Gabriel Garcia Marquez'in "en iyi romanım" diyerek bahsettiği Kırmızı Pazartesi, herkesin bildiği ancak kimsenin önlemeye çalışmadığı bir cinayeti konu alıyor. Aynı zamanda da bu cinayetle birlikte toplumun ataerkil normlarına ve toplum genelinin kimi olaylar karşısındaki duyarsızlıklarına üstü kapalı pek çok eleştiri getiriyor.
Yazar, kitabın ana karakteri Santiago Nasar'ın öleceğini kitabın ilk cümlesinde "Santiago Nasar onu öldürecekleri gün, psikoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30'da kalkmıştı." diyerek okura duyurur. Alışılmış cinayet romanlarının ilerleyiş biçiminden tamamen farklı olarak maktulun daha ilk cümleyle biliniyor olması bu romanın klasik bir cinayet romanı olmadığının en büyük göstergelerinden birisidir.
Kitap Santiago Nasar'ın güne uyanışıyla başlar ve öldürülmesiyle son bulur. Tüm olaylar aslında bir buçuk saat gibi kısa bir sürede gerçekleşir. Kitapta olan olayları, Nasar'ın yakın arkadaşının gözünden görüyoruz. Bu arkadaş olayı aydınlatmak için tüm şahitlerle röportajlar gerçekleştirir. Dolayısıyla bu bir buçuk saatlik süre farklı bakış açılarıyla defalarca irdelenir romanda.
Kitabın karakterlerinden Angela Vicario'nun dillere destan bir düğünle evlenmesinin ardından eşiyle geçirdiği ilk gecede bakire olmadığı ortaya çıkar. Eşi, Angela Vicario'yu aile evine geri gönderir ve Angela'nın abileri, Angela'nın evlenmeden önce birlikte olduğu kişiyi öğrenmeye çalışırlar. Angela bu kişinin Santiago Nasar olduğunu söyler.
Angela Vicario'nun ikiz abileri Pablo ve Pedro Vicario, Santiago Nasar'ı "ailelerinin namusunu temizlemek için" öldürmeye karar verirler. Ancak bu cinayet planı alışılmışın aksine gizli kapaklı yapılmamıştır. İkiz kardeşler, kız kardeşleri Angela'nın bakire olmadığının anlaşılmasından Santiago Nasar'ın öldürüldüğü zamana kadar uzanan süreç içerisinde gördükleri herkese Nasar'ı öldüreceklerini açıkça söylerler. Toplumdaki bazıları onların dediklerine inanmadığı için; bazıları namus meselesinin cinayetten çok daha önemli olduğunu düşündüğü için; bazıları da zengin ve saygıdeğer namı olan Santiago Nasar'ı kimsenin öldüremeyeceğine inandığı için bu cinayeti engellemeye çalışmaz. Sonuç olarak Santiago Nasar öldürülür. Yaşadığı toplumun pasif işbirliğiyle bir nevi ortaklaşa olarak işlenmiştir bu cinayet.
“Avukat, cinayetin namus uğruna meşru müdafaa olduğu tezini savunmuş, bu da mahkeme heyeti tarafından kabul edilmişti; davanın sonunda ikizler bu suç aynı nedenlerle bin kez de olsa yeniden işlediklerini beyan etmişlerdi.”
Angela Vicario, Santiago Nasar’ın ismini verir vermesine ancak kimse kurban olarak seçilen bu ismin gerçekten doğru kişi olup olmadığını bilmez üstelik bunu sorgulamaz da. Nasar’ın gerçekten doğru kişi olup olmadığını kitabın sonunda öğrenemiyoruz ancak yazar kitabın pek çok yerinde bizlere Nasar'ın masum olduğunun, onun bir kurban olduğunun ve Angela Vicario'nun onun adını bir başkasını kurtartmak için seçtiğinin hissiyatını verir. Nasar'ın asılsız bir önyargının kurbanı olduğu hissiyatına kapılır okur çoğu zaman. Bu da yazarın töre cinayetlerine ve toplumun ataerkil normlarına eleştirisidir aslında.
"Kız, onun adını ancak söyleyebilecek kadar bir süre duraksamıştı. Karanlıkların içinde aramıştı o adı, bu dünyada ve öteki dünyada birbirine karışmış onca ad arasından ilk bakışta bulup çıkarmıştı onu; tıpkı ölüm fermanı ezelden beri yazılı olan iradesiz bir kelebekmiş gibi, isabetli bir atışla onu duvara mıhlayıvermişti. "Santiago Nasar" demişti."
"Sorgu yargıcı, Santiago Nasar'ın aleyhine kanıt bulunmaması karşısında öyle şaşkına dönmüştü ki, özenle hazırladığı rapor hayal kırıklığı nedeniyle yer yer aksıyordu. ...(Rapora) kendi elyazısıya şu notu düşmüştü: Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım."
Keyifle okuduğum ancak beklentimin karşılığını tam anlamıyla alamadığım bir roman oldu Kırmızı Pazartesi benim için. Bu kitapla ilgili o kadar iddialı yorumlar gördüm ki beklentim çok daha yüksekti. Yine de verdiği mesajla anlamlı; Marquez'in her zamanki üslubuyla oluşturduğu eşsiz karakterlerle de keyifli bir okumaydı. Tartışmasız yazarın önemli romanlarından birisi Kırmızı Pazartesi. Marquez severlerin de bu romanı mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez