Puan vermedi·215 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Ağustos 2017 12:34 47 Numaralı Kamara Hükümenoğlu'ndan okuduğum 4. kitap.Bu kez çok az yolcuyla son seferini yapmakta olan bir gemiyi seçmiş mekân olarak yazarımız.Kitabın başında polisiyelere özgü bir gerilimin ortaya çıkacağını düşünürken, ünlü bir yazar, zarif eşi ve yazarın asistanı arasındaki gerilim yüklü bir aşk üçgeni ile karşılaşıyoruz.Hikmet Hükümenoğlu'nun romanlarında yarattığı gerilimi seviyorum.
Ünlü ama kitapları fazla satmayan yazarımızın son kitabı önemli bir başarı kazanır.Asistanı kendisini hayalet yazar olarak görmekte kitabı kendisinin yazdığını düşünmektedir.Kitabın içeriği hakkında çok bilgi vermeyi sevmiyorum, okumayı da sevmem zaten ama...Kitap öyle bir kurguya sahip ki asistanı Murat'ın yazdığı bölümler ile yazar Hikmet'in (kitapta yazarımızın adı da Hikmet) yazdığı bölümler kitabın sonunda ilginç bir şekilde bağlanıyor.
"Bazı romanların nasıl işlediğinin farkına varmazsın. Başından sonuna su gibi akar gider ve bitirip kapağını kapadığında geriye hiçbir şey kalmaz. Ev kadınları en çok böyle romanları sever. Satır aralarında mekanizmanın nasıl işlediğini görmek istemezler, yazarın niye o öyküyü anlattığını, ya da o öyküyü niye o şekilde anlattığını düşünmek istemezler. Önemli olan öykünün kendisidir; sürükleyici olsun, mutlu bir sonu olsun, küçük dünyalarına azıcık heyecan katsın yeter. Ama ben satırların arasındaki dişlileri, yayları, zincirleri, zemberekleri seviyorum. Ve onları seven okuyucuları seviyorum,” diyor yazar Hikmet Bey bir bölümünde kitabın.
Kitap boyunca asistanı Murat'ın yazdığı bölümler işte su gibi akan ama bitirilip kapağı kapatıldığında akılda bir şey kalmayan kitaplar gibi bir anlatıma sahipken, yazarın eşinin Hikmet Bey'in başka bir kitabından okuduğu bölümde ise satırların arasındaki dişlileri, yayları, zincirleri görüyoruz.Kar Kuyusu'na yapılan gönderme ve olmazsa olmaz esrarengiz kitapçımızı görmek de hoşuma gitti.️
Ben kitabı çok satan ama edebi değeri olmayan kitaplar üzerine bir eleştiri olarak da okudum.