1984 Üzerine
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2020 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2020 15:41
George Orwell’in 1984’ü, ilk bakışta sosyalizme yöneltilen bir eleştiri gibi algılansa da, özünde totaliter ve baskıcı yönetimlerin tümüne yöneltilmiş bir eleştiridir. Kitabın dile getirdikleri herkes için bir uyarı niteliği taşır; mahremiyet, düşünce-dil ilişkisi ve apolitiklik üzerine uyarılardır bunlar. Kitabın okuruna vermek istediği mesaj hiç eskimemiştir, şüphesiz eskimeyecektir de. Çünkü insanoğlu varoluşu gereği iktidara ve güce heveslidir, bu varoluşsal hırs insanoğlunda barındığı sürece totalitarizmin varlığı da devam edecektir. Belki de bu sebepten ötürü “tüm zamanların kitabı” denilerek bahsedilir 1984’den. Orwell bu zamansız kitabı 1948 yılında yazmayı tamamladığında, onu içinde bulunduğu yılın son iki rakamını değiştirerek adlandırmış. Bir yazarın eserlerinde değindiği konular gerçek yaşamdan doğrudan etkilendiği için 1984 de, yazarı Orwell’in yaşadığı koşullardan doğrudan etkilenmiştir; onun hayatına ve kaygılarına ilişkin önemli mesajlar taşımaktadır. 1984’ün II. Dünya Savaşı bittikten üç yıl sonra (1948’de) yayınlandığını göz önüne aldığımız zaman, Orwell’in totaliler rejimlere ilişkin eleştirisini niçin sosyalizm aracılığıyla yapmak istediğini kolaylıkla anlarız. Hitler’in Stalingrad’daki yenilgisiyle başlayan sürecin sonunda intihar etmesi II. Dünya Savaşını sona erdirmiş ve galibiyetin tüm başarısı, askeri zaferler sebebiyle Sovyet Rusya’ya ve bu devletin hakim ideolojisi sosyalizme verilmişti. Aynı şekilde, 1900lerin başlarından başlayarak aynı yüzyılın sonuna kadar dünya siyasetinde etkin bir konum edinen sosyalizm, Orwell’in yaşadığı dönemde hızla yayılmaya devam ediyordu. Dolayısıyla Goerge Orwell, yaşadığı dönemdeki tanıklıklarından yola çıkmış olacak ki bu gelecek kurgusunu ve baskıya yönelik eleştirisini dönemin hakim siyasi atmosferi üzerinden, yani sosyalizm üzerinde vermiştir. 1984’de aktarılan gelecek korku üzerine inşa edilmiş bir dünyadır; her türlü özgürlüğün, dokunulmazlık bahşedilen düşünce özgürlüğünün bile olmadığı bir ortamdır. Dünya siyasi ilkeler ve yaşamsal şartlar bakımından birbirinden hiçbir farkı olmayan, birbirine üstünlük sağlayamayan üç devlet arasında ayrılmıştır: Okyanusya, Avrasya ve Doğuasya. Mevcut üç ülkede de, onlar adını farklı ansa da, hakim olan siyasi görüş sosyalizmdir. Devletler vatandaşlarından yalnızca devlete bağlılığı beklememektedir, aynı zamanda devletin liderine koşulsuz itaati ve devletin isteğinin dışına çıkılmamasını da katı bir şekilde şart koşmaktadır. Okyanusya’nın lideri Büyük Birader’dir, tüm kentlerde onun posterleri asılıdır. Ülkeyi “Parti” denilerek bahsedilen siyasi kuruluş yönetmektedir. Parti ve Okyanusya birbirinden farklı şeyler değildir; Okyanusya’yı Parti yönetir, tek ve mutlak güç sahibidir. Evlerde tele-ekran adı verilen teknolojik aletler yerleştirilmiştir ki böylece yaşamınızın her anı devlet tarafından gözetlenebilmektedir. Dinlenilen şarkılar, okunulan kitaplar, yayınlanan gazeteler... Akla gelebilecek her türlü yayın devlet