Merhabalar sevgili bıldırcınlar,
Genelde kitaplar üzerinde yazı yazma alışkanlığım pek yoktur, ama bu kitaptaki aforizmaları zannımca kuvvetli buldum ve üzerine biraz kalem oynatalım dedim. İyi mi demişim, bakalım, ona siz karar vereceksiniz.
Öncelikle, kitabın kurgusunun aforizmalar temelinde olduğunu söyleyebilirim. Yani kurgunun etrafında dönen idealar çerçevesinde bir eser değil. Böylesi daha geliştiricidir zati, okuduklarınıza tekrar dönersiniz, kendinizi düşüncelere kaptırırsınız, ağırdan almak durumudasınızdır, bu kitap öyle bir kitap. Ayrıca mezkur aforizmalar birçok bilimsel parametreyi de bünyesinde barındırdığı için ziyadesiyle kümülatif bir perspektif sunuyor okuyucuya. Elbette bu noktada okuyucunun sosyal bilimlerle biraz sevişmiş olması gerekir. Binaenaleyh, okuyucunun diyalektik algısının da kuvvetli olması gerekir, nitekim yazarımız da bu minvalde savlar ortaya koymuştur. Bunu şuradan anlıyoruz: yazarın yargılarında tavırların temel ereklerine doğru bir yöneliş ve tanımlama çabası mevcut. Bu da bize arketipsel ontolojinin ön plana çıkartılmak istendiğini gösteriyor. Daha sarih bir şekilde söyleyecek olursam, toplum ve insan nosyonunun aktarılagelen bilinçaltı kalıntıları irdeleniyor. Sevgi nedir, sevgi kavramının tezahürleri nelerdir gibi sorulara insan kültünden bakılıyor. Neyse, konuyu selvi boylum al yazmalıma kaydırmadan biz yolumuza devam edelim.
Kitabın en sevdiğim yanlarından birisi ise modern çağın insanı metalaştırmasıyla beraber insanların duygusal alanda da hızlı tüketime alışmasına getirdiği eleştiridir. Yaşasın retroseksüellik! Ben bu çağın insanı değilim diyorsan, kendini bu satırlarda bulabilirsin. Ama yanlış anlaşılmasın, yazarın da belirttiği gibi, sevgiyi tek bir nesneye yönelen bağlamda ele almamalıyız. Filhakika, sevgi kapsamı insanın algısından da geniştir. Sevginin ontolojisi insancıkların objeksiyonları ile algı eşiği seviyesine getirilir. Tabi ki sadece objeksiyon meselesi de değil, objektivasyon da söz konusu, yani var olanı algılamakla beraber, algılanacak nesnelerin üretilmesi de mezkur sürece dahildir zannındayım. Yazarın aforizmalarında da bu düşünceyi okuduğumu belirtmeliyim.
Bu noktada şuna da dikkat etmeliyiz. İnsanın gerçekliği algısında yatar. Hatta bu algının duyu ile birebir ilişkilendirilmesi de gerçekçi olmayabilir zira duyu algının üzerindedir. Dikkat etmediğimiz duyular bellekte kendilerine yer bulamayabilirler, ya da bilinçaltına geçerler ve ömrümüz boyunca onların karanlıkta kalma olasılığı da yüksektir. İşte bu kitabın güzel yanı da bu, aslında benliğimizde bulundurduğumuz düşün etkinliği ve his potansiyellerinin açığa çıkmasına öncülük eder niteliktedir. Elbette bütün bunları ortak bir paydada da toplamak olanaksızdır. Sunulan bilgilerin özümsenişi bireysel bir hüviyette gerçekleşir, ayrıca manipüle edilebilirler de. Hatta manipülasyon olasılığı günümüz konjonktüründe baskın bir durumdur. Yazar bunu da eleştiriyor kitabında, insanların sevgi diye içlerinde barındırdıkları şeyin moda haline gelmiş düşüncelerden ibaret olduğunu belirtiyor diyebilirim. Bu, insanı ideolojik bir kapsama sokmak ve yargısal tabular oluşturmak demektir aynı zamanda. Ve burada saydam bir kölelik durumu ortaya çıkıyor. Ama sevgili bıldırcınlar, kölelik zincirleri altından dahi olsa kölelik zinciridirler.
Yazımın başlarında, kitabın özellikle sosyal bilimlerle ilişkilendirilebilecek diyalektiklere sahip olduğunu belirtmiştim. Bu yargımın hem kaynağı hem de taşıyıcısı olan cümleler kitapta pekala aşikardır. Tanrı kavramının toplumsal düzeydeki varlığının dönüşümü, intp kişiliği çerçevesinde yapılan kült felsefi aforizmalar, sosyolojik tanımlamalar ve olumlamalar, hatta Foucault’nun da değindiği gibi olumlamanın dışında kalanların incelenişine yönelik çaba, mevcut meşruluk düzeyinin içinde ve dışında kalanlar, normallikler ve anormallikler.. Hülasa, birçok bağlamda değerlendirme mevcut.
Sözü fazla uzatmayayım kuzucuklar. Bendeniz kitabı okuduğu için müteşekkir ve daha evvel bir zamanda eline almadığı için de esefli. Şiddetle tavsiye ederim. Ama kitabı kutsallaştırıp kendinizi onun kucağına atmayın direkt. Özümseyin. Özümsemek demek, ideomotorik kapsamda koşullanmanın ötesinde size özdeşleyim tecrübesi sağlar, sizi zenginleştirir. Size şimdiden afiyet olsun, ben sodamı alıp köşeme çekileyim müsaadenizle.