Zweig yine iç çöküşlerin, değersizlik duygusunun, ezikliğin, güçsüzlüğün, yalnızlığın ve yalnız hissetmenin sarmaladığı bir karakteri yazmış. Kendi fikrimce intihar da ettiği için bence Zweig kendi iç dünyasını da böyle aktarmış dünyaya.
Eserde bir şey çok dikkatimi çekti
'kızıl.... Ölüm... Kızıl-çocuk hastalığı. Bir yetişkin olarak daima çocuklara ve çocukluğa ait şeylerden dolayı acı çekmiş olması yaşamın simgesi değil miydi?
Evet. İnsan çocukken yaşadıklarını, yaşın vermiş olduğu cahillikle kötü şeyler yaşadıysa ve yetişkinlikte farkında bir birey olmazsa hep kendini suçlar. Ve bu da yazarın dediği gibi yetişkin olunca acı çeker. Bu insanı travmalara, yalnızlığa, depresyona, strese, kaygıya iter ve insan yetişkinken çocukluğunun travması içinde yaşamı tadamaz. İnsanın bunu fark edip önce kendi düşüncelerini değiştirmesi gerekir.
:kaçmak, burdan binlerce, on binlerce kilometre uzağa kaçmak istiyorum...
İnsan içindekileri değiştirmedikçe sadece mekan değiştirir ve hayatında aynı hislerle devam eder. Oysa önce kendi içinden kurtulup yeni bir sen yapman gerekir diye düşünüyorum. Eğer hayatını değiştirmek istiyorsan...
Değersizlik, kişinin kendine verdiği değerle ölçülür aslında. Sen kendini ne kadar seversen o kadar sevilirsin. Sen ne kadar barışık olursan kendinle, o kadar mutlu olursun. Ki karakterimiz kendini sevemediği için insanlarla ilişki kuramıyor, kendine güvenmediğinden içine çekiliyor ve eziliyor. Hor görülüyor. Her şey senin, kendine bakışın ile başlıyor yani... Stefan ZweigKızıl