Gönderi

Bir Delinin Senfonik Dokundurmaları -II-
-Aşk kanatlandırır, Dünyanın yükü kalkar insanın üzerinden.- -İnsan şekerciye girmiş çocuğa döner, içine aşk girince. İnsan kendini sönmüş balon gibi hisseder, içinden aşk çıkınca.- . -Aşk, Ki insan coğrafyasının en güçlü duygusu; Ya yıldırım çarpmışa, ya da üstünden tren geçmişe döndürür insanı.- İnsan bazen sevinçten deliye, bazen de üzüntüden ölüye döner.- (Aslında aşk bir ölüm halidir.- -Ne zaman ki aşk biter, İşte o zaman insan hayatta olduğunu hatırlar.- Ya da, -Aşk, sürekli bir susuzluk halidir.-) -Aşk, kalpte barınır kalpte gizlenir, ve sadece gönül gözüyle izlenir.- Dolayısıyla, -Aşkın dili gözcedir.- Ve -Kalbe dokunmanın yolu gözceden geçer.- Aşkın çiçeği, gözlerdeki nemde büyür. . Aç parantez (Aşk ve ölüm ikisi de kalpten vurur.- Gerçi insan, kırık kolla kırık bacakla yaşayamıyor ama, Kırık kalple yaşamayı (ki bütün kalp kırıkları insan yapımıdır.), Kırıla kırıla kırılmamayı, yıkıla yıkıla yıkılmamayı öğreniyor önünde sonunda.-) Ve nihayet biz, Ne ilk ne de son kabustu gördüğümüz, Yine de dağlara hiç baş eğmedik. Kana kana içip yaşarken öldüğümüz, Kızılcık şerbeti dolu bir kâseydik. Ne mezar taşı vardı, ne toprak ne de kemik, Kazma küreksiz nicelerini gömdüğümüz, İki yüreğimiz vardı, sırçadan incecik. . (Yani biz birbirine sığınmış iki yürektik. Tek taşla duvar örülmez dedik, taşa sevgi ektik. Ve güzeldir yardan gelen, Ondan gayrı ne varsa haram olsun Nazlı bir kaş çatışından evladır ölüm, Ondan gelirse belâm olsun dedik.) . Biz buna “Bir bedende iki kişi, Aşk” diyoruz. -Aşk; su arayan ateştir.- (Çünkü aşka ulaşmak için yangınlardan geçmek gerekir. . Aşkın girdabında semazenler gibi döndüm. Beni de katın halaya, -suyla yanıp…ateşle söndüm.- . Aşkın gölgesinde hep seni düşündüm. Uyandırın güneşi, -alev mi titriyor…ben mi üşüdüm.-) . Ve -Aşk, İçi ateş dışı buz, Girer yanarsın, çıkar donarsın. Düşte gör, ateş mi yakar seni sen mi ateşi yakarsın.- -Aşk bir denizdir, batmadan yürüyebilene aşk olsun...!- . Ve yine -Aşk, Defter arasında bir tutam gül kokusu.- Ve -Aşk on üçüncü ay, beşinci mevsimdir.- . Çooook büyüksün aşk...! Ya olmasaydın, Nereden nefeslenirdi bu kimsesiz pencere? (Gün yanıyor, gece sular altında, Bana öyle güzel bakma...! Taşa donerim sevmezsem, Allahım, Aşsız bırak ama, Ne olur beni aşksız bırakma...!) Öldürmenin başka yolları da var. Terketmek gibi… 13. Bazılarında aşk, hava durumu gibi değişken bir histir. -Oysa sadakat çölde bir inci tanesidir. Diyâr-ı aşkın en güzel hasletlerindendir.- (-Biz, suyla yanıp ateşle sönenlerdeniz. Pervane misali, ölünceye dek sevdiğimizin etrafında dönenlerdeniz.- -Boyun bükmüş papatyalara kıyamadığımızdan, Sevilip sevilmediğimizi hiç öğrenemedik, hüznümüz ondan.-) . -Aşk akıl işi değildir.- -Aşkta pazarlık edilmez, Çünkü aşk, hesap kitap bilmez.- -Durup dinlenmeden yenilenir, Her demdir aşk. Her şeyin üstünde, Elbette bir erdemdir aşk.- (-Makul bir kıskançlık, aşkın en temel şartıdır.-) . -Seven ne boya, ne soya bakar.- -Her fani, en büyük yenilgisini ilk aşkında tadar.- Kimileri, diriler şöyle dursun deyip, Çiçekleri bile ölülere alırken. -Bazılarının yüreğini eşsen, dört bir yanından sevgi çıkar.- (-Acaba kaç yaşındadır seni seviyorum demek?-) Yaşanmışlıklar ve kör yıllar, Ellerimizi yüzlerimizi tırnaklarıyla çentik çentik çizebilir, kırış kırış edebilir. Ama hiç yaşlanmaz gönül bahçelerimiz, Sevdiğine her zaman, yüreğinin teriyle büyüttüğü taptaze çiçekler verebilir. . Aşktan başka tutunacak neyi varki bir yüreğin. -Ne mutlu sevenlere, sevilenlere. Sevdiğinin kucağını gül bahçesine çevirenlere.- (-Zira gönül bahçesine baharı getiren de, götüren de yârdır.- Bir demet çiçeğe sığdırılmış mutluluğu çok görmeyin sevdiklerinize. Haydi...! Sevdiğinizi bir buket çiçekle şımartın güzel insanlar. -Bir çiçeğin, kimsenin kalbini kırdığı görülmemiştir. Ve bir yüreğin, bir şiiri öptüğü görülmüştür.-) -85 yaşındaki kadın kocasına sordu: Bunca yıldan sonra, bana hâlâ şiir gibi güzel kadınsın diyebiliyor musun? Adam sevdiğinin yüzüne şöyle bir bakıp cevapladı: Şairi Yüce Rabbim olan bir şiir, nasıl çirkin olabilir ki?- . (Eyy yaşadığı şehri şiir kılanım, Gülüşüne serçeler konanım. Benim senden başka şiirim mi var ki...!) -Sevmek, ne mucizevi bir kelime, Sevenlere selam olsun, doğumdan ölüme.- Maalesef çoğu aşkın sonu, talan edilip terkedilmiş şehire benzer. Suç aşka inanmamışların değil aşka inandıramamışlarındır. (-Şüphe, insanın en sessiz çöküşüdür.- . Bazı yaralar kansızdır... Kaderin ayakları altında ezilenlerin. Aşk acısıyla deli divane gezinenlerin. Bazı duygular vatansızdır... Sevda, sadakat, hasret Seni kirletip öldürdük ey aşk, bizi affet...! . Ölene kadar seni seveceğim diye yola çıkanlar, Göz açıp kapayıncaya kadar yoldan çıktılar. Oysa aşk bir kalbe uğramak değil, orada ebedi kalabilmektir (Aşk bizim neyimize kalk gidelim gönül, ne kadar az sadakat var...!) -Aşkı temiz tutmanın yolu, saygı, sevgi ve sadakatten geçer.- Esasen tüm sevgiler, siyaha inat beyaz olmalı, kirletilmemeli. Fakat ben kirlettim; Bütün hata benim, Önce gözlerine iman ettim, Sonra başkenti aşk olan bir ülkede halifeliğimi ilan ettim. Meğer bir serçenin umutsuz kanat çırpışlarıymış sevdam. Kıymet bilmez başka biri uğruna, Bataklıkta çırpına çırpına tükettim. (Onsuz yüreğim paramparça, rüzgâr elinde kül misali.) . Aç parantez (Hey gidi insancık, sana verilen beyni kullanmakta ne diye cimrilik edersin. Yüreğindeki gemi seni beklerken, niçin başka limana gidersin. Oysa birazcık sadakat, Kocaman kocaman sayılardan daha değerlidir.- -Tek bir kavuşmanın sevinci, Tüm vedaların toplam acısından daha büyüktür.- -Ağaçlardan da mı öğrenmedin? Bir adımlık hasreti, Bir ömürlük sadakati.- . (Yani benim aşktan yana metcezirlerim, yaralı şarkılarım çoktur. -Kansızdır sevda kesisi, el sürülerek iyileşmez.- Anladım ki, -Aşık olmak değil aşık kalmak mühimdir.-) Eyy aşk, Azıcık dur, yetişemiyorum...! Yüzüme vuran yağmur damlaları gibi kayıp gitme, Gözyaşlarımdan öp beni. Ne olur aşk yurdunda öksüz/yetim bırakma. (Aşık oldum, dünyaya vuruldum. Aşkım beni terketti, dünyaya darıldım.) Sonuçta AŞK İŞTE...! Sadece bir yanılsamadan ibaret. Gün olur yalan, gün olur hakikat sanıyor insan. Gün olur küller içinde, gün olur güller içinde kalıyor insan. Aşk işte...! Neylersin...! Aşktan başka, bizim diyebileceğimiz neyimiz var şu dünyada? -Şu masmavi gökyüzü bizim Güneş bizim, ay bizim, yıldızlar bizim. Kapkara yeryüzünde bu kavga niye? 14. -Büyüdükçe Kirlendik, Büyüdükçe İnsanlığımız Küçüldü, Çürüdük .