Freud'a göre dürtü ile nesne arasında doğuştan gelen özel bir bağ yoktur, bu bağ ancak öznenin tekrarlayan deneyimleriyle birlikte oluşur oysa Klein'e göre çocuk, bünyesel olarak içgüdü tatminine yönelik nesne ve ilişki arayışıyla donatılmıştır; başlangıçtan gerçekliğe dönüktür ve onu bekleyen anneden bihaber değildir. Freud içe yansıtma mekanizmasını, nesne kaybı karşısındaki bir savunma olarak düşünmüşken Klein'e göre bu mekanizma çok daha temel bir kaygıya karşı çalışır: korkutucu iç dünya karşısındaki kaygıya, yani çocuk içindeki zulmedici kötülüğe, dışarıdaki iyi ile karşı koymaya çalıştığı için içe yansıtma yapar. Yine Freud'a göre kaybedilen nesnenin getirdiği eleme ve dış dünyanın hayal kırıklıklarını telafi etmek için fantazi faaliyeti baş gösterir, oysa Klein'e göre fantazi, içgüdüsel işlevselleğin bir ifadesi olduğu gibi yine içgüdüsel işleyişin yarattığı kaygıya karşı bir savunmadır.
Çocuk başlangıçta dış dünyayı tamamen iyi ve tamamen kötü olarak kutuplaştırır, henüz bütünleştirme ve sentez kabiliyetinden yoksun olan yavru annenin iyi ve kötü davranışlarını yalnızca o annede toplayamaz. Bu bölme(splitting) ve yansıtmalı özdeşleşme(projective identification) mekanizmalarına, nesne ekolünden, günümüz psikanalizinin önemli isimlerinden biri olan Kernberg'in Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm kitabını incelerken değinmiştim. [http://1000kitap.com/gonderi/63661650]. Bir kadının kasıklarında zillenmiş, atom bombası düşmüşken ciğerlerine, annenin bacak arasında ağlamaya başlamış yavrunun baskın duygusu hasettir. Haset eksiklik duygusundan kaynaklanır, öyle bir şeydir ki kendini doyuran memenin içini bokla doldurmak ister hasetli bebek. Annenin memesi cennet bahçesine alır yavruyu, ancak haset duyan yavru onu doyuran eli ısırır. "O cennet benim değilse, yalnızca anne getirdiğinde varoluyorsa al o zaman başına çal, annede de olmasın" der. Çocuğun bu ilkel dünyasında henüz yansızlaşmamış dürtüler hüküm sürerken, konumu paranoid-şizoid'dir. Paranoid kaygı ise çocuğun dış dünyaya yansıttığı saldırgan dürtülerden kaynaklanır. Yaşamın ilk 3-4 ayından sonra çocuk iyi ve kötü nesne arasında bütünleştirme sürecini başlatır. Nesne hem iyi hem kötüdür artık bu evrede, Klein'e göre çocuk depresif konumdadır. Çünkü bir önceki evrede çocuk anneye yansıttığı saldırganlıktan ötürü suçluluk duyar. Sevdiğine kötülük yaptığını, haksızlık ettiğini gören özne depresif duygularla dalgalanır, yas döneminden geçer. Tasalanan çocuk bunu onarmaya koyulur ki bu sevgidir; hasetin, nefretin bıraktığı yarayı iyileştirir. Shakespeare'in Juliet'inden bu süreci görelim;
Biricik sevgim, biricik nefretimden doğdu.
Erken görüp tanıyamadığım, tanımakta geç kaldığım;
Tiksinilen bir düşmanı birden sevmemle
Harika bir sevgi doğdu böyle.
Bu harika sevgiyle bir ahlak gelişir >> (http://1000kitap.com/gonderi/69666745). Yavru depresif konumda, iyiyi ve kötüyü bütünleştirmeye çalışır. Annenin iç tuttarsızlığı, kompleks aile yapıları ve çocuğun bünyesel yapısı gibi kimi etkiler bu süreci aksatabilir, ki bu durumda şizofreni, sınır durumlar gibi patolojik organizasyonlar ortaya çıkar. Klein'in kliniğinin içeriğini, içe yansıtılmış nesneler, erken dönem fantezisi ve özdeşleşmeler oluşturur. Analiz ortamında da analizanın bu ilk dönem haset duygusunun üstüne eğinilir. Analizan yıkıcı kötülüğüyle tanıştırılır. Zati psikanaliz de daha iyi bir yaşam veya mutluluk gibi saçma sapan vaatlerde bulunmaz. Analiz odasına gelirken kırılmamış kemiklerinizi, odadan çıkarken o etten kemikten çuvalınızın içinde paramparça bulursunuz.