Spoiler içerir! George Orwell, 1984 romanını 1948 yılında yazarak 71 yıl öncesinden günümüze ve geleceğe selam yollamış...
1984 yılında iyimserlik yoktu, umut yoktu; zorbalık vardı..
1984 yılında devrim yaparak gelen ve zorla isteklerini yaptıran bir parti var ve bu partinin başında asla yanılmayan, mutlak güce sahip büyük birader... Her şeyi kontrol altına almaya çalışan; bilgeliği, özgürlüğü bağlılığı,iyimserliği hiçe sayan büyük birader.İnsanları sürekli tele ekrandan kontrol ediyor ve onlara emirler veriyor. Onun izni olmadan bir şey yapmak mümkün değildi ve o tele ekran her zaman açık olmak zorundaydı. Eğer büyük biraderden izinsiz bir şey yapılırsa düşünce polisleri oraya ulaşır ve gerekli prosedürü uygulamaktaydılar. Büyük birader proleterlerin kör cahil şekilde yaşamalarını istiyordu. Onlara sorgulamak, düşünmek, karşı çıkmak, fikir beyan etmek hatta aşık olmak bile yasaktı. Sadece büyük biradere itaat edeceklerdi ve o nederse onu doğru kabul edeceklerdi. Romanda ki baş karakterlerden biri Wiston Smith, bir gün bir defter alıp sistem hakkındaki düşüncelerini yazmaya karar verir bu yapmak istediği şeyin yanlış olduğunu farkındadır yine de bir antikacı defter alır ve yazmaya başlar en sonunda ''KAHROLSUN BÜYÜK BİRADER'' yazar ve ara verir...
Smith çalıştığı yerden Julia adında bir kadınla karşılaşır ve ona aşık olur. Büyük biradere göre göre aşık olmak, ilişki yaşamak bağlılıktır. Bağlılık düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamaktır, bilinçsizliktir.
Julia ve Smith bunun farkında olsalarda aşklarından vazgeçememişlerdir gizli gizli buluşurlar ve zaman geçirirler. İkisi de yaptıklarında bir yanlış görmezler ve sistemi eleştirirler. Wiston bir düşünce suçlusudur ve onun gibi olan biri daha vardır: O’Brien. O’Brien Wiston'a Yenisöylem’in sözlüğünün son çıkan basımını verir. Bu sözlük çok az kişide bulunur çünkü gizli bilgiler içerir, insanların bilmediği bilgiler. Bu sözlükte yazanlar proleterlere anlatılanların tam tersidir. Onlar için iki kere ikinin üç veya beş olmasının önemi yoktur yeterki dört olmamasıdır. Oysa ki özgürlük iki kere ikinin dört ettiği kadardır... Kitap boyunca bir savaştan bahsedilir ama asıl savaş toplumun yapısını hiç değişmeden sürmesini sağlamak ve insan emeğinin ürünlerini yok etmektir. Smith ve Julia bir oda tutarlar ve birlikte orada zaman geçirirler. Odada tele ekran olmadığını bildikleri için oradaydılar fakat tablonun arkasına gizlenen tele ekran onları ele verir ve düşünce polisleri gelir Wiston'u ve Julia'yı götürürler. İkisini de ayrı hücrelere koyarlar. Daha sonra Wiston'u 101 numaralı odaya götürürler ve ona ağır işkenceler ederler. Wistona' elektirik verirler suçunu itiraf etmesini isterler, geçmişini hiçe saymasını ;ona işlemediği bir suçu kabul ettirmek için zorlarlar en büyük korkularından üstüne giderler ve maalesef ki başarılı olurlar. Wiston her şeyini kaybeder. O ve Julia birbirlerini satmışlardır. Çoğunluğa bakarak akıllılık ölçülemez. Ne şimdi ne geçmiş ne de gelecek kendi içinde barınır; gerçeklik insanın zihnindedir fakat maalesef ki Wiston tüm emeklerini boşa çıkarmıştır ve artık tüm kalbi ile Büyük Birader'e bağlıdır...