·328 syf.····Okunma: 31 Mayıs 2020 13:58 Kitabı kapattığım anda "Oh, bitti sonunda!" diye bir rahatlama geldi. Balzac'ın betimlemeleri meşhur ama okurken bu kadar boğulacağımı tahmin etmemiştim. Betimleme sevmeme rağmen ilk yarısı tamamen işkence gibiydi. Dört beş sayfa süren betimleme yüklü paragraflar, kitabın geneline hakim melankoli havası beni çok yordu. İlk yarısı doğa, ikinci yarısı kişi tasvirleri ağırlıklıydı. Ben doğa betimlemesine dayanamıyorum galiba. Buna karşılık ikinci yarıdaki İngiliz kadını, Fransız kadını kıyaslamaları vs. daha hızlı okuttu kendini.
Konu olarak da çok etkileyici bir tarafı olmadı benim için, klişe bir sevgisizlik sendromu. Balzac'ın kendi hayatından da izler aynı zamanda. Anne sevgisi görmemiş bir erkeğin başka bir kadında anne sevgisininin boşluğunu doldurmaya çalışması, buna da aşk demesi. Felix kendi ağzıyla durumu özetlemiş zaten: "Acılı, hasta ruhların yanında, seçkin kadınların oynayacakları yüce bir rol vardır, yaraları saran rahibenin, çocuğu bağışlayan annenin rolü.".
Kitabın tek sevdiğim yönü Henriette'nin diyalogları, mektupları oldu. O kısımları ilgiyle okudum. Kadınlardan en çok Lady Dudley'i sevdim. En net duruş ona aitti bence. Kadın demişken Nathalie'nin en sondaki mektubunda Felix ile ilgili çoğu tespitine katılıyorum. Sadece Felix'e Henriette'in ölümüyle ilgili söyledikleri fazla acımasız geldi.
Bir de çeviriye değinip konuyu kapatayım. İş Bankası ve Can çevirisini karşılaştırmalı okudum. İki çeviri de genel anlamda başarılıydı. Anlamakta zorluk çektiğim paragraflarda hemen diğer çeviriyi okudum, güzel bütünleştiler fakat bazı yerlerde T.Y.'nin kullandığı kelimeler google translate gibi komik geldi. Öz Türkçe merakından ziyade garip bir çeviriydi. Örneğin kralın Felix'e söylediği "İleride başdanışmanım olacaksın." cümlesini T.Y. "Siz Bay Birinci olacaksınız." diye çevirmiş. Tuhaf buldum burayı. O yüzden V.Y. çevirisini bir tık daha beğendim. Toparlayım artık, benim için ortalama bir kitaptı. Klasik olmasa bitirmek için bu kadar zorlamazdım sanırım.