Tutunamayanlar
10/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2020 6. kitabı
Oğuz Atay ve “Tutunamayanlar” romanı üzerine uzun zamandır bir şeyler yazmak istiyorum lakin her seferinde haddime mi deyip vazgeçiyorum. Bugün kendimde bu cesareti bulmuşken vakit kaybetmeden yazmak istiyorum. Hani Cemal Süreya TRT yayınının birinde demişti ya “1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur. Biyografim bu kadar.” diye. Benim de Oğuz Atay’ı anladığım günden beri huzurum kalmadı. Neden anladığım günden beri diyorum ; çünkü ilk okumalarım hep yarım kalmıştı, ben onu anlayamamıştım ve ne yazık ki kendi de bu anlaşılamama durumundan pek muzdarip olmuş ki Bir Bilim Adamının Romanı’nda şöyle demişti: “Anlamıyorlar, nazlanıyorum sanıyorlar. Oysa hiçbir şey istemiyor içim...” Eserlerinin anlaşılamamasından yorulan yazar sanırım romandan da bir süre vazgeçmiş ve kendini insanlara anlatmak yerine kilitli bir deftere anlatmış; yani günlük tutmuş ve şunları yazmış: “Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız" Yazarın bu sözlerinden sonra anladım ki her kitabın bir okunma zamanı varmış. Bazı yazarları anlayabilmek belli bir olgunluk gerektiriyormuş. Hele ki okuduğumuz Oğuz Atay ise yazarı anlamak için varoluşçuluk felsefesindeki “kaygı” ve “umutsuzluk” meselelerini biraz bilmemiz gerekiyormuş. Bu felsefeye göre : İnsan, seçimleriyle kendi kendini kurmak, inşa etmek zorunda. Fakat bu seçim yapma meselesi çok alengirli bir mesele. Çünkü bu durum insana olduğu ve olabileceği her şeyin sorumluluğunu yüklediği anlamına geliyor. İşte varoluşçulukta kaygının doğduğu yer de burası; çünkü o seçimlerin doğru yapılması öylesine önemli ki. Üstelik bu sadece kendisini de ilgilendirmeyen bir yük. Çünkü sadece kendini kurmuyor. Yaptığı seçimlerle bütün insanlık adına o eylemi meşrulaştırıyor. Sartre, Camus, Kafka, Dostoyevski ve Nietzsche gibi büyük edebiyatçı ve düşünürlerin yaşadığı o korkunç bulantı ve yalnızlık Oğuz Atay’ın da eserlerinin temel sorunu olur ve kanımca Tutunamayanlar da en az Dostoyevski’nin Yer Altından Notları kadar hissettirir bu iç huzursuzluğunu. En az Dostoyevski kadar başarılıdır bunu anlatmada. Konuyu çok dağıtmadan romanın bendeki etkisinden bahsedeyim: Tutunamayanları okurken başka bir dinin kutsal kitabını okuduğum zamanlardaki iç huzursuzluğunu yaşadım. İnancınıza ihanet gibi görüyorsunuz bu okumayı ama bir yandan da OKU! buyruğu aklınıza geliyor ve bunun bir ihanet değil varoluşunuzu anlama ve anlamlandırma çabası olduğu fikriyle kendinizi teskin ediyorsunuz. Tüm bu bocalama içinde olan oluyor! Bildiğinizi sandığınız şeyler ve inandığınız değerler temelinden sarsılıyor tüm benliğinizi ele geçiriyor ama siz son bir çabayla inançlarınıza tutunmaya çalışıyorsunuz ancak elleriniz kayıyor ve yavaş yavaş varoluş sorgulamalarının dipsiz kuyusuna saplanıyorsunuz. Bu saplanmadan sağ çıkmak da var (Turgut Özben gibi...) çıkamayıp ölmek de...(Selim Işık gibi) Bu romanı okuyup beğenmeyenler ya da anlamayanlar abarttığımı düşünebilir ziyanı yok. Bendeki tesiri böyle oldu. Hatta kitabı bitirdikten sonra bile kitapla bağlantım kesilmedi, üç beş gün rüyalarıma misafir oldu kendileri. Bazen Selim Işık oldu yolumu aydınlattı bazen Turgut Özben oldu öz benliğimi sorgulattı.Uzun lafın kısası; Oğuz Atay’ın romanı “hayatımın romanı” oldu. Selimim Işığım... Turgutum Özbenim... Oğuzum Atayım...
Edebiyat
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
·
40 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.