Geri Bildirim
Adı:
Dönüş Yolu
Baskı tarihi:
Mayıs 2012
Sayfa sayısı:
296
ISBN:
9786051410333
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Weg Zurück
Çeviri:
Burhan Arpad
Yayınevi:
Everest Yayınları
Savaşın incittiği insanlara bir ses veren Erich Maria Remarque, bize hatırlattıklarıyla her zaman el üstünde tutulması gereken bir yazar. Savaşın dehşetini, beraberinde getirdiği yıkımı, insanoğlunu birbirine nasıl yabancılaştırdığını birinci ağızdan, çarpıcı bir şekilde dile getiren Remarque, savaşla ilgili bildiğimizi sandığımız gerçekleri sorgulamamızı sağlarken, edebiyatın ne kadar güçlü ve ölümsüz bir kaynak olabileceğini de bir kez daha kanıtlar.

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’un devamı niteliğinde olan Dönüş Yolu, I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle evlerine dönen bir grup askerin topluma uyum sağlamakta yaşadıkları zorlukları anlatıyor. Başta aileleri olmak üzere tüm toplumdan kopmuş, ıssızlaşmış askerler gündelik hayatın akışına kapılmakta, askerdeki hiyerarşik ve sosyal düzenin artık geçerli olmadığını idrak etmekte güçlük çekmektedirler. Onca ölüm gördükten sonra yaşamın anlamını sorgulamaya başlayan eski askerler nihayetinde birbirlerine de yabancılaşmaya başlarlar. Yayımlandığı günden bu yana güncelliğini koruyan Dönüş Yolu, şimdi Burhan Arpad’ın Remarque’la yaptığı röportajla birlikte Everest Yayınları’nın dünya klasikleri dizisindeki yerini alıyor.
I. Dünya Savaşı’nın son günleri, cephedekiler yıllarca süren savaştan sonra nihayet evlerine dönüyorlar. İnsan ilk başta bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyor, sevdiklerine kavuşan roman kahramanları da. Ancak çok geçmeden buzdağının görülmeyen kısmı su yüzeyine çıkıyor ve herkes durumun hiç de görüldüğü gibi olmadığını anlıyor. Remarque, “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” romanında bizlere cephedeki askerlerin durumunu, anların savaş hakkındaki düşüncelerini, savaşın kendisini anlatmıştı. (Okumayan varsa bu kitaptan önce onu okumasını salık veririm) Bu roman ise savaşın henüz bitmediğini, sadece cephelerin değiştiğini vurguluyor. Bu seferki savaş - ki geri dönebilenlere göre asıl savaş budur – topluma uyum savaşıdır. Olaylar daha tüyü bitmemiş, lise eğitimlerini yarım bırakmak zorunda kalıp askere çağırılan gençlerin gözünden anlatılıyor. Her türlü iğrençliği görmüş, arkadaşlarının vahşice, gaddarca ölümüne şahit olmuş, hiç tanımadığı kişilerin beynini çıkarmış, karınlarını deşmiş, onların kanıyla yüzlerini temizlemiş 17-18 yaşındaki çocukların tekrar hiçbir şey olmamış gibi toplumda herkesin yaşadığı gibi yaşamasını ne derece bekleyebiliriz? Bu mümkün müdür? Remarque ve kahramanları bu soruya hayır cevabı veriyor. Toplumla tekrar kaynaşma ve bütünleşme sürecinde pek çoğu başarısız oluyor, hüsrana uğruyor, hatta tekrar cepheye dönmek isteyenler çıkıyor. Her şeyin vıcık vıcık yapaylık koktuğu bir dünyada, insanların sahte gülüşleri, tesellileri, kibarlıkları, sosyetik takıntıları askerlerin midesini savaştakinden daha çok bulandırmaya yetip artıyor. Geri dönenlerden neredeyse hiçbiri geride bıraktıkları yaşamı sürdürmeyi başaramıyor. Kimi bunalıma giriyor, kimi kendini öldürüyor, pek çokları savaşta mayınlardan, mermilerden, bombalardan kurtulmayı başarmışken, savaş görmemiş insanların savaş hakkında atıp tutmalarından, davranışlarından, yapaylıklarından kurtulmayı başaramıyor ve onları da asıl yaralayan ya da ölümlerine sebep olan bunlar oluyor. Savaş görmemiş, insan öldürmek zorunda kalmamış biri size savaştan söz etse ne hissedersiniz? Eminim pek çoğumuz “hadi be ordan, sen ne biliyorsun ki?” deriz. Bu romanı savaş görmemiş biri yazmış olsaydı ben de aynı cevabı verirdim muhtemelen. Ancak Remarque’ın kendisi bizzat 18 yaşında orduya katılıp I Dünya Savaşı’nda yer almış, şarapnel parçalarıyla vücudunun çeşitli yerlerinden yaralanmıştır. Savaşın dehşetini kendi gözleriyle görmüştür. Kitabın duygu yoğunluğu da bence buradan geliyor. Bu kitap da diğer kitapları gibi Nazi rejimi sırasında yasaklanmıştı.
