Yav he he, Türk'ün Türk'ten Başka Dostu Yoktur!
10/10
·348 syf.··
2020 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2020 21:45
"Tarih, bir anlamda halkların kutsal kitabıdır." M. İ. Karamzin Karamzin’in bu sözü, Tarih’in ne kadar sahici, ne kadar doğru bilinmesi gerektiğini hatırlattığı için benim için çok kıymetlidir. Nitekim Ahsen Batur’un eseri de bu sözle açılıyor ve daha ilk sayfasında, okuyucuya hangi hakikati göstermeye niyetlendiğini sezdiriyor. Yazar Ahsen Batur, çoğu kimseye yabancı olsa da Türk Tarihi üzerine yaptığı kıymetli çevirilerden bilinir. Bu kitap ise onun ilk telif eseridir. Kitap, Gök-Türk Kağanlığı’nın yıkılışından Jön Türklerin doğuşuna ve Osmanlı mirası üzerine “Türk” damgasının yeniden vurulmasına kadar geçen 1200 yıllık bir serüveni, sürgün ve kimlik kaybı bağlamında ele alıyor. Bu eserde, Türk milletinin etnik hafıza zaafı, tarih diye anlatılagelen efsane ve tahrifatlar, Türklüğün nasıl sistemli biçimde unutturulmaya çalışıldığı sarsıcı bir üslupla sergileniyor. Okurken bazen hüzün, bazen gurur, ama çoğunlukla öfke duyuyorsunuz. En çarpıcı kısımlar ise etnik hafıza zayıflığının hat safhaya ulaştığı mankurtluğun timsali olan Osmanlı elitlerinin “Türk” kimliğine bakışındaki küçümseme, Anadolu Türkünün sistematik olarak ezilmesi ve fakirleştirilmesi oluyor. Elbette bazıları Ahsen Batur’u “Osmanlı karşıtı” olmakla itham edecektir. Oysa Batur, yıllarca Dışişleri’nde görev almış, çok sayıda dili ana dili gibi bilen, çevrilmesi imkânsız görülen metinleri Türkçeye kazandırmış, Selenge Yayınları’nın kurucusu olan seçkin bir münevverdir. Bu kitapta da aynı seviyeyi koruyarak, dönemin kaynak eserlerine dayanıp keskin bir dil ile bazı gerçekleri ortaya koyuyor. Mesela ''Türk'' sözünün hazin serüveni derken yazar neyi kastediyor. Osmanlı döneminde “Türk” sözcüğü çoğu zaman hakaretle anılmış, dinsizlikle özdeşleştirilmiş, Türklük ise İslamiyet kisvesi altında eritilmeye çalışılmıştır. Siyasal İslamcı zihinler, Türklüğü bir tür “unutulması gereken” kimlik haline getirmiştir. Kitap, bu ve benzeri meseleleri sistemli biçimde tartışarak, Genel Türk Tarihi’ni alışılmış kalıplardan farklı, çarpıcı bir bakış açısıyla özetliyor. Okul kitaplarında “ufak didişmeler” olarak gösterilen Türk devletleri arasındaki mücadeleler, aslında “Türk’ün Türk’e zulmü”dür. Kıpçaklardan Selçuklulara, Gaznelilerden Anadolu Selçuklularına kadar pek çok örnekte görülen bu trajik mankurtluk, düşmanlık ve vahşet, adeta tarihin utanç sayfalarını oluşturur. İtiraf etmeye çekiniyoruz da, Türk tarihinin esas kısmını Türk'ün Türk'ü kırma tarihi oluşturuyor. Kıpçaklar Macarlarla girdikleri bir savaşta öldürdükleri askerlerin burunlarını kesip karşı tarafa göndermişler. Bir başka savaşta ise Macarlar öldürdükleri Kıpçakların penislerini kesip göndermişler. Peçenekler de düşmanın kulağını kesip karşı tarafa gönderirlermiş. Gazneli Mahmud, savaşta mağlup ettiği askerlerin bir daha ok atamasınlar diye baş parmaklarını kestirip Selçuklu beyine göndermiş. Alaaddin Keykubat da Yassıçemen savaşında öldürülen Harezmli (Türkmen) askerlerin penislerini kestirip soydurarak 300 çadır ördürmüş ve bunları Konya'ya getirip sergilemiş. Bu olay sebebiyle Erzurum yakınlarındaki o yaylaya Taşak Yaylası (#75675072) denilmiş. Türk dediğin böyle olmalı(!) Ulan bu mankurtların birbirlerine yaptıkları zulmü dış güçler yapmadı! Özetle, bu Türkler böyledir... Yeri gelir Çinlileşir, yeri gelir Farslaşır, yeri gelir Araplaşır. Kılıcını onun bunun için savurur. Can alır, can verir, ama bir türlü kendisi olamaz. Dahası var. Türkler yabancı bir ülkeyi fethetmede ve yeni bir devlet kurmada çok başarılılardır, ama kurdukları devletin idaresini kendilerine yedi göbek yad birine teslim etmede üzerlerine yoktur. Başına kendisi gibi Türk bir yöneticiyi seçmeyi beceremeyen halka etrak-ı bî idrak (Ahmak Türk) denir! Zamanında o çok kızdığımız adamlar doğruyu söylemişler. Türklerin bu mankurtluğu immun bir hastalıktır! Bugün yaşadığımız sorunların kökünde de bu etnik bilinç zayıflığı vardır. Ve tam da bu yüzden Atatürk’ün büyüklüğü yeniden ortaya çıkar. Çünkü ulusun kurtarıcı babası Atatürk, Yavuz Sultan Selim döneminden sonra tamamen Arap emperyalizmine kurban edilen bir ulusu, düştükleri bok çukurundan tutup çıkarmış, Türklük şuurunu yeniden kazanmamızı sağlamıştır. O, bu topraklarda ruhunu Araplara satmamış Türklüğün kırmızı çizgisidir. Şimdilerde "hilafet" vs diyerek ıslak rüyalarında mastürbasyon yapan fanatik İslamcıları dikkate alarak tedirgin olmayın. Türk ulusunu din adı altında Araplaştırmak için yıllardır gece demeden, gündüz demeden Türk devletinin bütün imkanlarını kullanarak mücadele veriyorlar. Sonuç? Her seferinde Türk ulusu Türklüğe, Türkiye Türklerinin kurtarıcı babası Atatürk'e daha güçlü sarıldı. Bizim sınavımız Araplaşmış Türkler ise, onların sınavı Araplaşmamış Türkler. Bu kitap, Türk tarihine başka bir gözle bakmak isteyenler için önemli bir fırsattır. Okuyun; çünkü tarihimizi bilmezsek, bize anlatılan sahte anlatılara mahkûm oluruz. Okuyun; çünkü hakikatle yüzleşmedikçe Türklüğün onurunu da, geleceğini de koruyamayız. #75636936
Tarih
1200 Yıllık SürgünD. Ahsen Batur · 201365 okunma
··4 alıntı·
4 +1'leme
·
803 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Faşistiz çünkü. youtu.be/_XZ4mD3WPA4 Geçen sefer Türklerin faşistliklerinden bahsettim mazlum bir kardeşimiz alkışlayacağı yerde yorumu şikayet etmiş. :D
Güzel bir inceleme olmuş. Bu kitabı kesinlikle okuyacağım.
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim.
Şöyle düzelteyim ferdi olarak olur ama devlet ve vatan ilişkilerinde malesef olmaz.