- Büyümek yılların birikmesi değil, yavaş yavaş masumiyetin eksilmesidir. (-Çocukken en korktuğum yaratık yılandı, şimdi ise insan.-) -Dağları değil, insanları aşmaktır dünyanın en zor işi.- -Bozulmuş insan dışında, her şeyin tamiri mümkündür.- (Ahlâk, sizi kötülük yapmaktan caydıran içinizdeki polistir. Kişinin kendi benliği üzerinde hakimiyet kurarak kendine sınır koyabilmesidir. Dilerim bir gün ahlaksızlığın tedavisi bulunur. Zira güzel ahlak, bu Dünyadaki çirkinliğe bir başkaldırıdır. -Utanmak insanı insan yapan son çividir.- . Gerçekte biz, Darağacında simsiyah gölgeydik. İndirdik masmavi göğü yere, Toplayıp pırıl pırıl güneşi, ayı ve yıldızları Ama’ya gökkuşağı önerdik, Kara kara insanlara rengarenk güller verdik. Oysa güneşin saçları sarı sarı, -Çocukların maviydi arkadaşlıkları.- (Çıkarsız, ikirciksiz, tertemiz. -Güneş çocukların icadıdır. Büyükler daha çok gölge üretir.- -Gölge etmeyin Tanrı güneşi çocuklar oynasın diye yaratmıştır.- -Çocukların yüreği şekerci dükkânı gibidir.-) . -Gelişmek için bazı dalları kesmek gerek Çünkü gelişmek değildir büyümek.- Ve her çocuk zamanla adam olur. Çocuk olmamak anlamına gelmez büyümek, Sadece reçel yanaklar kaybolur. Parantez içi (Aslında her yetişkin, yaralı bir çocuktur.-) . Neyse, büyüdük, çocukluğumuzu yedi kat yerin dibine gömdük. Parantez içi (İlk cinayetimiz.) Açtık pencereyi, içeri karanlık doluştu ve düş bitti. Yer açtıkça günahlarımıza, İçimizdeki o merhametli güzel çocuklar gitti. Şimdi alacakaranlık kuşağı, Büyümenin şeytanlığı çocuk masumiyetini mağlup etti. . (Gerçi çocuk olursun bir emzik boyu yaşamadan kıyarlar. Balık olursun pul pul, çiçek olursun yaprak yaprak yolarlar. Serçe olursun kanatlarını kırarlar. Ah şu insanlar...! Cehenneme çevirdikleri bu cennet Dünyada her şeyi kendilerine yorarlar. Kendi ocağım sönmesin, yumurtalarım pişsin diye tüm Dünya'yı yakarlar.) Toplumsal Dejenerasyon, Kirli Kalabalıklar...! -Kusursuz Bir Toplum Ütopyadır.- 15. Politika, hayal esnaflığından hayal tüccarlığına terfi etme çabasıdır. Siyaset, gerçeği yönetme sanatı değil, işimize gelecek şekilde eğip bükme işidir. -İnsanoğlu efendisiz yaşayamaz.- . (Serseri zamanlardayız, akıl, ruh ve beden sağlığınıza dikkat edin.) . -Ömrümün yarısını insan olmak için, diğer yarısını da insan kalmak için savaşarak harcadım.- . (Sabır, erdem, adalet. Vefa, vicdan, merhamet. Sevgi, sadakat, samimiyet. İşte sermayem, işte onurum, İşte şerefim, işte şöhretim, işte servetim. . Benim maksadım, Para-pul, makam-mevki sahibi olmak değil, Her türlü kirlenme arasında insan kalmak. . Zira en güzel marifet, Boğazına kadar kire batmış bir dünyada kalbi temiz tutabilmektir. Yaşamın özüne bulanmak, çamurdan yaratılıpta çamurlaşmadan, bunca ise kire pasa bulaşmadan, lotus çiçeği misali pür-i pak kalabilmektir. Toplumlar adaletsiz, sevgisiz, duyarsız, çürümüş ve kirli bir atmosferin boyunduruğu altında. . Bu diyara tertemiz doğduk süt gibi lekesiz. Lâkin yaşlandıkça kirli bir beyaza döndük hepimiz. (Büyüdükçe insanlığımız küçüldü, çürüdük. Oysa içimizdeki ruh bize emanettir kirletmeden yaşamak ibadettir.) . Doğanın yanında, insanın insandan bıkması da, Yanında huzur bulacağı bir insan bulması da, İnsanın insana çok uzak olması da, Çağımızın en büyük sorunu. -İnsanın, insanla konuşmadığı, Arı kovanı gibi kentlerde, ayrık otu gibi yaşadığı bir çağdayız.- . Herkes her şeye ulaşabiliyor ama kimse kimseye ulaşamıyor. Kimsesizliğiyle baş başa kalmış, kılavuzu yalnızlık olan hayatlar, Sürgündeymişçesine kendi yurtlarında gurbeti yaşıyor. Kalabalıklaştıkça kentler, insan insana yabancılaşıyor. Aç parantez (Göç edenler bavullarını eşya ile değil memleketleriyle doldurur.) -İnsanın insana yaptığını, taş taşa yapmaz.- (Maalesef çoğumuzun gözleri görse de, kalpleri görme engelli. İnsanoğlunun radarında olumludan çok olumsuz var.) -Çağımızın insanı, mezar taşı gibi soğuk, suskun ve somurtkan.- Kalpler kırgın, gönüller dargın, bedenler yorgun. (Ey insanoğlu…! Güneş yüzüne değil, yüreğine vursun ki İçindeki buzullar erisin.) . İnsan zor bir ülke, adeta duvar insan insana, Hangi ara kaybettik, nerede gülen yüzlerimiz? Menfaat çağındayız kusurların fazilet gibi gösterildiği, nasıl bu hale düştük biz? Ağlama demeyin insanlara, dünyanın arınmaya çok ihtiyacı var. -Dünya, aklıyla arası bozuklar hastanesine döndü.- Gerçi bozulan dünya değil, aslında kalplerimiz. ( Ancak bu dünya, ince ve nazikleri hoyratça kırıp geçirmesiyle ünlüdür. Gereğinden fazla eğilip bükülmeye de gerek yok.) . Velhasıl pek çok insan kötü. (Ne bekliyordunuz ki…? Tanrı insanı çamurdan yarattı.) Önce içinizdeki bataklığı kurutun. Bunca kirlenme arasında, Erdemli bir insan olarak kalmak zor. Hamuru bozulmuş, Zehirli bir sarmaşık gibi insanoğlu, İnsan, insana hasret yaşıyor. . Son zamanlarda; Utanır olduk insanlığımızdan, Başta sevgi olmak üzere her şey o kadar hızla kirlendi ki, Büyük meziyet en az kirlenerek yaşamak. Samimiyet kıt, riya aldı başını gitti, Bazılarının bırak iki yüzünü, hiç yüzü yok, ara ki bulasın. Trend yaptı onursuzluğun dibi midesizlik, Her yer hasta bir düzen icin ruhunu satmış, egosunun esiri kara kara insanlarla doldu. -Toprağın altı değil üstü karanlık.- Dirilerin ölülerden daha hızlı çürüdüğü bir çağdayız Dünya işlerine dalıp kirlenmekten korkan temiz yürekli insanlar sanki buhar oldu. (Bazen ben de, hiç kimseye (görünmemek için şeffaf olmak istiyorum.) -Büyük acıları küçük insanlar yaratır.- (Çünkü küçük insanlar, küçük şeyleri büyütür. Küçük insanların hayat gemilerinin dümenini, öz benlikleri değil egoları yönetir. Oysa ego yönetimi bir sanattır. Freni patlamış bir egonun direksiyonundaysanız, Sonunuz ya duvar ya uçurumdur.) -Bu arada, kötüler sayesinde iyileri, iyiler sayesinde kötüleri tanıdık. Çirkinliğin sadece fiziksel olmadığını, İyi insan olmak için cebin değil, Yüreğin dolu olması gerektiğini anladık.- (-Hayat bir sahip olma meselesi değil; bir var olma, dünyayı doğru okuma, iyi insan olarak kalma meselesidir.-) Kötülüğün cinsiyetsiz olduğunu öğrendik. . (Çağımız kötülerin çağı. -İyilerin nesli tükeniyor.- Ben ki sadece 'iyilerin’ olduğu yerde yaşamak istiyorum.) . Ancak, kötüler iyi görünmede ustalaştı. Kötülük zehir gibi kendine hep bir ev bulabildi. İyileri kötü, kötüleri iyi, Delileri dahi, dahileri deli gibi gören, Güçlüleri baş tacı eden bir toplum haline geldik. (-Ki bir yerde kötülük yaygınsa, Onu görmezden gelen bir toplum var demektir.