Bir savaş vardı ve savaşı yaşayan insanlar.. Tüm duygularıyla hissedenler...Cafcaflı, yaldızlı kahraman söylemlerine kanan 20li yaşlar. Bir kuşağın bunalımı... Militarizmin iç yüzünü gösteren kokuşmuş sistemin erkleri.. Savaşı görmeden savaşı yücelten toplumun önde gelen şahsiyetleri.. Biten savaşın ardından cam kırıkları ile erlerin tüm ruhlarını parça parça eden, adı konulamayan bir boşluk... Savaş, yaşayan için ve yaşamayan için aynı şeyleri ifade edemez, hiçbir zaman.
Savaş hakkında konuşma cürretini kendimde bulamıyorum. Savaşı fiziki olarak yaşamadığımdan dolayı konuşmak çok zor. Bunun için, tam bir inceleme sayılmaz. Ancak ben de hissettirdiği duygular var. İfade edemeyeceğim duygular. İfade edebilsem bile soluk kalan kelimeler, anlatamaz hissettiklerimi. Şunu sorabilsek bir kez olsun: 'savaşın kazananı kim, sahi?'. Biraz olsun, belki anlam kıyısına ulaşabiliriz.
Kitap ile ilgili 'Batı Cephesinde Yeni Bir şey Yok'un devamı olduğu söyleniyor. Konu olarak öyle diyebiliriz ancak gerek konu derinliği gerek yazı biçimi olarak asla bir devam romanı değil. Savaştan dönen askerlerin toplumda nasıl zor yer buldukları, gündelik hayata nasıl ayak uyduramadıkları romanın temel konusu. Benim beklentim sanırım biraz daha yüksekti. Yine de iyi bir eser.
Çünkü aldattılar bizi! Öyle bir aldattılar ki, biz hala farkında değiliz. Çünkü kötüye kullandılar bizi, korkunç kötüye kullandılar! Anavatan için dediler bize, akılları fikirleri açgözlü bir sanayinin toprak kapma planlarındaydı… Şeref, şahsiyet için dediler, bütün düşündükleri bir avuç muhteris diplomatla beyzadenin post kavgası ve iktidar hırsından başka bir şey değildi… Millet için dediler bize, işsiz güçsüz generallere iş çıkacaktı da ondan. Anlamıyor musun? Vatanseverlik kelimesini torba yaptılar, içine kendi edebi herzelerini, zafer heveslerini, iktidar hırslarını, sahte romantizimlerini, budalalıklarını, para aşklarını doldurdular, idea diye önümüze sürdüler. Biz de sandık ki herifler bize yepyeni, güçlü büyük, engin bir hayata çağırıyorlar. Hala görmüyor musun be adam? Oysa biz hiç bilmeden kendi kendimizle savaşıyorduk… Hedefini bulan her kurşun aslında bizden birini vuruyordu… Anlamıyor musun? O halde dinle, bağıra bağıra söyleyeyim sana da anla: Bütün ülkelerin gençleri özgürlük uğruna savaştığını sanıp ayaklandı! Bütün ülkelerde aldatıldı, harcandı. Her yerde öldürüldüler, birbirlerini silip attılar yeryüzünden! Hala anlamıyor musun? Bu dünya da savaş tektir; yalana karşı, yarı-gerçeğe karşı, uzlaşmaya karşı, kurulu düzene karşı savaş! Ama biz onların boş laflarına kandık, bal gibi kafeslediler bizi. Onlara karşı savaşacağımıza, onlar için savaştık. Gelecek uğruna savaştığımızı sanıyorduk. Oysa geleceğe karşı savaştık. Geleceğimiz yok artık bizim. Çünkü geleceği omuzlarında taşıyan gençler ölüp gittiler. Biz sadece nasılsa hayatta kaldık. Harabeyiz, harabe! Ama öbürleri hala yaşıyor…
Erich Maria Remarque
Sayfa 183 - Sander Yayınları
Sabah oluyor. Sınıfıma gidiyorum.
Ellerini kavuşturmuş küçükler sıralarına oturmuşlar. İri iri gözlerinde çocukluk yıllarının o ürkek şaşkınlığı henüz duruyor. Bana öyle güvenle ve inanarak bakıyorlar ki! Kalbim tıkanacakmış gibi oluyor birden.

Sıfırı tüketmiş yüz binden bir tanesi olan ben, bütün inançlarını ve hemen bütün güçlerini savaşın parçaladığı yüz binden biri olan ben, burada sizlerin önünde dikiliyor ve sizlerin hayata benden çok daha bağlı, benden
çok daha canlı olduğunuzu görüyorum.
Burada sizlerin önünde duruyorum.
Sizlere öğretmenlik ve yol göstericilik yapmam gerekiyor.

