·155 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Ağustos 2020 22:32 Kitabı tercüme eden Ahmet Arpad, 'sunuş' yazısında, önce Joseph Roth hakkında bilgi veriyor. Edebiyat dünyasındaki yeri, kısa yaşamı ve Stefan Zweig'dan da bahsederek, arkadaşlıkları, mektuplaşmaları, yardımlaşmaları hakkında da bilgi veriyor. Ayrıca ikisinin de Yahudi ve 2. Dünya Savaşı yaklaşırken Avusturya'dan ayrılmalarına da değinir.
Joseph Roth kitaba başlamadan önce, anlatılan konunun hayal ürünü olmadığını ve yalan içermediğini özellikle belirterek okuyucuyu uyarır. Kitap Avusturya Ordusu'nda üsteğmen olan Franz Tunda'nın 1916 yılında Ruslara esir düşmesiyle başlar. Daha sonra buradan kurtularak "sonsuz kaçış" nüvesi ortaya çıkar. Tek amacı ülkesi Avusturya'ya dönmek ve nişanlısıyla evlenmek olsa da başka bir kimlikle başka bir yerde hayata tutunmayı da başarır.
Roth yaşanan zaman içinden bir anlatım sergiliyor. O yüzden merak, ilgi ve beklentiyi düşürmeden yüksek tempoda akıcı bir anlatıma sahip. Yazar, arkadaşı ve tanıdığı kişiden dinlediği ve anılarından hareket ederek bu kitabı oluşturur. Belli bir zaman dilimi içinde, başından geçenlerle o zaman dilimi içinde yaşananları beraber anlatır. Derin anlatım yerine zaman hızla ilerletilir ve geçişler anlık olur. Zamanın yaşam tarzları ve kılık kıyafeti özenle seçilerek anlatılırken, Franz Tunda'nın kendi içinde yaşadığı gelgitlere de değinir. 1. Dünya Savaşı bitmiştir. Farklı bir kimlikle yaşadığı yerden ayrılır lakin bu sefer de Kızıl Ordu'ya esir düşer. Burada Kızıl Ordu saflarında çatışmalara da katılır ve Rus Nataşa'ya aşık olur . [Not: Bu kitap Türkiye'de 1980 öncesi yayımlandı mı bilmiyorum. Bazı bölümleri "komünizm propagandası" yapılıyor diye yasaklanırdı diye düşünüyorum…Bütüne baktığımızda ise yaşamın farklı anlarında farklı düşüncelerin geçişi olarak nitelendirebiliriz…] Rusya'nın fakirliği, Nataşa'nın kadın olarak hem savaşçı hem de köylüleri, gençleri bilinçlendirme ile uğraşması, Tunda ile yollarını ayırır. Azerbaycan Bakü'ye uğrar ve oradan Avusturya'ya dönmek için uğraşır.
Franz Tunda, bir yerlere ait olmaya çalışsa da, dışında yalnızlığı yaşayan, düzene uyum sağlayamayan, en önemlisi ise kendi içinde de kendine yabancılığı hisseden bir kişilik olarak karşımıza çıkarılır. Franz Tunda hayata tutunarak, kendinin var olma mücadelesini de ortaya koyar. Bu var olma mücadelesini ise kendi ayakları üzerinde durarak gerçekleştirmek ister. Rusya'nın fakirliğine karşılık Avrupa'da gördüğü o bohem hayatta ona göre olmaz. Zaten onlara aitte olmak istemez. Bir tarafta fakirlik, yoksulluk ve açlık diğer yanda ise burjuva hayatını dibine kadar yaşayanlar.
Rusya'da başlayan (savaş dolaysıyla) ve Avusturya'ya dönüşün içinde yaşanan siyasi, kültürel, ekonomik farklılıklar da anlatılır. Dönem romanı da diyebiliriz. Yaşananlar olumlu ve olumsuz bir şekilde tarihin sayfalarına kazınmış.
Okuması kolay. Bugün kitabı okuduğumuzda, dünle bugün kıyaslaması yaparken bazı şeylerin sadece takvim yapraklarında değiştiğini göstermesi bakımından da önemli. Franz Tunda ve Joseph Roth, yaşanan şehirlerdeki bir çeşit "memleketimden insan manzaraları"nın fotoğrafını da çekmiş diyebilirim. Sonsuz Kaçış'la gidilen yer neresi? Bu kaçış, onu ileri de aydınlığa mı yoksa bir yerlere mi bağlayacak? Tavsiye ederim.
Bu kitabı 24 Ağustos 2020 tarihinde okudum ve yine aynı tarihte bu kısa yazıyı yazarak 1000Kitap Sitesine 25/8/2020 tarihinde ekledim.