tarafından hazırlanır. Orwell’in kurgusundaki devlet, sizden kendisinin uygun gördüğü şekilde düşünmenizi ister. Bu isteği gerçekleştirmeyenleri yola getirmek için de “düşünce polisi” adı verilen bir teşkilat kurulmuştur; özgür düşünenleri yakalayan ve cezalandıran bir teşkilat.. Kitapta betimlenmiş gelecek ve siyasi koşullar bizim yaşadığımız ortama yabancı gelebilir ancak Dünya üzerinde kitaptakine benzer baskıcı rejimlerin var olduğunu biliyoruz. Buna verilebilecek en iyi ve en yakın örnek de tartışmasız Kuzey Kore’nin siyasi durumudur. Kuzey Kore’de her evde liderlerinin bir portresi olduğunu, devletin hazırlamadığı hiçbir yayının yayınlanmadığını, lidere ve mevcut siyasi düşünce tam itaatin şart koşulduğunu biliyoruz. Bu sebeple Orwell’in distopyasının gerçekleşmesini imkansız görmemek gerekir. 1984’de değinilen en temel konulardan biri düşünce-dil ilişkisidir. İnsan diliyle düşünür. Düşünme eylemimize odaklandığımız zaman düşündüğümüz her şeyi kelimeler vasıtasıyla düşündüğümüzü hemen fark ederiz. Dolayısıyla düşünme eyleminin engellenmesi için başvurulabilecek en etkin yol, insanın kelime dağarcığı istenilen düzeyde tutmaktır ki Orwell’in distopyasında da bu yapılır. Okyanusya’nın resmi dili “yenisöylem”dir. Bu dil İngilizce’nin bir nevi alt kümesidir. Okyanusya hükümeti gereksiz gördüğü her türlü kavramı dilden çıkartmak, bu sayede de insanların düşüncesine doğrudan hükmetmek istemektedir. Bir insanın “özgürlük” kavramını bilmeden özgürlüğü istemesi mümkün değildir. “Yenisöylem’in tüm amacının, düşüncenin ufkunu daraltmak olduğunu anlamıyor musun? Sonunda düşünce suçunu tam anlamıyla olanaksız kılacağız, çünkü onu dile getirecek tek bir sözcük bile kalmayacak. Gerek duyulabilecek her kavram, anlamı kesin olarak tanımlanmış, tüm yan anlamları yok edilmiş ve unutulmuş tek bir sözcükle dile getirilecek.” (sayfa 63) 1984’de bahsedilen en karışık kavramlardan biri de gerçeklik denetimi ya da kitaptaki adıyla “çiftdüşün tekniği”dir. Çiftdüşün, Parti’nin düşünce denetimini sağlamak amacıyla vatandaşlarına uyguladığı bir tekniktir. Bu teknik katı bir diyalektik barındırır ve çelişen durumların birlikte kabullenilmesi üzerine kurulmuştur. Bu kavramı açıklarken kitaptaki bir örnekten yola çıkmak faydalı olacaktır: 2 + 2 = 4. İkiyle ikinin toplamı dörttür, bu bir olgudur. Ancak çiftdüşün tekniğine göre ikiyle ikinin toplamı üç de edebilir beş de. Hatta aynı anda hem üç hem de beş edebilir. Bu toplam dün üçken bugün beş olabilir, hatta dün üç olmasına rağmen dün hiç üç olmamış da olabilir. Bu sitemi bizlerin anlaması çok zordur. Sistemi anlamak bile bu kadar zorken bunu zihninizde rahatlıkla uygulamak mümkün değildir, ancak Parti sizden bunu uygulamanızı ister. Böylece Parti hem her zaman, yanılsa bile, yanılmadığı iddia edecektir (ki böylece istikrar ve tutarlılık sahibi olarak saygı edinecektir); hem de halka kendi doktrinlerini rahatlıkla empoze edebilecektir. Bu noktada bahsettiğim durumun daha iyi anlaşılması için bir örnek daha vermeyi önemli görüyorum. Daha önce de bahsettiğim gibi 1984’de üç devlet bulunur: Okyanusya, Avrasya ve Doğuasya. Bu üç devlet