Ne öğreteyim sizlere?
Yirmi yaşında içinizin boşalıp kavruk kalacağınızı, gelişmenizin en verimli çağında mahvolacağınızı ve acımasızca sıra malı olmaya zorlanacağınızı mı söyleyeyim?

İnsanlar Tanrı ve insanlık adına zehirli gaz, demir, barut ve ateşle birbirlerini boğazladıkça bütün öğrenim ve kültürün, bütün bilimlerin acı bir alaydan başka
bir şey olmadığını mı anlatayım?
Sizlere, bütün bu korkunç yıllarda temiz kalmış küçük yaratıklara ne öğretebilirim ben?

Ben sizlere ne öğretebilirim?
El bombasının nasıl yakalanıp çekileceğini ve insanlara nasıl fırlatılacağını mı öğreteyim? Bir insanın nasıl süngüleneceğini mi, kürekle nasıl ikiye bölüneceğini mi göstereyim?
Soluk alan göğüs, hayat taşan bir akciğer
ve bir kalp gibi esrarlı mucizelere karşı
bir namlunun nasıl doğrultulacağını
mı anlatayım? Yoksa tetanosla nasıl
kazık gibi olunacağını, parçalanmış bir bel kemiğinin ya da kafatasının ne hal
alacağını mı anlatayım?
Çevreye saçılan bir beynin, parçalanan kemiklerin ve dışarıya fırlayan bağırsakların görünüşünü mü anlatmalıyım sizlere?
Yoksa karnından vurulanın nasıl inlediğini, ciğerden kurşun yiyenin nasıl da hırıltılı sesler çıkardığını ve başından yara alanın nasıl ıslık çalar gibi haykırdığını mı canlandırayım? Daha başka şeyler bilmiyorum.
Daha fazlasını öğrenemedim.

Bütün içerimin katılaştığını, taş kesilip sonra da küçük küçük parçalara ayrılacakmış
gibi olduğunu sanıyorum.
Ağır ağır sandalyeye bırakıyorum kendimi
ve burada daha fazla kalamayacağımı kavrıyorum. Kendimi biraz olsun toplamaya çalışıyorum; ama beceremiyorum.
Hiç bitmeyecekmiş gibi uzun gelen
bir zaman sonra biraz açılıyorum.
Ayağa kalkıyorum ve güçlükle:

"Çocuklar!" diyorum,
"Evlerinize gidin. Bugün okul yok."
Erich Maria Remarque
Everest Yayınları - 1931

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dönüş Yolu
Baskı tarihi:
Mayıs 2012
Sayfa sayısı:
296
ISBN:
9786051410333
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Weg Zurück
Çeviri:
Burhan Arpad
Yayınevi:
Everest Yayınları
Savaşın incittiği insanlara bir ses veren Erich Maria Remarque, bize hatırlattıklarıyla her zaman el üstünde tutulması gereken bir yazar. Savaşın dehşetini, beraberinde getirdiği yıkımı, insanoğlunu birbirine nasıl yabancılaştırdığını birinci ağızdan, çarpıcı bir şekilde dile getiren Remarque, savaşla ilgili bildiğimizi sandığımız gerçekleri sorgulamamızı sağlarken, edebiyatın ne kadar güçlü ve ölümsüz bir kaynak olabileceğini de bir kez daha kanıtlar.

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’un devamı niteliğinde olan Dönüş Yolu, I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle evlerine dönen bir grup askerin topluma uyum sağlamakta yaşadıkları zorlukları anlatıyor. Başta aileleri olmak üzere tüm toplumdan kopmuş, ıssızlaşmış askerler gündelik hayatın akışına kapılmakta, askerdeki hiyerarşik ve sosyal düzenin artık geçerli olmadığını idrak etmekte güçlük çekmektedirler. Onca ölüm gördükten sonra yaşamın anlamını sorgulamaya başlayan eski askerler nihayetinde birbirlerine de yabancılaşmaya başlarlar. Yayımlandığı günden bu yana güncelliğini koruyan Dönüş Yolu, şimdi Burhan Arpad’ın Remarque’la yaptığı röportajla birlikte Everest Yayınları’nın dünya klasikleri dizisindeki yerini alıyor.

Kitabı okuyanlar 19 okur

  • Amiraram
  • Paola Kostreni
  • Mehmet Ali Tamer
  • Berke Dinç
  • Eylem KÖSE
  • semih
  • Yunus emre altun
  • ali aslan
  • TUNATRHN
  • Furkan Erdemir

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (2)
9
%20 (1)
8
%20 (1)
7
%0
6
%20 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0