- -Kötülüğü besleyen en büyük güç insanların sessizliğidir, tepkisizliğidir.- -Sessizlik ve tepkisizlik en ucuz ihanet biçimidir.-) . Aç parantez (İyilik arttıkça kötülük azalır. Kötülük taşıyan kalbin yükü ağırdır. Ancak çağımız insanının ne iyilik, ne kötülük umurunda, Çağımız imaj çağı, -İnsan insana, hep kendini beğendirmek arzusunda, Ömür tüketiyor aynanın karşısında.- Maskeli bir yaşam sürdürüyor, Ve çok büyük bir uçurum var dışarıya göstermeye çalıştığı imajla, arkasındaki gerçeklik arasında.) ‘Eskidi at, yenisini al kültürü’ ilişkilere egemen olmaya başladı. -İnsan insana bir nesne gibi bakıyor.- Bırakınız doğayı, diğer canlıları... İnsanlar bile kullanıp atmalık. Oysa insan insanın yedeği değildir. Güçlülerin gözünde birer toz zerresi insan. Bir sanayi ürünü muamelesi çekiliyor insana. Error verirse format atılacak hard disk, Canın isteyince açılacak cep uygulaması, Okuyunca kenara koyulacak kitap, Merdiven basamağı, Araştırma projesinde denek, Satranç tahtasında piyon, Ya kurşun asker, ya kukla... Beyinler kopya, kalpler kopya. -Tek tip kopya hayatlar yaşıyoruz.- . Aidiyet duygusu zayıfladı, insanlar kendini köksüz, bağsız, irtibatsız hissetmeye başladı. -Yerelin yerini küresel aldı.- -İnsan kendine yabancılaştı.- -Hayat renk ve çeşitliliğini yitirdi, standartlaştı insanlar. Beyinlerimiz hurdalığa döndürüldü, Zihinler sömürge, işgal altında. Zihinsel enfeksiyon dorukta. Beyinlerimize işlenen mitlerden arınmak, takılan çiplerden kurtulmak mümkün değil. Pranga vurulan zihinlerimize atılan sis bombaları, gerçekleri görmemizi engelliyor. (Huzurlu olmak istiyorsanız, zihninizi özgürleştirip kontrolünü ele geçirin.) Her şeyin başı itaat, sorgulamak sizin ne haddinize, ne düşerse bahtınıza deniyor. . (Sıkılan her yumruğu, eğilmeyip dik duran her başı, Kendilerine doğrultulmuş namlu olarak gördüler. Susmaktan başka bir şey bırakmadılar bize. Nelere köle ettiler bizi nelere, hiç düşündünüz mü?) . Oysa sadece insan yerine konulmak istedik, hepsi bu...!- Onlar ne yaptı? Yaralı bir serçe gibi ortada bıraktı. -Ağaçların bile serçeleri var, rüzgarları var, yağmurları var. Bizimse hayallerimizi dahi elimizden aldılar, her şeyimizi çaldılar.- . (Her şey olabiliyor insanın olduğu yerde. Mesela ben, deva diye sunuldum her derde: Ateşe attılar kül oldum, toprağa ektiler gül oldum, pazarda sattılar kul oldum.) Çaresizlik, hayal kırıklığı, insan yerine konmama, Tutunabilecek bir dal bulamama, İnsanları içten içe çürütüyor. -İnsanın çörek otu kadar değeri yok.- Aç parantez( Ruhuma işkence veriyor bu durum, buruşturulup çöpe atılan ambalaj kağıdı muamelesi görmekten fazlasıyla muzdaripim.) . -İnsanlar mal değil, -İnsanlar baston değil.- -İnsan arada bir kendi olmayı da ihmal etmemeli.- -Kalabalığın değil, kalbinin gösterdiği yola gitmeli.- Çünkü zihnimizi ele geçirebilirler ama kalbimizi asla. . ‘İnsanlık’;anlamını yitirmiş anlamsız bir kelime, orasından burasından budanmış. Ara ki bulasın temizini, tüm insani cevherler çamura bulanmış. . (İnsan, insan olmaktan utanır oldu. Yani anlayacağınız arsız zamanlardayız. Üzerimize konan sinekler bile, Ya kahrından, ya utancından ölür oldu.) . Çıkar gözetmeyen bir insanlığı çok özleyeceğiz. İnsanlık kendi karanlığıyla yüzleşip, hesaplaşmalı artık. İnsanlık insanı tanımak zorundadır. (Mesela ben insanlıktan umudumu yitirdikçe, tekrar tekrar bulmaya çalışıyorum. Ancak anladım ki, İnsanlığı, insanlardan çok çok uzaklara koymuşlar. Her yer insan, ancak insaniyet kayıp.) . Böyle giderse, bir yıkım ve çürümüşlük içindeki insanlık kayboluşun eşiğinde demektir. (Eyy İnsan…! Çürüyen zeytinin bile çekirdeği var, sen ölürken ne bırakacaksın?) . Tekrar aç parantez (Her şey kötüye gidiyor insanoğlu sevgisizleştikçe. Ve beni hasta ediyor insanların bu sevgisizliği, anlayışsızlığı. Birileri alınmasın diye hep beyaz bayrakla dolaşmaktan yoruldum. -Bıktım usandım, önden kucaklayan, arkadan bıçaklayan, Dost görünümlü iki yüzlülerden. -Bir ağaç gölgesinin dostluğunu, Bir insan gölgeliğine yeğler oldum.-) -En derin bilmece insandır. Bazılarına insan olmanın yükü ağır gelir. Yaşamak denilen bu illet yorar, herkesin dingin bir hayata ihtiyacı var. (Yorulduysanız, biraz mola verip, yüreğinizin gülümsediği yere gidin. İnsan yorulunca, hayatla arasına bir virgül koymalı.) . -Yeryüzü çok kirli, göğe bakmak istiyor insan.- (-Genellikle göğe bakanlar yeryüzüne sığamayanlardır.-) (Esasen, -Hayat susunca, dünyaya küsünce, İnsanın saklanıp sığınabileceği bir yeri olmalı, Ki nefes alabilsin, huzur bulabilsin, kendiyle baş başa kalabilsin.- Zaten hayat dediğin varmaktan öte, gitmekten ibarettir. -İnsan, bazen akşam güneşi gibi kaybolup gitmek istiyor.- (-İnsan bazen ölmez de yaşamaktan vazgeçer.-) -Anadolu kadar yorgunum.- Atılmış izmarit dumanı misali sessizce görünmez olmak istiyorum. (-En derin uçurum insandır. Ölünce mezar taşıma şunu yazsınlar:”Bu adam dünyayı düzeltmeye çalışmadı. Ama kalpleri incitmemeye çok dikkat etti.”) . Güya bu derme çatma dünyadan üç beş sıyrıkla göçüp gidecektik.- Harika bir makyajla allayıp pullayıp sattılar bize bu kurmaca düzeni. . Aslında hiçbir şeyin kontrolünün bizde olmadığı uzaktan kumandalı bir dünyada yaşıyoruz. -Bir gölge gibi gelip geçen bu Dünya içi boş bir hayalistan, ne büyük aldanmışlık.- Hayat sadece bir efsane, ne çok yanlış ne çok yanılmışlık. -Hayat kurmaca bir oyun, içinden sadece ölümle çıkılabilen. -Yaşam yalnızca bir yanılsama.- (Gerçi hayatta mucizeler olmuyor değil, insan ara sıra mutlu da oluyor. Dünyayla uyuşamadım İsmail…! attığı kazıklar yüzünden. Bir zamanlar inanmıştım dünyaya Sitemim var dünyaya…!) . Anlayacağınız dibi görünmeyen bir bataklık bu sahte dünya, antidepresansız yaşamak için uygun bir yer değil.- Yaşamak, bazıları için bir tercih değil bir mecburiyet. İnsan ne kadar sevebilir ki. (Biz ki dünya yalanına kanmış fanileriz. Farazalarla yaşamaya alıştırdılar bizi. Hayatımız piyango…! Nasıl da alıştırdılar umut ticaretine. . (Meğer masala kanan bir çocuk gibi kanmışım dünyaya. Bu dünyanın insanı değilim ben, acemisiyim, Bu yaşama işini beceremiyorum çamura bulanarak. Kendimi sihirbaz şapkasına sıkışıp kalmış tavşan gibi hissediyorum.) Ey hayat, ne kadar çok dikenin var senin. Ne çok acıtır zihnimize çaktığın çivilerin.- -Önce yaşama isteğimi yok ettin, sonra hayata tutun deyip gittin.- . -İnsan bembeyaz bir kağıtla doğuyor, içini doldurmazsa hayatı sıfırın ortası gibi bomboş oluyor.