7/10
·420 syf.··
2020 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2020 00:05
Farzedin ki herhangi bir sebeple yönetici erkin beğenmediği bir sivilsiniz. Sebep görüşleriniz, inancınız, diliniz, derinizin rengi, vs… olabilir, ama mimlendikten sonra önemi yok, içeriye alınmışsınız bir kere. Yargılama söz konusu değil. Sizi dinlemeye niyeti olan kimse de yok. Amaç sizi ezmek; sadece dayak, işkence, açlık ile fiziken değil ruhen de ezmek, direncinizle birlikte kişiliğinizi de kaybedene, bir böcekten daha aşağılık hissedene kadar ezmek. Bu süreçte siz kırılana ve ölüme koşana kadar da bedava işgücü, emir eri, esir olarak yararlanmak sizden. İnsanlık tarihi güç odaklarının rakiplerini susturmak ve sindirmek için yaptıkları zulümlerle; işkenceler, sürgünler, faili meçhullerle dolu. Ancak Nazilerin iktidara geldikleri 1933 yılından itibaren sistematik şekilde uygulamaya koydukları ve artan güçlerine paralel olarak dozu sürekli artarak sonunda toplama kamplarına kadar uzanan takip, zulüm, işkence ve ölüm zinciri, holacaust etnik temizlik hareketi, inanılmaz, akıllara durgunluk veren bir dehşet örneği. Remarque’ın 1952 yılında, İsviçre’de yaşadığı dönemde yayınladığı bu bestseller’i, İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Almanya sınırları içindeki bir toplama kampında yaşananları anlatıyor. Eziyet, işkence ve zulmün günlük rutin haline geldiği kampta artık ümit etmeyi unutmuş, ölüm sırasını bekleyen kamp sakinleri müttefik devletlerin kent sınırına dayandığını anladıklarında yavaş da olsa canlanırlar ve son bir hamle ile yaşam savaşını kazanmaya çalışırlar. Remarque’ın baş karakteri, ismi yerine Nazilerin kendine verdiği numarayı kullanan 509’dur; içinde bulunduğu insanlık dışı ortama dayanabilmek için kendine geçmişi, bir insan olduğu yılları hatırlatan ismini unutmayı seçmiştir. Yine kamp sakini olan birçok yan karakter eşliğinde günlük kamp yaşantısını, çekilen eziyetleri, iliklere işleyen açlığı, insanlık dışı işkenceleri ve sonunda kurtuluş ümidini biz çoğunlukla 509’un gözlerinden izleriz. Neredeyse tüm kitapta Remarque bize sadece kamp hayatını anlatmayı seçmiştir; o yüzden ne kampın içinde bulunduğu şehri tanırız, ne burada yaşayan Alman halkının ne düşündüğünü anlarız, ne de savaşın durumunu biliriz. Bu çevresel zenginliğin eksikliği nedeniyle Remarque’ın akışı sıkıcıdır ve ister istemez tekrarlara düşer. Sürekli tekrarlanan işkence görüntüleri de bir müddet sonra bıkkınlık yaratıp amaçlananın tersine okurun gözünde kanıksamaya yol açar. Bence bu gereğinden uzun romanındaki en büyük sıkıntı işte buradadır. Toplama kamplarını bilmemesine karşın sadece duyduklarına ve araştırdıklarına dayanarak onlar hakkında yazması nedeniyle eleştirilen Remarque’ın, kitabı yazdığı hassas dönemde, yani özellikle Yahudilerin çektiği acıların birinci ağızlardan çok yüksek sesle tüm dünyada yankı bulmaya başladığı o yıllarda, neden böyle riskli bir işe kalkıştığı bir muamma. Amacı, muhalif Alman kimliğinin pozitif etkisi ile bu dalgadan mümkün olduğunca fazla yararlanmak olabilir. Ancak kitabını, kendisini ele geçiremeyen Nazilerin intikam amacı ile kafasını keserek idam ettikleri kızkardeşine adaması bana, esas amacının hayatını zindan eden ve vatanından sürülmesine yol açan Nazilerden intikam almak olduğunu düşündürüyor. 2. Dünya Savaşı ve Nazi kamplarında yaşananlara ilişkin çok daha güzel birçok eser var. Yine de, derin ümitsizliğin sonunda hayata yavaş yavaş nasıl bağlandıklarını görebilmek için Remarque’a bir şans verebilirsiniz.
Edebiyat
Hayat KıvılcımıErich Maria Remarque · Remzi Kitabevi · 196985 okunma
·
174 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.