Vatanına karşı sorumluluğun mu yoksa aşkınla gelen mutluluk mu ? Zweig'ın bu muhteşem kitabının temeli ve arayışı bu sorunun içindedir. Stefan Zweig'ı okuyan çoğu kişi bilir ki Zweig edebi kalemini ve hayatını Hitler ve Faşizm ile savaşarak geçirmiş ve en sonunda bu vahşet karşısında insanlığına yenik düşüp intihar etmiştir. Mecburiyet'te aslında bir özyaşam hikayesi görüyorum desem yanlış olmaz çünkü kitabın başkarakteri Ferdinand, ülkesinde çıkan savaşa dahil olmak istemediği için eşiyle birlikte İsviçre'ye yerleşmiştir. Bir gün ülkesinin askeri makamından bir mektup alır. Bu mektup onu vatani hizmete çağırmaktadır ancak o savaşa katılmak, bir insanın bir insanı öldürmesine katkıda bulunmak, bir insanı öldürmek istememektedir ancak içinde bir başka mekanizma daha vardır. Zweig bu mekanizmayı çok güzel işlemiştir ve ilave etmem gerekirse ben bu mekanizmanın aslında onda da olduğuna inanmaktayım. Bu mekanizma vatana olan borcu ödemek mecburiyetidir. Çağrıyı aldığı andan itibaren bir yandan gitmek isterken bir yandan gitmek istemez. Karısı Paula onu engellemek için çok çaba sarfederken içindeki karanlık mekanizma da onu çok fazla zorlamaktadır. Sonunu söylemek istemem spoiler olmasın. :)) Kesinlikle okuyun. Stefan Zweig