·500 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Nisan 2020 01:00 Mustafa Kemal Atatürk şöyle söylüyor:
"...münevverlerimiz belki bütün cihanı, bütün diğer milletleri tanır, lâkin kendimizi bilmeyiz.
münevverlerimiz milletimi en mes'ut millet yapayım der. başka milletler nasıl olmuşsa onu da aynen öyle yapalım der, lâkin düşünmeliyiz ki, böyle bir nazariye hiçbir devirde muvaffak olmuş değildir. bir millet için saadet olan diğer millet için felâket olabilir. aynı sebep ve şerait birini mes'ut ettiği halde diğerini bedbaht edebilir. onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakkiyatından istifade edelim, lâkin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarma mecburiyetindeyiz."
(Konya gençleriyle konuşma)
20 Mart 1923
Tanzimat'tan Cumhutiyet'in kuruluşuna kadar geçen sürede Batıcı, Frenkçi düşünceyle yapılan yenilikler, düzenlemeler Cumhuriyet'in ilanından sonra da devam etmiş. Günümüzde de Avrupa Birliği'ne girebilme düşüncesiyle yapılan düzenlemeler mevcut.
Osmanlı'nın Tanzimat'ından bu yana ve belki de daha öncesinden Avrupa; ülkemize yaptığı yardımlar sonrasında, ekonomik anlaşmalar öncesinde kurumlarımızı (eğitim, hukuk, güvenlik...), kendi kurumlarına benzeyecek şartlarda düzenlememizi talep etmiş ve bu yolda baskıcı bir politika izlemiş. Çağın ekonomik, teknolojik, kültürel, askerî gelişmelerine ayak uyduramayıp, geride kalan ülkemiz ise; ticari yönden de Avrupa'nın alışverişine bağlı olduğu için bu düzenlemeleri yapmak mecburiyetinde kalmış.
Ancak bu düzenlemeler tamamıyla ahlâkî yapımıza, örf ve ananelerimize, kültürel özelliklerimize, dünya görüşümüze, dinî inanışımıza... göre planlanması gerekirken, devletin içindeki bazı haşerelerin de sebep olmasıyla; düşüncesizce, ileriyi tasavvur etmeden, akılsızca yapılmış. Atatürk bu düzenlemeleri millileştirmeye çalışsa da ondan sonra gelenler aynı şuursuzluğa devam etmiş.
Edebiyatçılar, bilim insanları, hukukçular, askerler, bürokratlar... Bu Batıcı düşünceye bağlı olarak yetişmiş. Kimisi millî anlayışın hâkim olması gerektiğinin farkına varsa da, çoğunluğu bu şuursuz düzenlemelerin destekçisi, sözcüsü, yardımcısı olmuş. Bu çoğunluğun arasında fikir değiştirip azınlığın arasına katılanlar da yok değil.
En basit örnek olarak; evlilikten önce çift, eğer evleri varsa eşyalarını beğenilerine göre, evlerinin fiziki yapısına uygun şekilde seçmeye çalışır ve bu yapıya göre eşyaları yerleştirir. Kiracı olacak olan çift de her evde rahat kullanılabilecekleri eşyaları seçmeye özen gösterir. Çünkü o eşyalar yıllarca kullanılacak ve evde yıllarca oturulacaktır.
Evlilikte bile buna önem verirken ülkede yapılacak yenilikleri; ülkedeki devletin, halkın, kültürün yapısına dikkat etmeden yapmaya ne denir? Frenk üzümünü çiğnemeden yutup, sindirmeden çıkarıyoruz.
Bu romanda da Hüseyin Rahmi Gürpınar, şuursuz Batılılaşma düşüncesinin insanımız üzerindeki etkisini genellikle ahlâki bakış açısıyla, toplumun en küçük ve temel kurumu olan aile kurumunda işlemiş.
Yerli, milli ve çağdaş kalmak dileğiyle... İyi okumalar.