Ronald Wright’in insanlık tarihinin serüvenine kısa olsa da detaylı sayılabilecek bilgiler verdiği önemli yapıtı; İlerlemenin kısa tarihi.
Yazar, kitabına Fransız Ressam ve yazar Paul Gauguin’in hayat serüveninden başlayıp şu cümlelerle devam ediyor;
“1897'de buharlı bir posta gemisi Tahiti'ye demir attı, kötü haberler getiriyordu. Gauguin'in en gözde çocuğu Aline zatürreeden ansızın ölüp gitmişti. Gauguin aylar süren hastalıklar, yoksulluk ve intihar düşünceleriyle dolu bir ümitsizliğin ardından acısını damıtıp devasa bir tablo ortaya çıkardı (aslında
düşünülüşü itibarıyla bir tuvalden çok bir duvar resmiydi), bu tablosunda tıpkı Victoria çağı gibi o da varoluş muammasına yeni cevaplar verilmesini istiyordu. Tablonun üzerine başlığı koyu harflerle yazmıştı; çocuksu, yalın ama derin üç soru: D'Oû Venons Nous? Que Sommes Nous? Oû Allon Nous? (Nereden Geliyoruz? Neyiz? Nereye Gidiyoruz?)”
Evet, net olan üç soru! Yazar, Gauguin’in tabloya not düştüğü bu üç soru ile başlıyor ve kitabı yazmaktaki maksadını şöyle anlatıyor;
“Elinizdeki kitapta ele almak istediğim şey Gauguin'in üçüncü sorusu: "Nereye gidiyoruz?" Cevapsız bir soru gibi görünebilir bu. Zaman içinde insanın nasıl bir yol izleyeceğini kim söyleyebilir ki? Ama sanırım önceki iki soruyu cevaplayarak bunu da kalın fırça darbeleriyle cevaplayabiliriz. Ne olduğumuzu, neler yaptığımızı açıkça görürsek birçok devirde, birçok kültürde ısrarla varlığını sürdüren insan davranışlarını tanıyabiliriz. Bunu bilmek de bize yapmamızın muhtemel olduğu şeyi, buradan muhtemelen nereye gideceğimizi söyleyecektir.”
Yazarımız aslında, insanların yaptığı her şeyin nasıl bir vahşet olduğunu gün yüzüne sermeye çalışmış. Medeniyet ve medeniyet yolunda her türlü yolu mübah görüp “ilerlemeyi” bir ön koşul olarak gören vahşi zihniyetin sert bir eleştirisi niteliğinde bir kitap. İnsanların medeniyetleri için her şeye ve önüne çıkan her engele rağmen nasıl ilerlediğini de şöyle açıklamış;
“Kendisinden önceki medeniyetlerin çoğunu kapsayan medeniyetimiz, istim salmış, geleceğe doğru hızla ilerleyen kocaman bir gemidir. Hiç olmadığı kadar hızlı, daha ileriye, daha yüklü bir halde ilerliyor.”
Bu cümlelerden de aslında Yazarın anlatmak istediğini anlayabiliriz.
Yazar, Paleolitik Çağdan başlayarak, Sümerler’den, Mayalara, Mezopotamya’dan Mısırlılara kadar bir çok medeniyetten bahsediyor. Yazar bir noktada aslında Medeniyetin ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmaya çalışmış. Medeniyet uğruna ilerlemenin insanlar üzerinde nasıl olumsuz etkiler bıraktığını, Yazarın İnsan ırkı için “iki ayaklı cani” tanımlamasından anlayabiliriz. Yazar bu kitapla özetle Gauguin’in tablosunda yer alan üçüncü sorunun “Nereye gidiyoruz”un cevabını insalığın vahşi yolculuğunu güzel bir şekilde anlatmış.
Yazar kitabın başında insanın serüvenini anlatmadan önce aslında ne yapmamız gerektiğini şöyle anlatmış;
“Her kayalığı, her tehlikeyi göremeyebiliriz, ama gemimizin pusulasını ve aldığımız yolu okuyarak, gemimizin tasarımını, güvenlik sicilini, mürettebatın becerilerini anlayarak, sanıyorum, ilerde bizi bekleyen dar boğazlardan, buzdağları arasından geçmenin akıllıca bir yolunu bulabiliriz.
Bunu hiç ertelemeksizin yapmamız gerektiğine inanıyorum, çünkü arkamızda bıraktığımız çok fazla gemi enkazı var. Güvertesinde olduğumuz gemi gelmiş geçmiş en büyük gemi değil yalnızca, geriye kalan tek gemi bu aynı zamanda. Zekamızın gelişmesinden bu yana başardığımız her şeyin geleceği, gelecek birkaç yıl içindeki eylemlerimizin bilgeliğine dayanacak. Bütün yaratıklar gibi insanlar da şimdiye kadar yollarını deneme yanılma yoluyla bulmuşlardır, ama başka yaratıkların tersine bizim öyle büyük bir varlığımız var ki hata yapmak artık kaldıramayacağımız bir lüks. Dünya, büyük hatalarımızı affetmeyecek kadar küçüldü artık.”
Güzel bir kitap. Herkesin okumasında fayda olduğuna inanıyorum.
Felsefe okuyun, düşünün, Felsefe ile kalın...