Puan vermedi·476 syf.····Okunma: 23 Mart 2020 19:28 pamuk'un bu kitapta yaptığı şey aslında istanbul'u romana çevirmektir. kitabın aslında belli bir konusu, karakteri yoktur çünkü konu da karakter de şehrin içinde erir. en bomba konuşmalardan biri döner, 'sana yutturduğum hapın mide ilacı olduğunu mu sandın?' gibi bir söz edilir ama şehrin sokaklarına daha çıkmadan kitap bu sözü unutturmuştur bile.
güzelliği de burada. bu şehirde yaşamış her çeşit insanın kendinde bişey bulacağı, orada takip edeceği bir ayrıntı bulacağı bir çeşit interaktif cinayet romanı. hatta şizofrenik kafaların illuminati, tavistock'a, cemaat'e kadar ulaşabileceği bir roman demek isterdim ama buraya kadar anlattıklarım bu kitabı belki de hiç anlamamışların klasik kafa açma sekanslarından biri.
öncelikle bu kitap herşeyden bahseden kolaj(geçmişini unutan bir halkın dramından simülasyon kuramına) bir eser olsa da bir merkezi var. diğer kısımlar onun süsleri ve bu merkez noktası şehirden çok kitabın tekrar tekrar ele aldığı bir çeşit tasavvufi materyalizm'dir.
kara kitap kim olduğu arayışının romanı değildir. çünkü kitaptaki teze göre kendine kim olduğunu soran biri gerçekte "başkalarının gözünde ben neyim?" sorusuna bir cevap arıyordur. ki zaten arayış bir oyundur, zaten bilineni apaçık ortada olanı saklamaya, gizlemeye, unutmaya yarayan bir oyun.
kitabın esas olayı da işte burada; tasavvufi materyalizmi, mistik ateizmi falan alaya almasındadır. ve bir çizgi çeker; spinoza-kant falan sonrası ölümün haysiyetini alaya alan, ölüm korkusuyla tir tir titreyip saçmalama makinelerine dönüşen mistik anlayışlarla ölümün haysiyetini koruyan, onun haysiyetini koruduğu için kendi haysiyetini de koruyan anlayışlar arasında. ölümün bir kereliğine apartman aralığındaki dipsiz kuyuya bakıp karşılaşılıp aşılacak bir tecrübe olmadığını söyler kitap. ve bunu hüsn-ü aşk'la çok güzel şekilde söyler.