadece gelişmiş ülkelerde değil üçüncü dünya ülkelerinde de yerel mutfak taklit edilerek o pazarlara da girildi. Sonuçta besin değeri olmadığı için doygunluk hissi vermeyen besinler ana mönümüz haline geldi. Yemek pişirmeye ayrılan süre azaldıkça obezite arttı. Yiyecek ve içecek eğilimleri, yiyecek danışmanlığı ve yeme davranışları uzmanı Harry Balzer’in bu konuda güzel bir sözü var. “Şişmanlamadan her şeyi yiyebilirsiniz. İster pasta isterseniz kızarmış patates ama bir şartla; yemeği sıfırdan kendiniz hazırlayacaksınız.” Ve çözümün önemli diğer parçası: Yemek pişirmek kimin görevi? Yemek yapmak sadece kadının görevi değildir. O evde yaşayan herkesin katılımı ile yerine getirilmesi gereken bir iştir. Bu söyleme karşı çıkanlar tarafından dile getirilen “mağara döneminden beri erkek avlar kadın pişirir” konusu ise kocaman bir şehir veya mağara efsanesi. Tarih öncesi insan kalıntılarındaki diş taşlarının incelenmesi ile yapılan çalışmalar, kadınların eve giren kalorinin %70’ini yenebilir kökler, meyveler veya otlardan sağladığını göstermiştir.
Sayfa 82·Kitabı okudu
Yeme-İçme
··
195 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.