- -Hayat bir heykeltıraştır; Kimilerini yontarak muhteşem heykeller yaratır Kimilerini yontmaya değer bulmaz, yontulmamış bırakır.- (-Hayat uçurtma gibidir, ipi sıkı tutulmazsa kaybedilir.-) -Sanal Alem ve Maddeci Toplum -Günümüzde üretmek saygın değil, tüketmek revaçta. -Hayatın yüzde 80’i fake. -İnsanlar zenginleştikçe, ruhları fakirleşiyor. 16. Gerçekle yapayın savaşı başladı, Görünmeyenlerin görünenleri yönettiği bu sanal dünya, içi dahilerle dolu bir tımarhaneye döndü. (Bazıları sanal alemde yaşıyor bir türlü teorik hayattan gerçek hayata geçemiyor.) . Sanal alemde yaşayan, En büyük silahın para olduğu, Teknoloji sayesinde, her şeyin yapaylaştığı, robotların insanlaştığı, insanların robotlaştığı robotik zihinli bir topluma doğru gidiyoruz. Robotlar insanlaşırken, insanlar robotlaşıyor. Sanki görünmez bir el, insanları makineleşmiş, duygusuz hissiz robotlara dönüştürüyor. Biz teknolojiyi değil, teknoloji bizi kullanıyor. . Teknolojik konfor tavana, mutluluk tabana vurdu. Teknolojik nedenlerle derinlikli ilişki kurmayı demode görür hale geldik, ilişkilerimiz yüzeyelleşti. Teknoloji bizi birbirimize hiç değmeden yaşamaya alıştırdı, ekran sıcağıyla yetinir olduk, insan sıcağına hasretiz. (Çünkü, -Teknolojinin en büyük eksiği, hissiyatı yok, maneviyatı yok.- . -Hayat dağınık, düzenli olması gerekmiyor diyen kuralsızların çağındayız. Hayatın neredeyse yüzde 80’i fake. Sosyal medyanın zehirlemediği bir çocuk yok. Sosyal medyada her şey konuşuluyor ama hiçbir şey anlaşılmıyor. Laf çok idrak yok. . Aç parantez (-Suyun temizleyemediği tek şey, düşünce kirliliğidir.- -Fikirlerin egemen olmadığı bir coğrafyada, mermilerin egemenliği hüküm sürer.-) -Herkes birbirine akıl vere vere, Kimsede akıl kalmadı, akılsız bir toplum haline geldik.- Parantez içi (Aklı gelgitlilerden değil, Zihni parazitlilerden korkmak gerek. -Zihindeki düğümü çözmenin yolu öğrenmektir.-) Çocuklarımızı, telefon ışığıyla aydınlanan yorgan altı küçücük bir dünyaya hapsettik. Sanırsın gençler ayaklı apple mağazası. İlişkilerde insanın yerini telefon, televizyon, bilgisayar ekranları aldı. Ceplerin kapsama alanları genişlerken, kalplerin daraldı, Cep cebe iletişim her yeri sardı. Oysa biz; -Cam cama değil, can cana, Ekran sıcağını değil, insan sıcağını severiz.- -Muhabbetin makbulü, cam cama olanı değil, yan yana olanıdır.- -Hayali bir kalablık, aslında yalnızlığın ta kendisidir.- Zira bazı yalnızlıklar kalabalık yaşanır. . Bir kalbimizin olduğunu unuttuk, Duyguların önemi yok artık, -Maddiyatın veremeyeceği insani değerlerimizi soydular, çırılçıplak kaldık.- . Vicdanımız erozyona uğradı, merhamet duygumuzu yitirdik. -Bazılarında, bir çay kaşığını dolduracak kadar bile vicdan yok, merhamet yok.- (-Susuz bırakılmış bir vicdan önce insanın içindeki merhameti vurur. Toprak bile bir damla adalet bulamadığında kurur.- Oysa vicdan ruhun kırbacıdır.) Merhamet şemsiyesini sadece kendimize tutar olduk, başkalarını unuttuk. Parantez içi (Oysa insanlık, üzerimizdeki kıyafetten değil, yüreğimizdeki merhametten doğar.- Merhamet kalbin çiçek bahçesi, nefret o bahçeye düşen dolu tanesidir.) Başarı ya da başarısızlık, Parayla pulla, maddiyatla ölçülür oldu. Madde egemen bir toplum düzenine geçtik. Para güç, parasızlık güçsüzlük sayılıyor. Adaleti çıkardılar, artık mülkün temeli para. (-En mülkiyetçi canlı insandır.- Bazıları o kadar tamahkar ki, iki kişilik mezarım olsun istiyor.) . İnsanoğlu, maalesef, onur, şeref, merhamet, vicdan gibi manevi kayıplarından ziyade, en çok maddi kayıplarına üzülüyor.- . Halbuki önemli olan, -Hayattaki başarın nedir diye sorduklarında, İnsan olmayı başardım diyebilmektir.- -İnsan olmayı eline yüzüne değil, özüne bulaştıracaksın.- . Dolayısıyla son zamanların sorusu şu; Çok güzel, çok zeki, çok zengin olabilirsin, İnsan olmayı becerebildin mi peki? Eminim, çoğumuz insan olma dersinden sınıfta kalırız. (Gözlerimiz görse de, kalplerimiz görme engelli.) . Parantez içi (Dışımıza verdiğimiz önemi, içimize vermiyoruz. -Dışımız süslü içimiz paslı.- Vitamin eksikliği diyoruz vitamin alıyoruz. Ya insani değer eksikliklerimiz için ne yapıyoruz? Mesela, bende tevazu, hoşgörü, empati eksikliği var deyip çare arayan var mı? Merhamet eksikliği var, neden ben vicdanlı birisi değilim diye doktora giden var mı? Hiç doktor kapısı çaldınız mı, neden aşırı kibirliyim diye?) . Hayatta kalmayı paraya bağladığımız için Paraya pula insanlığımızı satar, İlişkilerimizi maddiyat üzerine kurar hale geldik. (Laf aramızda, -Bir gün yakalarsam, paraya, benden neden hep kaçtığını sorucam.-) Oysa, -İnsan maddiyat için değil, maddiyat insan için vardır.- -İnsaniyet servetle, cüzdanla ölçülmez. Yürekle, vicdanla ölçülür.- . Aç parantez (Gerçi bazı vicdanların son kullanma tarihleri çoktaaan geçmiş. Bazılarımız dünya üzerine düşmüş kara leke misali, ölüm dışında hiçbir leke çıkarıcı kâr etmez.) . Herseye rağmen siz iyi insan olun, -Yaşamdaki bütün çabanız, Yüz akıyla kara toprağın koynuna girebilmek olsun.- Sıkı sıkı tembihleyin kalbinize, Vicdansız, sevgisiz ve umutsuz olma diye. -Dilinizi susturabilirler, ya zihniniz ne olacak?- -Diliniz susabilir ama vicdanınız sakın susmasın. Unutmayın, konuşan vicdan susan vicdandan huzurludur.- -Vicdan ruhun kendine tuttuğu en dürüst aynadır.- -Sahibine, suçlu sensin diyebilen vicdan özgürdür.- -Vicdan kararlarında ekseriyet aramaz.- . Onur, şeref, haysiyet, erdem ve merhamet para ve diplomadan daha değerlidir. (Mesela ben: Yat kat, mal mülk, şan şöhret istemiyorum sımsıcak bir kalp yeter bana.) Şişko Dünyayı Zulüm Tarlasına Çevirdik, Günahkârlarla Dolu Bir Gemiye Döndürdük 17. (Hukukun rafa kalktığı kendi işini kendin gör düzeninde, Adalet, ya bıçak ya da silah kabzasına sarılarak sağlanır.) -Savaşın, şiddetin, nefret dilinin ve kötülüğün revaçta, Sevgiyle, şefkatle, merhametle, insanlıkla temas kurmanın demode olduğu bir çağdayız.- (Bazen, yaşamanın bir savaş, Barışın ise romantik bir safsata olduğunu düşünürüm. -Buca zulme bunca acıya bunca haksızlığa, bunca hukuksuzluğa katlanmak için Keşke bir mamut ya da dinozor olarak dünyaya gelseydim.-) . -Kan ve gözyaşıyla yazılmış ne çok şiirimiz var.- -Acılar koyulaştıkça, çayın demi de koyulaşıyor.- -Biriken acıların ağırlığı, bu dünyayı batıracak bir gün.- (-İnsanoğlunun en büyük savaşı aklıyla yüreği arasında olandır.-) . -Mayınlı tarlaya döndü dünya.