Puan vermedi·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Aralık 2018 16:00 Nil Sakman'ı ilk kez Balık Nefesi kitabı ile tanıdım.Epey de zorlandığımı hatırlıyorum okurken.Gerçi bu hikâyenin doğasından geliyor.Her zaman okuyucudan özveri bekliyor hikâye.Süreyya için Novella demek gerek sanırım.Yapı Kredi Yayınları anlatı olarak nitelendirmiş.
Süreyya, romanın taşıması gereken mimari yapı bütünlüğünü taşıdığı için daha kolay bir okuma oldu benim için.
Anlatının ritmine kaptırdım kendimi, Süreyya'nın zihnin dehlizlerinde ve geçmişinde onunla birlikte gezindim.Ben de sık sık içimde kaç ben olduğunu sorgularım, düşünürüm.Çok öznel bir yaklaşım bu biliyorum ama Süreyya'yı okurken kendi yaşamım üzerine de epey kafa yordum.
Bir süre sonra okuduğumuz kitapların ayrıntılarını unutuyoruz, bize kalan okuma sırasında yaşadığımız duygular oluyor çoğu zaman.Kendi yaşamımı da sorgulamama yol açtığı için ayrıca sevdim kitabı.
Bir kadının, alışılmışın dışında ( kadına biçilen toplumsal rollerin ötesinde) bir yaşamı seçebileceğini göstermesi açısından, mutluluk ya da mutsuzluktan bağımsız olarak, feminist bir anlatı olduğunu düşündüm.Aslında Süreyya'nın hiç tanımadığı anneannesi ve annesi de güçlü kadın karakterler.
Süreyya'nın annesinin yıkanıp, kefenlendiği bölüm çok etkileyiciydi.
Okuduğum Yapı Kredi Yayınları baskısında bir zaman hatası gözden kaçmış.
"Önünden geçtiği bir mezar taşını okudu:Hilal Alpen.1918-1948.Yaşasaydı ne derdi acaba? Şu koca dünyada düşe düşe buraya düştüm.Ankara'ya.Burada nefes alıp verdim.Adım attım, yürüdüm.Tam elli üç sene bu şehirde yaşadım." syf 91
30 yaşında ölen biri nasıl 53 yıl yaşar?
Umarım İthaki Yayınların'dan çıkan yeni baskıda gözden kaçmamıştır bu durum.️