Yıllar önceydi. Bu kitabı ilk okuduğumdan kalan tortular o kadar güçlüydü ki, bu akşam şöyle bir göz attığımda dahi aynı heyecanı tekrar yaşadım. Bu kitap doğrusunu isterseniz, yüzyıllar süren medeniyetimizin çöküş sebebini birkaç tarih kitabından daha güzel hatta net açıklıyordu bana.
Konusuna gelince; 17. yy'da Türk korsanlarınca tutsak edilip İstanbul'a getirilen, astronomi ve fizikten anlayan Venedikli benzer ilgi alanına sahip bir Türk tarafından satın alınır. İşin garipliği odur ki, Hoca lakaplı bu Türk ile Venedikli ikiz kadar birbirine benzemektedir. Hoca kendi evinde bıkıp usanmadan yıllarca onun ilmini ve yazmayı tasarladıklarını öğrenmeye çalışır. Veba salgının kol gezdiği İstanbul ve çocuk yaştaki sultanın hayalleri de anlatıcı olan Venediklinin ağzından sıralanır kitapta. Bir de zamanın ötesinde insanların kullandığı örümcek şeklinde yürüyebilen bir silah yerleşmiştir hikayeye sembol olarak. Bu sembol yeni akım ve düşüncelerdir, ahali ile ordu içinde hoş karşılanmaz. Sonunda Hoca ile Venedikli bir gün yer değişirler ve Hoca İtalya'da ünlü bir yazar ile bilim adamı olurken Venedikli ise Hocanın yerinde bizim içimizde sıradan biri olarak kalır. Tıpkı o yüzyıl ve sonrasının Osmanlı'sı gibi...
"Her şeyi birbiriyle ilgili görmek hastalığına yakalanmış çağdaş okur için bir gölge hikayesidir" yazıyor arka kapağında (!). Hasan Ali Toptaş üstadın da asla ödünç vermem dediği 10 kitaptan biri. Peki neden?
Nedir genç yaşında yazdığı bu romanın sırrı Orhan Pamuk'un? Cevabı, oldukça sade bir dille, Osmanlı 'nın çöküş nedenlerinden en önemlisini bize hatırlattığı için olabilir mi?
15 ve 16yy'ın yarısı bizimdi pek çok tarihçiye göre (!!). Pozitif bilimlerdeki ilerlemeler biz ve bize bağlı ülkelerden çıkıyor, ordumuz yenilmiyordu(!) Zamanı tartışılır belki ama Yavuz ve Kanuni Sultan devirlerinde başlayan Anti-Sekülarizm veya dine dayalı devlet yapısının belirlenmesi; beraberinde baskı, liyakatın ve düzenin bozulmasını getirdi.Cografi keşifler gözünün önünde olurken ve elinde tuttuğun cihanın en önemli ticaret yolları günden güne kan kaybederken, Piri Reis'in halen sırrı çözülemeyen dünya haritasını reddedebilen, Amerika kıtasının keşfine hurafe gözüyle bakan hep aynı statik kafadır. Hatta Galata kulesinden uçan Hezarfen Çelebi'yi hapseden ve Hava kuvvetleri fikrine kahkahalarla gülen de. Hazin bir ironidir ki, gülen torunların dedeleri cihanın en büyük topları ve kusursuz bir teknikle İstanbul 'u alanlardır.
Gerçek şudur ki; dört yüzyıldır Batı dünyaya egemendir ve bugün söylendiği gibi tarihin sarkacı Doğuya kayıyorsa eğer, yakın zamanda belki Çinliler gibi giyinecek ve tüm bilgiyi oradan alacağız. Ta ki; her türlü din baskısından uzak, değişime açık özümüze dönene kadar. İşte o zaman bugünkü Almanya'nın 3 katına ulaşan üniversite öğrencisi sayımızla değil, ihtiyaçlar gereği belki meslek liseli, nitelikli eleman sayılarını karşılaştırmayı öğreneceğiz.
Kitap, tarihi doku içine yerleştirilmiş güzel bir kurguyla tüm bu BUNALTI'yı dolaylı da olsa, sembollerle öğretiyor bize. Bence İslami mistizmin doruklarında bize hoş gelen Varoluşçu metinlerin yanına bu eserdeki gibi realist duzlemlere açılımlar da gereklidir her zaman.