- Ölüm her yerde kol geziyor. Ne büyük vahşet, ölecek olanı öldürmek. Yok mudur bu savaşların insan öldürmeyeni? . (Oysa çocukken, Savaşın başına barış ören, Tüm mermileri çiçeğe çeviren, Düşmana kurşun yerine gül veren neferlerim vardı benim. En güzel ben yenilirdim, Mağlubiyetle sonuçlanan zaferlerim vardı benim. En çok kendime batmış bir çiviydim, kimseye zararım olmazdı. -Barış galiplerin değil mağlupların isteğidir.-) . Birisi bu savaşları sonlandırsın…! yoksa savaşlar bizi sonlandıracak. -Dünyadaki hicbir toprak parçası, tek bir candan daha değerli değildir.- -Hiçbir savaş ganimeti öbür dünyaya götürülmedi.- (Barışa yandaş olmayanın insanlığından şüphe ederim. Siz barışa su dökenlerden misiniz? Yoksa savaşa ateş olanlardan mısınız? Savaş karşıtlığı insan olmaktan geçer. Saygı duyduğum tek savaş yaşama savaşıdır, gerisi cinayet.) Parantez içi (Sadece kazandıkları değil bazen de kaybettikleridir insana kazandıran.) Savaş baronlarının yarattıkları cehennemde YANIYOR, Savaşlarda anası ağlayanların çocukları. Savaş baronlarının yarattıkları cennette OYNUYOR, Savaşlara silah sağlayanların çocukları. Biz buna "Adaletin bu mu Dünya" diyoruz. . (Ah yüreğim...! Füze isabet etmiş çocuk parkı.) Zulmün esiri hayatı sırtlayan kimliksiz çocuklar; Paraları yok, ama ne çok yaraları var, (-Yaralar ki insana, Nelerin üstesinden geldiğini hatırlatır.- Ve bazı yaralar, bir gün anlatacak bir hikâyeye dönüşür.) Sanki bedenlerinde kiracı bütün acılar, Acı yiyip acı kusarlar. (-Ki acı tek kişiliktir.-) . Mesela bazıları yaralı kuşağın çocukları olarak Dünya'ya geldiler. Bazılarına güneşi hiç göstermediler. Yaşamak kursaklarında kaldı, Üzerlerine yağmurdan çok mermi yağdı, Yaralarından çok etrafları sarıldı, Yaralarından çok kimlikleri soruldu, Ateşi sadece cehennem ateşi olarak bildiler. Yaralarından soyunamadan öldüler. Garipler, Birer kar tanesi gibi eriyip gittiler. . (-Bir masum ülkeydi çocukluk. Dünya büyüktü, lâkin ölümü çok erken yaşta öğrenen çocuklar küçüktü. . -karanfil kokan çocukluğumu bir kavgada öldürdüler- Ve çocuklar öldürülürken Dünya sessizliğe büründü.) . (-Salıncaklar gördüm parkta. Boştular. Boş salıncaklar dünyanın en hüzünlü şiirleridir.- Çocukların gülemediği, Çocukların büyüyemediği bir dünya olmaz olsun.-) Bir yanda yaralarını umutla pansuman edenler. Diğer yanda umudu vuran hain eller. Aç parantez (-Ölülerin hiç kimsesi yok Anne...! -Ölüler en çok sıcaklığını özler/miş.- -İçim cenazesi kaldırılmamış cesetlerle dolu.- . -Ölüm, sonsuzluğun gel gel sesine kanmaktır.- Ve eşitsizliği eşitleyen ölüm, acıların en paslısıdır. Çocuk, ölümlerin en yaslısıdır. Özlem, uykuların en seslisidir. . Ölümün kuzeni uyku insanı ölüme hazırlar, Hiç uyumaz acılar.) Ah şimdi beyaz kanatlı bir güvercin olacaktım ki. Ülkeme Dokundurma: Ey özgürlük…! Neden ülkemde hem çok gibisin hem yok gibisin? 18. (Üşümüş bir rüzgar dolaşıyor içimde işler kesat. Dalgasını geçiyor deniz nasıl da ıslak. Yaşamak serçe tedirginliğinde, akıl tutulması serbest. Eski tadı yok, vandalizme dönüşmüş hayat.) . Yaşamın hep aydınlık tarafında kalmaya özen gösterdim. -Düşünmeyen insan acı çekmez.- (Düşmekle düşünmenin ortak yanı acıtmalarıdır.) -Eylemsiz düşünce, çıkarılmayı bekleyen define gibidir.- -Aydınlığa sövenler, karanlığı özleyenlerdir.- (Cehalet diz boyu, ne çok toksik var etrafta. Bilin ki bu kadar kara cahilin olduğu yerde durmaz, güneş ışığını toplayıp gider.) -Bağzı ülkeler sağlığa zararlıdır.- Sevdiğini özgürce öpemediğin İstediğini özgürce giyemediğin Sokaklarını korkusuzca gezemediğin Hayal bile kuramadığın, yarınını bilemediğin İnsanlarına güvenemediğin Özgürce düşünemediğin Bir ülkede insan olarak yaşamaktansa Bunların pozitif olduğu bir ülkede tasmalı köpek olarak yaşamayı yeğlerim. . -Özgürlük; Karanlığa karşı aydınlık kıvılcımını çakmaktır. Biraz tabuları yıkmak, biraz da yoldan çıkmaktır.- Geçmişin paslı çivilerini söküp atmak, putları kırıp, tabuları yıkıp elalem jürisini dağıtmak, Bir anka kuşu gibi kendi küllerinden doğmaktır. . Ey özgürlük…! Neden ülkemde hem çok gibisin hem yok gibisin? Yansın karanlıklar dedim, başını maviye yaslayınca gece aydınlığa yasak koydular. Saçları bukleli, gözleri kavuniçi bir güneş çizdim dağın doruğuna, daha doğmadan vurdular. . (Oysa, elbet karanlık da ışığın sabrına yenik düşer bir gün. -Her karanlık, ışığın yerini öğretir, ışığı görünür kılar.- -Karanlık ancak ışıkla yıkanır.- -İnsan, karanlığa ışıkla karşı koyabilen tek varlıktır.- -İnsanın en büyük zaferi başkalarını yenmek değil, kendi karanlığını aşabilmektir.- -İnsan yanarak değil, yanmayı yöneterek ışık olur.- -Mum karanlığa teslim olmaz.-) . Aydınlık yanından hayatın, her sözü karanlığa sıkılmış kurşun olan yeni bir yüz çizdim, Yakama sarılıp, kim bu diye sordular. Kanayan yaralarımıza parmak basan, kaleminin minneti olmayan bir dost dedim. Bu kez de elimden kalemi alıp kırdılar. Oysa -Karanlığı ancak ışık onarır.- (-Karanlığa hiç güvenmeyin, aydınlıktır sahici olan.- Nihayetinde karanlık kaybedecek aydınlık kazanacak.-) . Ah ben sana ne desem, ne desem, çığlığına nasıl ses versem...! Dilimin ucunda güneş gibi parlıyorsun, Umut ekilip yoksulluk biçilen güzel ülkem...! -Umut bu toprakları terk etti.- (Ülkemde hem çok gibi hem yok gibi.) Lakin her şeyimiz arabesk, bayılıyoruz kendimizi kahretmeye. Ezildikçe şarkı türkü yakan bir halktır bu halk. Hiçbir zaman şarkısını türküsünü terketmez. (Kafeslerde yüreklerini bıraktırdı kuşlara, karanlıklarda büyüttüğümüz zulüm. Gökyüzünü maviye boyadı diye, nice fidanları darağaçlarında vurdu ölüm. Ve avuçlarımızda sadece dikeni kaldı, efendilerin elimizden aldığı gülün. . Yüreğimi dikenli teller yerine hep çiçekler sardı, Yangınları dışında, ne topu tüfeği vardı, ne de kimseye bıçakla daldı. Yine de onmaz yaralar açtı hayat, çoktur yarası yüreğimin. Neler gördü bu yorgun gözlerim esirlerin mahzun bakışlarında, Takılı kaldı tel örgülerde, yoktur yarısı yüreğimin.) . Parantez içi (Çatlaklarımdan sızıyorum, kanaması sürüyor hala yaralarımın.) Ortadoğu’ya Mersiye Suriye ve Filistin’e Minik Dokundurma 19. Bazıları cesetler üzerinde tepişerek refaha ulaşabileceğini sanıyor. Kan yıldızlara sıçradı. . Bilmezsiniz...! Parantez içi (Belki de bilirsiniz.) İnsan ne kendi kanında, ne de kendi gözyaşında yüzme öğrenemez. İnsanın insana yaptığını, taş taşa yapmaz. . Bilir misiniz...? Bizim harabeye dönmüş kentlerimizde, balıkçı ağlarında yaşanan can pazarı misali, her gün can pazarları yaşanır, ölüm koroları hiç susmaz. Kese kağıdı değildir patlayan, metal kuşlardan bombalar yağar, göğümüzde serçeler uçmaz. Misketime benzeyen demir leblebiler gezinir içimizde, kan göllerimizde nilüferler açmaz. Biz her şeyimizden vazgeçeriz de ölüm bizden geçmez. -Her şey eksilir de, bir tek ölüm eksilmez evimizden. Tam vardiya çalışır azrail, tüm sevdiklerimizi, birer birer alır elimizden.