Napolyon muyuz yoksa bir bit mi?
10/10
·704 syf.··
2020 6. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2020 17:01
Tarihin en bilinen, tartışılan, incelenen romanlarından olan Dostoyevski'nin bu başyapıtına 'inceleme' yazmak haddime olmamakla birlikte birkaç şey karalamak istedim. Yazı romanın içeriği ile ilgili bilgiler barındırmaktadır. -Suçlar Üzerine Makale Aslında kitabın çıkış noktasını oluşturan, Raskolnikov'un motivasyonunu ve kendince yarattığı teorisini bizlere açıklayan bir makale mevcut romanda. Bizzat ana kahramanımızın kendisi tarafından yazılmış bu suçlara ilişkin makale romanın bel kemiğini oluşturmakta. İçeriği ise kabaca şu şekilde: Sıradan insanlar ve üst düzey insanların -veyahut bitler ve Napolyonlar- oluşturduğu bir yaşam düzeni mevut. Bu üst düzey yani seçkin insanlar hayatta kurallar koymakta, bu kuralları değiştirebilmekte ve hatta gerekirse koyulan kuralları çiğneyebilmektedir. Kahramanımız burada Napolyon, Muhammed, Lycurgus gibi büyük lider ve peygamberleri işaret ederek, bunların daha iyiye ulaşmak için suç işlediklerini, yeni yasa ve yeni yolları ararken kan dökmekten çekinmediklerini, adeta düzeni dökülen kanların üzerinde kurduklarını belirtir. Yani büyük iyiye ulaşmak için küçük kötülükler -yani suçlar- işlenmesi meşru görülmeli ve bu ayrıcalık toplumun seçkin insanlarına tanınırken alttaki sıradan insanlar buna ayak uydurmalıdır. Bu makalenin içeriğine ilk başta tepki göstermek isteyebilirsiniz ve hatta kitaptaki diğer kişiler gibi dehşete düşebilirsiniz. Ancak yaşadığımız dünya düzeninin basit bir anlatımından ibaret olan bu makale aslında gerçekliği sebebi ile hepimizi dehşete düşürmelidir. Gerçekten de kural koymaya yetkisi olanların koyduğu kurallar altında yaşamıyor muyuz? Ya da gücü yettiği için başkaları tarafından çiğnenen kuralların altında biz ezilmiyor muyuz? Peki biz de Napolyon mu olacağız yoksa ezilen bitlerden mi? Aslında tabi ki insanlığı kabaca Napolyonlar ve bitler diye ayırmak mümkün değildir. Ancak hemen her insanın kendisini farklı saydığı, ben diğerleri gibi değilim fikrine kapıldığını kabul etmek gerekir. Şahsi fikrim özlük hakları açısından insanlar arasında tabii ki ayrım yapılmaması gerekse de herkesin denk olmayacağı yönünde. Üst insan-alt insan ayrımı yapmamakla birlikte insanlar arasında bir hiyerarşi oluşmamasını da mümkün görmüyorum. Burada asıl dikkat edilmesi gereken konu daha büyük iyilik için küçük kötülüklerin yapılması gerekip gerekmediği. Bu konu tabi ki her insanın ahlak, etik ve vicdani yönleri açısından ayrı ayrı yorumlanacaktır. Ancak yine dünya düzenimize baktığımızda büyük iyilikler için gözlerimizi 'küçük' kötülüklere kapattığımızı düşünüyorum. -Meşhur Balta Hukuk eğitimini parasızlık sebebiyle yarım bırakmış, ufacık ve basık bir tavan arasında yiyecek bir lokma ekmekten yoksun yaşayan, annesi ve kız kardeşinin geleceği ve daha onlarca şey için kaygılı birisinin yukarıdaki makaleyi yazdığını düşünün. Günlerce odasından çıkmayan, Covid-19'dan sakınır gibi sosyal izolasyona kendini bırakmış bir genç günlerini bu düşüncelerle geçiriyor ve malum olaylar yaşanıyor. Napolyon olduğuna inanan ve bunu kendisine adeta kanıtlamak isteyen Raskolnikov önceden uzun bir süre tasarladığı şekilde, tefeci bir kocakarıyı, istiflediği paraları fakirlere dağıtmak ve yine kendisi için de kullanmak üzere baltasıyla öldürüyor. Ancak son anda bir aksilik oluyor ve bir cinayet daha işlemek zorunda kalıyor. Kahramanımız burada iyiye ulaşmak için harekete geçmiş, aslında bu olayın sonuçlarını kaldıramayacağını içten içe hissettiği halde düşüncesini eyleme dökmüştür. İşlenen suçun büyüklüğü tabi ki burada önemli bir