sürekli birbirleriyle savaşmaktadır. Kitabın başında Okyanusya Avrasya ile savaşmaktadır, daha sonrasında bu savaş biter. Okyanusya ve Avrasya dost olur, birlikte Doğuasya ile savaşmaya başlarlar. Kitabın sonunda mevcut ittifaklar bozulur ve Okyanusya, Avrasya ile yeniden savaşmaya başlar. Taraflar arasındaki değişiklik bu kadar belirginken Okyanusya’ya göre Okyanusya, ezelden beridir Avrasya ile savaşmaktadır ve aslında bu durum hiç değişmemiştir, taraflar hiç değişmemiştir. Bu duruma halk da inanmaktadır. Düşünce değiştirmek ve olgulardan kopmak çok kolaydır çünkü “çiftdüşün” tekniği halka dayatılmıştır. Böylece 1984 kitabındaki Okyanusya devleti halk üzerinde tam ve sarsılmaz bir denetim kurmaktadır. Çiftdüşün tekniğinin imkan sağladığı gerçeklik yönetimi, Parti’ye geçmişin düzenlenmesi açısından da imkan sağlamıştır. Parti, her tahmininin ve tespitinin, tartışmasız doğru ve tutarlı olduğunu vurgulamak için, geçmişte bulunan ve kendileriyle çelişen her şeyi kaldırır; bir nevi geçmişi değiştirme çalışır. Winston’un çalıştığı Gerçeklik Bakanlığı, gazetelerin geçmiş baskılarını değiştirir, Parti’nin değişken politikasına uygun olarak haberleri ve gerçekleri güne uygun hale getirir. Kitabın pek çok yerinde gerçekliğin ve geçmişin, insan zihniyle bağlantılı olup olmadığı sorgulanır. Parti’ye göre geçmiş, yalnızca belgelerde ve insan zihninde yaşamaktadır. Belgeler, Gerçeklik Bakanlığı ile değiştirilir ve çiftdüşün tekniğiyle insanların belleklerinin de silinmesi hedeflenir. Dolayısıyla Orwell’in distopyasında, geçmiş her şeyden bağımsız bir olgu değildir; değiştirilemez hiç değildir. Ayrıca, amacı geçmişi “yalan” haberlerle değiştirmek olan bakanlığın adının “Gerçeklik” olması da ilgi çekicidir ve doğrudan, çelişkilerin sistemleştiği düşünme sistemine, “çiftdüşün”e göndermedir. 1984’de değinilen ve tabulaşmış konulardan birisi de erotizmdir. Okyanusya’da erotizm ve cinsellik, açık şekilde bir tabudur ve devlet tarafından tasvip edilmemektedir. “Seks Karşıtı Gençlik Örgütü” ve benzeri örgütler halkı cinselliğe karşı durmaya davet etmektedir. Yapılan evliliklerin bir kurul tarafından onaylanması gerekir ve bu kurul aralarında cinsel çekim olduğunu düşündüğü çiftlerin evliliklerine izin vermez. Parti’ye göre vatandaşların tek görevi, devlete hizmet edecek çocuklar yetiştirmektir bu sebeple cinsel birlikteliğin tek amacı, çiftleşme benzeri, çocuk doğurmaktadır. Parti yakın bir gelecekte çocukların üremesini teknolojik yollarla yapmayı ve evlilikleri tümüyle yasaklamayı planlamaktadır. “Winston, çok haklı, diye geçirdi içinden. Parti’nin, üyelerinde gerekli gördüğü korku, nefret ve çılgınca bağlılık, o güçlü içgüdü (cinsellik içgüdüsü) bastırıp itici bir güç olarak kullanılmadan nasıl kıvamında tutulabilirdi ki? Parti, kendisi için tehlikeli bulduğu cinsellik güdüsünü kendi yararına yönlendirmişti. Ana-babalık içgüdüsü konusunda da benzer bir oyun oynanıyordu. Aile tümden ortadan kaldırılamadığı için, insanlar eskiden olduğu gibi çocuklarını sevmeye özendiriliyordu. Buna karşılık, çocuklar ana babalarına karşı sistemli bir biçimde kışkırtılıyor, onları