- Parantez içi (Ki ölümün aldığını geri verdiği hiç görülmemiştir.) . Oysa enkazda bile güller açardı yeniden, Tutulsaydı mis kokulu bir bebeğin ellerinden. (Bu arada, -Hangi çiçek bir bebek kadar güzel kokabilir ki.-) -Ne kadar özgür yaşarsa insan, o kadar özgür ölür.- -Zafer, inadına ışığa koşanlarındır.- 20. Filistinde: -Bir asker bir çocuğu düşlerinden vuruyordu. Bir çocuk gördüm düşlerini suluyordu.- . Özgürlük şarkısı söyleyen Filistin Halkına Kurşun yağdıran askere çağrımdır: Kurşun bir çocuğun cesaretini ne kadar kırabilir ki. Kurşun bir çocuğu düşlerinden ne kadar vurabilir ki. Hangi çocuk sapanıyla bir askeri öldürebilir ki. . Aç parantez (Bazen insanın elinden ağlamaktan başka hiçbir şey gelmez. -Gözyaşından başka, sarılacak hiçbir şeyi kalmaz.- -Ne barışçıl, ne yüce bir eylemdir ağlamak. Kırmadan dökmeden, gözyaşıyla yara sarmak.- (Annem bir gün demişti ki: “İnsan kalbini temiz tutmalı.” O zaman kalbin sabunla yıkanabileceğini sanmıştım. Şimdi biliyorum: kalp en çok ağlayınca temizlenir. -Ağlamak kalbin yağmur mevsimi, kalbin yağmur duasıdır.-) Çok şey anlatır bir damla gözyaşı. -Gözyaşı yüreğin dolup taşmasıdır.- Ağla ki Dünya arınsın, Silme gözyaşını bırak aksın çocuk. Belki böyle deniz oluruz, deryada köpük.) . Umudum...! Çocuklar öğretecek belki de yeniden başlamayı ve hiçbir şey olmamış gibi gülmeyi… Bir dilim yaşamayı güvercin payı bölüşenler. Bir gün bize kardeşçe yaşamayı öğretecekler. (Kendi payıma ben; Bir zeytin ağacı gibi, uzattım kollarımı gelene geçene. Zira yeşil bir zeytin dalı gibi -yaşayarak- azaltmalıyız ölümleri.) Doğa...! -Yeşile Düşman Bahçıvan Olmayın…! -Ağacın eğrisini değil doğrusunu kereste yaparlar.- 21. İnsanoğlu kendini yeryüzünün ağası sanıyor. Doğayı dolar olarak görüyor, güzel ne varsa canına okuyor. . Tabiatın dilini anlamadığı, kanunlarına kurallarına uymadığı, tabiat diliyle yazılan ‘Dünyayı Kullanma Kılavuzu’nu okuyup harfiyen uygulamadığı için de, doğal afetlerde sürekli can kaybediyor. Böyle giderse neslini tüketecek. Oysa yeryüzü ona tecavüz edilmek için var olmadı. (Doğaya uyumlu ve doğayla barışık yaşama bir tercih meselesi değil, hayati bir zorunluluktur.) -HER köşesinden HER çatlağından HAYAT fışkıran toprağa beton eken insanoğlu, Ne biçmeyi bekler ki?- Beton ormanlarında sevgi biter mi ki? İçimizdeki bozkırlar yeşerir mi? (Topraktan yaratılmadık mı, niye sevgi ekmiyoruz?) . -Betonlaşan sadece şehirler mi sanırsınız? Ya kalpler ne olacak?- Kalpler, şehirlerden daha hızlı betonlaşıyor. (Yükselen binalar, alçalan insanlar.) -Dünyadaki en derin trajedi ölüm değil; yaşarken kalplerin usul usul taşlaşmasıdır.- . Birbirinden kilometrelerce uzak dağlar denizler arasına köprüler kurduk da, neredeyse atışını duyduğumuz kalpler arasına bariyerler koyduk. . (Yol kenarında, garipçe bir güldü: Her sulayana çiçek açtı, Her okşayana koku saçtı. Biz ne yaptık? Ya işimiz bitince unuttuk, Ya da yolup, Defter arasında kuruttuk. Öldü...!) . Oysa gül ne dalını kırandan, Ne çiçeğini derenden esirger kokusunu.- (-Zehir ektiğin topraktan çiçek bekleme.-) . (İçimde bir nehir, İçinden kelebek kanatlı filler geçiyordu. Sıkı sıkı suya sarılmıştı ateş son bir umutla, Güneş eğilmiş su içiyordu. Ağa yakalanmayan balıklar, Can pazarından kurtulmanın sevinciyle bulutların üstünde uçuyordu.) . (Gül de sevinir kokarken !.. Su da yorulur akarken !... Hele bir de doğduğundan beri uyumamışsa, Başını taştan taşa vurmuşsa. Nehir: Dünyanın en uzun sürüngeni.) Küresel olarak ısınıyormuşuz, (kutuplardaki buzullar eriyormuş(!) Ya kalplerdeki buzullar ne olacak?- Buzullar... Taş gibi dururken kalptekiler, Damla damla eriyor kutuptakiler. Biz buna "Küresel Isınma" diyoruz. . Demek ki Su da ağlar ateşi düşsün diye. Yağmur niye yağar insanoğlunun acısına dayanamaz bulutlar. -Yağmur bulutların düşürdüğü umut kırıntılarıdır. Bulutların damla damla bize yazdığı mektuptur.- -Yeterince kirlettik yeryüzünü, Haydi artık gökyüzüne gidelim. Çağımız uzay çağı, bir de oranın içine edelim.- 22. -O canım yeryüzü ve denizler yetmedi, Masmavi gökyüzünü de, ufolarla, casus uydularla, füzelerle, bombalarla, silahlı silahsız insanlı insansız araçlarla, uçaklarla kirlettiler.- . Doğayı kirletmek insanoğlunun işi. (Şahsen ben, doğayı çöp atarak kirleten bir hayvan görmedim. Şiir yazarak kirleten şair de görmedim. Siz hiç kıyıya vurmuş şiir gördünüz mü?) . Gerçi herkes dışardaki çöplerle ilgileniyor, Peki insanların içindeki çöpleri ne yapacağız?- (-Önemli olan insanoğlunun beynini yenilemesi, Yoksa doğa kendini yeniliyor.-) Hayatı sadece insandan ibaret sanıyoruz. Zehirli sarmaşığa döndü insanlık. En büyük meziyetimiz, Güzel ne varsa canına okumak. Oysa, Ne rüzgâr eseceğim, ne yağmur yağacağım, ne güneş doğacağım Ne serçe uçacağım, ne de çiçek açacağım diye bizden izin almaz. Çünkü aksi kâinatın yaradılış düzenine uymaz. Biliriz ki, -Gülün gölgesi kokmaz. -İçi dışı karanlık olanın, yaşamında renk olmaz.- -Kuşlara uyup, Gökyüzünü annemiz sandığımızdan beri, Yerlerde kuş tüyleri, Yüzümüzde kanat, göğsümüzde serçe ölüleri.- -Aklınız varsa ne olur yeryüzüne düşmeyin, kirlenirsiniz, yağmur damlaları ve kar taneleri.- . -Plastik insanlar, düşen yağmur damlasının acısını hissetmez. Ağaçkakan darbesi yiyen ağacın çığlığını duymaz. Plastik insanların dalına kuş konmaz, yüreğine serçe yuva kurmaz.- . Sevmeyi öğrenmeliyiz, nefret yerini sevgiye bırakmalı. Kedi bile sevmemiş biri insan sevmez. (Oysa ben, mütemadiyen; Bana seni özledim diyecek birinin arayışındayım, Başımı okşayacak yok mu diyen çocuk bakışındayım.) Ateşe tapmayan heykeller yaptım sudan, Hepsi de deniz ruhlular. Bu devran böyle sürüp gitmez, Sonsuz değildir uçurumun da dibi var. - Su ve Dinozorlar Tarihi. Gün gelir şafak sökemez kör düğümünü. -Düşmemek için bir yaprağa tutunmuş damla, Nerden bilsin mevsimin sonbahar olduğunu.- -Bir ağaca sonbahar hüznü bulaştı mı, hiçbir yaprağı dalda tutamazsın.- -Yüzüstü yere düşmenin acısını, en iyi, bir dalından kopan yapraklar, bir de çocuklar bilir.