Farzedin ki herhangi bir sebeple yönetici erkin beğenmediği bir sivilsiniz. Sebep görüşleriniz, inancınız, diliniz, derinizin rengi, vs… olabilir, ama mimlendikten sonra önemi yok, içeriye alınmışsınız bir kere. Yargılama söz konusu değil. Sizi dinlemeye niyeti olan kimse de yok. Amaç sizi ezmek; sadece dayak, işkence, açlık ile fiziken değil ruhen de ezmek, direncinizle birlikte kişiliğinizi de kaybedene, bir böcekten daha aşağılık hissedene kadar ezmek. Bu süreçte siz kırılana ve ölüme koşana kadar da bedava işgücü, emir eri, esir olarak yararlanmak sizden.
İnsanlık tarihi güç odaklarının rakiplerini susturmak ve sindirmek için yaptıkları zulümlerle; işkenceler, sürgünler, faili meçhullerle dolu. Ancak Nazilerin iktidara geldikleri 1933 yılından itibaren sistematik şekilde uygulamaya koydukları ve artan güçlerine paralel olarak dozu sürekli artarak sonunda toplama kamplarına kadar uzanan takip, zulüm, işkence ve ölüm zinciri, holacaust etnik temizlik hareketi, inanılmaz, akıllara durgunluk veren bir dehşet örneği.
Remarque’ın 1952 yılında, İsviçre’de yaşadığı dönemde yayınladığı bu bestseller’i, İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Almanya sınırları içindeki bir toplama kampında yaşananları anlatıyor. Eziyet, işkence ve zulmün günlük rutin haline geldiği kampta artık ümit etmeyi unutmuş, ölüm sırasını bekleyen kamp sakinleri müttefik devletlerin kent sınırına dayandığını anladıklarında yavaş da olsa canlanırlar ve son bir hamle ile yaşam savaşını kazanmaya çalışırlar.
Remarque’ın baş karakteri, ismi yerine Nazilerin kendine verdiği numarayı kullanan 509’dur; içinde bulunduğu insanlık dışı ortama dayanabilmek için kendine geçmişi, bir insan olduğu yılları hatırlatan ismini unutmayı seçmiştir. Yine kamp sakini olan birçok yan karakter eşliğinde günlük kamp