ispiyonlamaları ve sapmalarını ihbar etmeleri öğretiliyordu. Aile, düşünce polisinin uzantısı olup çıkmıştı.” (sayfa 148) Goerge Orwell kitabını tamamladığında, kitaba “Avrupa’daki Son Adam” adını vermeyi düşünmüş. Bu düşüncenin sebebini kitabı okurken rahatlıkla anlayabiliyoruz. Winston, Parti’nin düşüncelerini ve baskıcı rejimini doğru bulmaz, nitekim bir süre sonra da bu fikirlerinden yola çıkarak Parti’ye yönelik tavır alır. Kitabın bir bölümünde, Winston gibi düşünen kimsenin kalmadığına da atıfta bulunarak, yani geriye kalan herkesin Parti’ye yönelik koşulsuz bir itaat içinde olduğuna değinilerek Winston’dan “son adam” diye bahsedilir. Düşünüldüğü zaman romanın adının “Avrupa’daki Son Adam” olması daha makul bile olabilirmiş, ne dersiniz? “ -Bilmiyorum, umrumda değil! Nasıl olacağını bilmiyorum ama başaramayacaksınız. Önünde sonunda yenileceksiniz. Hayat sizi alt edecek. -Bunun böyle olacağına ilişkin bir kanıt var mı ortada? -Hayır, yalnızca bunun böyle olacağını biliyorum. -Bizi yeneceğini söylediğin cevher nedir peki? -Bilmiyorum, insan ruhu. -Peki sen kendini insan olarak görüyor musun? -Evet. -Sen insansan, Winston, son insansın! Senin soyun tükendi, yerini biz aldık. Bir başına olduğunun farkında mısın?” (sayfa 291) 1984, böyle bir Dünya’nın kurgusudur işte. Farklı düşünmenin suç sayıldığı bir korku geleceğinin distopyasıdır. Orwell’in okurusuna uyarısı ise açıktır: apolitik olmayın ve haklarınızı müdafaa edin. Orwell apolitikliğe ilişkin uyarısını şu şekilde ifade eder: “Açıkcası, Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. Gerçekliğin en açık biçimde çarpıtılması böylelerine kolayca benimsetilebiliyordu, çünkü kendilerinden istenenin iğrençliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamadıkları gibi, toplumsal olaylarla yeterince ilgilenmedikleri için neler olup bittiğini de göremiyorlardı. Hiçbir şeyi kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını kaçırmıyorlardı. Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı, çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye hiçbir şey kalmıyordu.” (sayfa 172) Bir kitabı ölümsüz kılan nedir? Bu sorunun cevabı okurdan okura değişiklik göstermekle birlikte, daha genel geçer bir cevap edinmek için klasikleşmiş eserlerin özelliklerini irdelemek yeterli olacaktır. Klasik eserlere baktığımız zaman hepsinin insanlığın ortak duygularına, ortak sorunlarına ve ortak kaygılarına ilişkin mesajlar taşıdığını görürüz. Yazımın başında bahsettiğim gibi, insanoğlu hırs duygusundan arınmadığı sürece, ki bu mümkün değildir, Orwell’in gelecek için çizdiği bu korkunç tablonun ihtimali de hep var olacaktır. Belki de bu yüzden 1984, aradan geçen on yıllara rağmen popülerliğinden ve öneminden hiçbir şey kaybetmedi. Ülkemizde de epeyce popülerleşmiş bu kitap, kitap okuma alışkanlığına sahip hemen hemen her okur tarafından okundu. Ancak bu kitabı okumak kadar, verilen mesajı doğru anlamak da önem taşıyor; 1984’ün her daim bir kurgu olarak kalabilmesi için..
Edebiyat
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,1bin okunma
·
66 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.