- Ve hep yaprakların hüzününü taşır Mevsimlerin şairi sonbahar. . Bir gün saat intiharı çeyrek geçer, Ve asi bir konar göçer olur dalında her yaprak. Sarı sıcak bir Eylül'de kucak açar toprak. Sarılıp bir güz yeline yeni yurduna göçer yaprak. (-Ki ben, dökülen yapraklarda hüzünlü bir eylül uykusuyum.-) Yaprağa sorsan, ne zordur dalından ayrılmak. Lâkin, düşen yaprak ağlamakla yeşermez. Ne ağaç söyleyebilir dalından düşen yaprağına, bir daha yeşeremeyeceğini. Ne de kuş söyleyebilir kanadından kopan tüyüne, bir daha uçamayacağını. . Hani nerde, bana alkış tutan yapraklar? Bir yandan çöpçüler silip süpürür, bir yandan rüzgar. Oysa yapraklar yerdeyken çok daha güzeldir yollar. . Parantez içi (Yapraklar neden serçeler ve çocuklar gibi tez canlı telaşlıdır, onlara benzer? Hep merak ederim.) -Nihayet Ekim geldi: Aşk apansız sütten kesildi. Birisi sevgileri ç/alıyor olmalı yine. Sonbahar yapraklarına yazılmış aşkların, boynu büküldü. D/alsız gül yaprakları soluyor olmalı yine. . -Yüreksiz bir avcının yüreğimde açtığı yara: Yine yerde kuş tüyleri gördüm, yazık değil mi kuşlara?- Hani nerde en çok sevdiğim kuşlar? ‘Ağzıyla kuş tutmak.’ mış...! ‘Bir taşla iki kuş vurmak.’ mış...! Ne istiyorsunuz çırpına çırpına ömür tüketen kuşlardan? . Ah şimdi serçelerin doluştuğu bir çınar olacaktım ki. Dallarım kuşlara vatan, yapraklarım karıncalara yorgan. (Bu dünyada güzel şeyler de var: bebekler gibi, çiçekler gibi, kelebekler gibi.) . Çocuklar ve Kuşlar; biri göğün yaramazı, biri yerin. Rant deryası, beton ormanı kentlerinizde, Camlara vuran çocuk seslerinden, kuş seslerinden eser yok artık. Lakin kuş seslerinden rahatsız olan insanlar var. (-Bazen serçelerin kelebeklerin peşinden koşup uçasım geliyor.-) . Ne güzel olur kirpiklerimize serçeler konsa. Silah seslerinin yerini kuş sesleri alsa. Göğü bilmeyen serçe, deniz değmeyen balık, sokakta oynamayan şarkı söylemeyen çocuk mu olur? . (Bir zamanlar, Dünyanın en güzel iki dilinde: Bir kuş bir çocuğa şarkı söylüyordu “kuşça.” Bir çocuk bir kuşa eşlik ediyordu “çocukça”.) Göğe inancını yitirmesin kuşlar, mülkünü kirletmeyin, ağaçları kanatmayın !... Kuşların bitmek bilmez o kadim senfonisini susturmayın…! (-Ormanlar yeryüzünün saçlarıdır-) Bir umuttur serçe sesi, simsiyah bulutların çöreklendiği gökyüzünde. Beton ormanlar yaratarak, Gökyüzü çocuklarına konacak dal aratmayın !... Balıkları deniz manzarasız bırakmayın !... Mavisini yok edip martıları ağlatmayın !... . Kuru bir dala gözyaşı olun, Ama, yeşile düşman bahçıvan olmayın. Elveda diyeceğiz Dünyaya böyle giderse, Doğanın dilini anlayın, doğaya kıymayın !... . (Mesela ben, ölü bir denizin suya hasret kıyılarını sulasın diye, bir bulutu avuçlayıp sıkıyorum. Kestiğiniz ağaçların boylu boyunca yattığı her yerde, vücudumun yeşerip ağaç olmasını istiyorum.) . (İstanbul’un ihtişamından bihaber yüreği kirliler, İstanbul’u önce Boğaz’ından yaraladılar.) . Velhasıl, Yeryüzü ona tecavüz edilmek için yaratılmadı. Eyy zehir ekip çiçek bekleyen freni patlak buldozerler, Yeryüzünü üzmeyin...! -İnsanda alem, alemde insan gizlidir.- -İlim kitapta değil insandadır.- -İnsan dediğin bilinçten ibarettir.- -İnsan, en çok bilgisi, bilinci kadar derindir.- 23. Şunun şurasında iki asır öncesine kadar insanoğlunun ortalama ömrü, temiz havaya organik gıdaya rağmen ikiyüz bin yılda sadece 30-35 yaşa ancak ulaşabilmişti. Ya şimdi, pozitif bilim sayesinde 75-80’e yükseldi, gelecekte 140-150’ye yükselecek, belki de ölümsüzlük keşfedilecek. . Bu dünyada yaşayabiliyorsak, ilime, bilime ve alın terine borçluyuz. (-Safsatalar, mucizelere inanma açlığımızı gidermeye yönelik atıştırmalardır.- -Dünyayı nasıl gördüğünüz, kadrajınızı neye odakladığınıza bağlıdır.-) -İnancı bitenin umudu da biter.- -İnanmak, kalbin işidir zihnin değil.- -Fazla telaşa gerek yok, her şey geçip gider. -Rüzgarı kafeste tutamazsın- Umut her zaman vardır, Kimsem yok diyenler, beş vakit çağrıyı unutanlardır.- -Uçurumdan aşağı düşüyorsanız, Allah’a sarılın.- (-Şükür, çiçeğim dökülse dalım var, dalım kırılsa gövdem var, gövdem çürüse köküm var, Hiçbir şeyim yoksa Allahım var diyebilmektir.-) . Güneş insanlık için doğar, herkese aynı parlar (!) (Biz de öyle sandık. Lakin cennetten bizi kovdular, Çünkü adaletli ölüm yerine, Yaşam yalanına inandık.) . -Bazılarımız sandı ki secde yerdedir. Oysa o bir nirvana, o bir zirvedir. Geçmiş ola...! . -İnsanoğlu hayale daldı, duayı unuttu.- Oysa sık sık tövbe ya da dua ederek, ruhu arındırma hakkımızı kullanmak gerek. Bir gönül çağrısıdır: Dua... Asıl olan duadır gerisi teferruat. -Her zaman duanızı kuşanın…! Zira en büyük koruyucu silah duadır.- -Dualarımız, bizleri koruyup kollayan birer çelik yelektir sırtımızda.- -Dua ruha şifadır.- Aç parantez (Yalnız, Tövbe haşa, Duanızı Allah’a talimat verir gibi yapmayın. Yüce Yaradan hizmetçiniz değildir, Her işinizi O’na bırakmayın.-) . Yüce Yaradan mucize bedenlerimizi, O insanüstü dâhiyane zekasıyla (başka tanım bulamadım) yaratmış, ilahi sevgisiyle donatmış. İçimize, her saniye belli bir düzen içinde çalışan sayısız evren koymuş, Bu evrenlerin krallığını da her atışında Allah diyen, İlahi zamanlama dolmadan durmayacak olan kalbimizde kurmuş. . (Yani kâinatta bizleri dizlerinin üzerine çöktürüp şükrettirecek o kadar çok şey var ki.) Öyleyse duasız şiir mi olur !... . Aç parantez (Ancak, şayet inanıyorsan, Allah, gelişi güzel dile dolanacak, ağızda sakız edilecek bir kelime değildir. O’ndan alelâde birinden bahseder gibi bahsedilmez. Manava sipariş verir gibi, Tarkan’dan şarkı ister gibi dua edilmez.) . Dua ki gönüllere umut eken, Huzur veren yürekteki derinlik. Samimi bir sığınış, iç döküş, boyun büküş, Dertlere en büyük teselli, Acz içindeki ruhlara en büyük serinlik. . Dünyanın kirini yıkamak için, Ne çokça yağmura, ne doluya ne de kara. Ne Cennette özel kontenjan peşinde koşanlara, Ne de laboratuvarda mikroskopla tanrı arayanlara, Sadece fikren ve fiziken özgür, Düşünen, akıl yürüten, sağduyulu, inançlı ve vicdanlı insanlara ihtiyaç var. . Duaya durmuş ağaçlar misali açtım ellerimi göğe, Büktüm boynumu, kurdum saati umuda; (Ki umut varsa, bu kadar karamsarlığa da gerek yok. Zira sizi yaradan sizi yarı yolda bırakmaz.- -Secdedeki fısıltıyı semadan bir duyan vardır.-) . “Allahım !... Başta insanlık olmak üzere, canlılar aleminin zararına olacak her şeyi defet gitsin !… Bütün düşmanlıklar sevgiye dönsün !... Çocuklar tıka basa doysun, katıla katıla gülsün !... Ölüm onları hep teğet geçsin !...” Ve Yaşamın Son Evresi 24. Yaşamak bazen ölümün taklididir. Ölüm düşüncesidir yaşam ateşini sürdüren. Ölümdür yaşam ateşini söndüren. -Yaşlandıkça toprağa yaklaşmanın güven ve huzurunu duyar insan.