konu. Örneğin Raskolnikov kocakarının istiflediği paraları çalıp dağıtmayı düşünmüyor. Bunun yerine onu ortadan kaldırılması gereken bir kötülük unsuru olarak görüyor. Hayatta zaman zaman ölmesini istediğiniz ya da 'ölmesinin herkes için daha iyi olacağını' düşündüğünüz kişiler olabilir. Ancak bunun kararını kimin vereceği veya herhangi birinin verip veremeyeceği önemlidir. Tüm insanların uzlaşabileceği en ufak bir konu bile yokken böyle bir konuda karar verebilmek oldukça sakıncalıdır diye düşünüyorum. Aklıma takılan bir başka konu Raskolnikov'un kocakarıdan sonra kocakarının kız kardeşini de öldürmesi. Bunu planlayarak yapmıyor ancak durumun gerektirdiği şartlar çerçevesinde -yakalanmamak için- yapmaktan çekinmiyor. Aklıma takılan ise Raskolnikov'un sadece kocakarıyı öldürüp kaçma şansı olsaydı yine aynı pişmanlığı yaşayıp yaşamayacağı. -Teori Çöküyor Romanın anlatmak istedikleri bu cinayetlerden sonra başlıyor ve kahramanımız Raskolnikov'un çöküşüne şahit oluyoruz. Derin bir vicdan muhasebesine kapılan kahramanımız yavaş yavaş kuramında yanıldığını düşünmeye başlıyor ve tek dayanağı olan bu düşüncesinin de elinden yitip gitmeye başlamasıyla müthiş buhrana kapılıyor. Kendisiyle yüzleşmesinin en çarpıcı anlarından birisi ise şu şekilde: "Sanıyor musun ki, eğer iktidara sahip olmaya hakkım olup olmadığını sormaya başlamışsam, buna hakkım olmadığını bilmiyordum? ya da eğer insanın bir bit olup olmadığını sormaya başlamışsam, demek ki, insan benim için bir bit değildir..." Raskolnikov cinayetlerin ardından hayatına makalesinde örnek verdiği liderler ve peygamberler gibi bir şey olmamışçasına devam edemiyor. Yaptığı içten içe kendisini yiyip bitiriyor. Kendisinin bir Napolyon olmadığını anladığı gibi -bence daha önemlisi- öldürdüklerinin de birer bit olmadığını kavrıyor. Aslında Raskolnikov'un gerçekte neyden pişman olduğunu anlamak biraz zor. Çünkü onu asıl yıpratan şey işlediği cinayetletin ağırlığından çok iradesinin bu cinayetlerin ağırlığını kaldıramaması gibi anlaşılıyor. Yani cinayetlerden sonra hayatına olağan şekilde devam edememesinin hayal kırıklığı onu yıkıyor gibi bir durum algıladım. Dostoyevski'nin roman boyunca Raskolnikov'un ruh halini anlatma şekli gerçekten hayranlık verici bunu da eklemek isterim. -Anka Kuşu Kitaptaki kişilerden birisinin deyimiyle geçirdiği bunalım sonucunda geldiği noktada kafasına sıkmakla Sibirya'ya kürek cezasına gitmek arasında bir seçim yapması gereken Raskolnikov seçimini yapıyor ve roman içerisinde aşık olduğu bir 'fahişenin' dizlerine kapanmış halde sevgiyle birlikte küllerinden doğuyor ve adeta 'normale' dönüyor. Bu satırlar kahramınımızın ağzından: "Acaba nerede okumuştum?" diye düşünüyordu bir yandan da, "İdam mahkumunun biri ölümünden bir saat önce, yüksek bir dağın tepesinde, ancak iki ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse; çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamayı, o anda ölmeye yeğleyeceğini söylemiş. Tek ki yaşasın! Yalnızca yaşasın! Aman tanrım, bu nasıl gerçek böyle! Bu nasıl gerçek! İnsan ne alçak yaratıkmış!" Raskolnikov bir dakika kadar durup düşündü, sonra "Bunun için insana alçak diyen de alçaktır!" diye ekledi... Hakkında gerçekten uzun uzun düşünülüp tartışılacak bir roman. Raskolnikov dışındaki karakterler ve Dostoyevski'nin döneme ilişkin yorumları için dahi daha satırlarca şey yazılabilir. Halihazırda hakkında binlerce inceleme yazılmış bir roman ve bir yerde sözü noktalamak gerekiyor. Farklı dönemlerde tekrar tekrar okumak gerekir diye düşünüyorum.
Edebiyat
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,5bin okunma
·
22 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.