Şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan Don Kişot’a benzetebilirsiniz beni. Yalnız onunla bir fark var aramda: ben kendimi Don Kişot sanıyorum.
Biten, tükenen ne?
Gençliğim mi?
Oysa zaman güneşli bir tarladır. Öyle olmalıydı. Nereden bakarsan bak, her şeyi görebilirsin; uzaktır biraz belki, işte hepsi o kadar ama.
Sen zaten arıyordun dedim, bir şeyler arıyordun dedim, onları bulmağa hazırdın dedim, o zaman karşına ben çıktım, hazırdın bulmağa, bende buldun o aradığını, bende görmek istediğin, bulduğun şeyleri bulmağa hazırdın… İpi uzatmıştım, elimdeydi, çekişine göre ya düğümü sağlamlaştıracak ya da çözecekti. Bekliyordum. Başını salladı. Bekliyordum. Evet dedi, hazırdım belki, ip geriliyordu, hazırdım belki, ip kayıyordu, ama sende bulmağa değil, ip sıkışıyordu. Sende bulmağa değil. Tesadüf diyelim istersen dedi. Tesadüf ama her şey de, ömrümüzü kuran her şey de tesadüf ya… Sen de tesadüfsün ben de. Kelimelerle oynamayalım. Tesadüf değil Tanrı diyeceğim ben…