- Yarın Kimseye Garanti Edilmemiştir -Ölüm Boynumuzun Borcudur.- (Lakin ölmekten değil de Yaradana mahçup olmaktan çok korkuyorum.) . -Topraktan geldik, çiçek olup açacağız bir gün.- -Her şey aslına rücu eder.- (Sudan gelip suya dönen kar misali.) -Meraklanmayın herkese yetecek kadar ölüm var.- -Hayat ölüme hazırlıktır.- -Herkesin günü sayılıdır…!- Ve -Ölüm inananlara ölümsüzlüktür.- (Nihayetinde ölüm boynumuzun borcudur, her canlı ölümle doğar. Serde yiğitlik var ölümden kim korkar ölüm bana bahar. Ruhuma huzur veren gelincik tarlası Çöl sıcağında yanağıma düşen çiy damlası Dorukları ılgıt ılgıt yeller esen çiçekli dağ yaylası. Lakin veda etmek zor, dost kokusuna hasretlik canımı yakar.) -Bir yalancı öyküdür insan, yaşamak için dünyaya gelir. Yaşadıkça azar azar ölür.- -Gün gelir, ömür ağacının dalları da yaprak döker, toprağa gömülür.- Bunun için, -Ne Yaradan’a küsülür, ne Yaradan’dan umut kesilir.- -Hayatı sana kim verdiyse ölümünü de o verecektir.- (Zaten herkes doğumla birlikte içinde bir ölüm tohumu taşır.) . Ve her insan önce çocukluğunun, (-Ki çocukluk, hayat ağacından budanan ilk daldır.-) sonra gençliğinin katili, Yaşlılığının ise kurbanı olur. . -Zamana yenilmedik fani mi var şu dünyada.- (-Zaman her canlının katilidir.-) -Zaman her şeyi çalar insandan, Biyolojik saatiniz bozulmaya görsün, bir daha yakalamazsın zamanı, Kendisi gider sen durursun. Ve hayat insanı perte çıkarır, Ölüme alışmak için sürekli uyursun. (Esasen, -Hayat, çoğu zaman döküntü toplamakla geçen, köşe bucak bir yolculuktur.- Sararan yaprak misali geçip gider hayattan. Ot bile bitmez kiminin mezarında, İkinci bir ölümü yaşar, unutulup hatırlanmamaktan.) (Nihayetinde, Hepimiz kimsesiziz.- . Zamanın molası yok durmaksızın geçip gitmekte. Günbegün yaşam gergefinin nakışlarını sökmekte. İnsanoğludur zamanın geçip gittiğinden şikayet eden. Oysa zaman değil kendisidir bu hayattan geçip giden. -Zaman dediğimiz şey aslında bir saatten değil, insanın içinden akıp gider.- -Bizi yavaş yavaş yontan acımazsız bir marangozdur zaman.- (O cepte bir servettir, harcama becerisi gerektirir.) -Zaman dediğimiz o görünmez nehir, sessizce bizi her an biraz daha ileriye taşır. Sesi yoktur lâkin her şeyi söyleyen, insanın alnına yavaş yavaş gerçeği yazan odur. Önce hızla koşmayı, sonra yavaş yürümeyi ve sonunda durup düşünmeyi öğretir.- -Zaman geçip gitmek için, hiç kimseden izin istemez.-) Yaşlanmak kötü şey evlat...! Yaşlandıkça, kadere boyun eğip mezarlıklar kadar sessizleşiyor, Söndürülmüş mum gibi susuyor insan. Hayattan koparılmış dala dönüyor, Su gibi çukurunda kuruyor insan. Günü yaşayanlar, ömrünün son baharındakilerin hissiyatını fark etmiyor, Issız bir köşede unutuluyor insan. . Zaten yaş ilerledikçe ot bürümüş, Bakımsız meçhul mezarlar gibidir yüreğin, Daha yaşarken bayramdan bayrama hatırlanan ölülere dönersin. Artık üvey evlatsın bu Dünyada Herkesin gözüne batarsın teli çıkmış şemsiye misali, Yedi sülalen yük sayar seni Yatalak olup altına kaçırırsın, Takma dişlerini unutursun bardakta Torunlarından bir güzel dayak yersin. . Her an dört gözle ölümü beklersin. Derin bir yutkunma, derin bir iç çekiş, ah edişle şöyle bir maziye bakar, Tanrım ne olur nefes alma yükünden kurtar beni...! Nerde kaldı bu ecel dersin. (Çünkü, -Bazen huzura kapı açan, düğün merasimi değil ölüm merasimidir.- Ölüm biraz ıssızlık, çokça da sesizliktir. Zira, -Huzur sadece ölüler içindir.- Ki aynı zamanda, -Huzur, gönlün gelincik tarlasıdır.- Ya da, Kucağınızda derin derin uyuyan bir kedidir.) . Artık toprak seni değil, vücudunla toprağı sen beslersin, (Toprak her düşeni bağrına basar.- diyordu yağmur damlası.) Böylece parantez kapanır. Ama bu şiirin parantezi kapanmaz. Aç parantez (Şayet bir toplum yaşlıları ile bağını keserse, ki biz buna ‘Kendi bindiği dalı kesme.’ diyoruz. Ve onlara yeterince sevgi, saygı, ilgi ve alaka bekliyoruz. Yaşarken olmadıktan sonra, -mezar taşıyla muhabbetin kimseye faydası yok-. . -İyiler hep merhametinden vurulur.- Merhamet bir toplumun en büyük güvencesidir. -Merhamet en etkili merhemdir.- İnsan göğsünde asılı en değerli aksesuardır. -Merhamet insanın gönül bahçesindeki en güzel çiçeği ihtiyacı olana vermesidir.- -Merhamet zayıfdan değil, güçlüden beklenir.- (Yalnız merhamet, güçlülerin lüksü değil, insan kalabilenlerin son sığınağıdır. O bir mücevherdir ne de çok yakışır insana, Bir canın tüm canları sevmesidir.) . Lütfen merhameti trend yapın. (Lakin kötülere merhamet etmenin iyilere zulüm olduğunu unutmayın.) İyilikte, güzellikte, hoşgörüde yarış tutun. İyilik paslı vicdanları açan bir anahtardır. -Yaralı bir kuşun kanadına merhem olan el, insanlığın kâbesidir.- (Ne kadar verirsen o kadar hak edersin.) Son Söz 25. -Fotoğraf anı, Ölüm zamanı mühürler.- Sık sık bakın albümlerinizdeki fotoğraflara, toz içinde kalmasınlar...! İkinci bir ölümdür hatırlanmamak, Anılarınızda yaşattıklarınız bizi unuttu sanmasınlar...! (Geceler sıcaklık eksi onları vurunca, Sokak hayvanlarını da hatırlayın, donmasınlar...!) . Sevginin rengi neydi, renginin kokusu güzel miydi? Sesi okşayabilir miyim, sesin ağırlığı var mıydı? Suya değen ışık serinler miydi, söndürmek ışığı yok eder miydi? Yeri yurdu olmayan duygular içindeyim, Bana böyle deli sorular sormasınlar...! . .. ... (Not: Sakalı olmayan ak saçlı bilge, feylesof ve şair Tahsin Özmen (!) der ki; Bu şiir aforizma tarlasına döndü, Çünkü biraz da felsefe yapma, haikulama Ve aforizma patlatma gazıyla yazılmıştır. Parantez içinde parantez (Ne yazsam tutar acaba? düşüncesiyle değil.) . Unutmayın...! Bazı sözler altın şıngırtısı gibi hoştur. Bazı sözler teneke tıngırtısı gibi boştur. Ve -Ne çok şey söyler, Kağıdı yuva bellemiş harfler.- -Okyanus gibi derindir bazı sözler, ince anlamlar gizler. Anlayamaz, boşluğu döven sözler denizinin yüzeyinde gezinenler.- 2014
Şiir
··
3.608 Gösterim
3 Yorum
Şapka çıkartmaktan başka ne diyebilirim ki bu senfoniyi mutlaka dinlemelisiniz pardon okumalısınız👍❤️👍
Ayol dokunmadık konu kalmamış, bayıldım, senfoniyi müzikte olur sanırdım, şiirde de olmuş.👏💕💐
Bu kadar mı olur arkadaş yaaa… günlerce okudum, sindire sindire okumak gerekiyor, hemen hemen yaşama ilişkin her konuya drğinmiş ustam, eline emeğine yüreğine sağlık tahsin hocam.👍👍👍
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.