·208 syf.····Okunma: 20 Kasım 2019 11:37 Zaman kavramına ilişkin antik çağlardan yakın geçmişimize kadar olan felsefi ve bilimsel görüşlerin özetlendiği, popülist ve abartılı söylemleri dışlayan bir kitap okumuş oldum ve ben de kendimce özetlemek istedim sizler için.
Önce temel sorulardan başlamalı…
Geçmiş zihinsel bir anıdan, gelecekse sadece bir hayalden ibaretse tek gerçek şimdi midir? Eğer böyle düşünüyorsak bir de şunu sormalı: Şimdi ne kadar gerçektir?
Zamanı bir sayı doğrusu şeklinde düşünürsek; diyelim 6. Saniyenin üzerinden geçerken “Şimdi” diyelim. Aslında 6. Saniye geçmiştir ve 7. Saniyenin içerisine çoktan girmişizdir bile. Yani “Şimdi” diye nitelendirdiğimiz 6. Saniye aslında “Şimdi” değil “Geçmiş”tir. “Şimdi” olduğunu düşündüğümüz her “an” onu düşünür düşünmez geçmişte kalacaktır.
Bir bakış açısıyla geçmiş ve gelecek kavramları hayal ürünüyken, diğer bir bakış açısıyla “şimdi” kavramı da hayal ürünü gibi görünebiliyor.
Kitap bize tarihteki çeşitli görüşleri aktarıyor. Zamanın tam ve kesin bir tanımını yapmak mümkün değil tabi ki ancak günlük hayatta üzerine hiç düşünülmeyen, filozofların ve bilim adamlarının “er meydanı” olan bu konu benim için, fazlasıyla zihin açıcı bir okuma oldu.
Öncelikle tam 2400 yıl önceki entelektüel seviyeleriyle çılgın atan filozoflara bakalım Zenon ve Parmenides; Zenon zaten Ok, Kaplumbağa paradokslarıyla biliniyor. İkisi arasında ufak farklılıklar olsa da ikisi de değişim ve hareket kavramlarının dolayısıyla da zamanın yanılsama olduğunu ileri sürüyorlar.
Aristoteles ise Zenon’un tezlerini çürütüyor. Ona göre zaman sadece “değişimi” ölçen matematiksel bir olgudur, maddi değil. Ancak yazara göre Aristo Zenon’u tam olarak çürütememiş, onu çürüten 19.YY’da bulunan matematikteki “Limit” kavramı olmuştur. Bununla birlikte Aristo’nun varlığını veri kabul ettiği “değişim” kavramı da ayrıca ispatı gereken bir durum…
5.YY’daki ünlü teolog Aziz Augustinus ise Yaradılışçılara büyük bir hediye veriyor: zaman kavramı yalnızca zihinsel bir fenomendir. Yani insan icadıdır. Böylece Tanrı’yı zamandan soyutlayarak, evrenden önce Tanrı’nın ne yaptığına ilişkin ünlü soruları da uzaklaştırarak sonrasında her din adamının kullanacağı bir düşünce yapısını kurmuş oluyor.
Immanuel Kant idealist bir bakışla; uzay ve zaman kavramlarının bilinçten-algıdan-deneyimden bağımsız (kendinde şeyler) olmadığını, yani bu kavramların insan deneyiminin bir parçası olduğunu ifade ediyor. Yani zihnimizin “deneyim”lerimizi sıralama biçimi bize “doğrusal bir zaman” kavramını dayatıyor. Örnek; zaman kavramı matematikteki sonsuz kavramı gibidir, zihinle hayal edilemez…
17. YY’da Newton zamanın mutlak, değişmez, zihinden bağımsız bir kavram olduğunu söyledi ve Einstein’a kadar bilim çevrelerince su götürmez bir gerçek olarak kabul edildi. Bilim henüz emekleme çağındaydı ve belki de gerçeklere, tek araçları “mantık” olan 2400 yıl önceki dedelerinden daha uzaklardı…
Einstein’ın ise çok daha kompleks olan görelilik teorisi temelini ve ilhamını “ışık hızı”ndan alıyor. Konu uzun olduğundan en altta bununla ilgili (biraz abartılı ve genelleyici de olsa) bir belgesel linki paylaşıyorum. Einstein’a göre uzayzamanda farklı referans noktalarında olan kişiler için zaman görelidir. Yani tüm evren için tek bir “şimdi” tanımı yoktur. Ancak Einstein tüm zaman tartışmalarını bitirmekten uzaktır, daha fazlasını söylemez.
Görelilik ve uzayzaman konusunda kitapta oldukça detaylı bilgiler mevcut.
Kitabın sonrasında; zamanın ileriye doğru akması, zaman yolculuğu, zaman-özgürlük ilişkisi gibi birçok konu felsefi ve bilimsel bakış açılarıyla keyifli bir şekilde işleniyor…
Yazarın ulaştığı sonuç ise; tüm filozof ve bilim adamları, doğaya ilişkin kavrayışın farklı yönlerine ışık tutuyorlar. Yani oranları değişse de hepsinin savları hem doğru hem yanlış. Zaman üzerine tüm tartışmalar geçen onca zamana rağmen dönüp dolaşıp yine 2400 yaşındaki Parmenides’in sorduğu sorularda tıkanıp kalıyor. Sonuçta felsefe, asla bitmeyecek bir bilgi arayışıdır.
Casio’ya inanmaya devam…
Belgesel önerisi: Evrenin Ötesinde / Beyond The Cosmos
Belgesel biraz abartılı ve genelleyici de olsa Einstein göreliliğini birazcık anlayabilmek açısından iyidir bence.