Sorgulanmaya zorunlu bırakılan bir hayat düşünün. Hayatınızın ekseni bilmediğiniz taraftan dönmeye başladığında vereceğiniz tepkiler ne olurdu?
Bu kitap annesi ölen bir adamın hikayesini anlatıyor. Bunu acıklı, duygusal bir şekilde işlemiyor aksine duygusuz, hissiz bir cenaze töreniyle işliyor. Cenazelerin hayattan kopan insanların naaşları olduğunu biliyoruz. Bu durumda haklı olarak tüm saf duygularımız boşalırcasına çaresizce izliyoruz. Ancak kitap içerisinde cenaze sırasında bu duygulardan hiçbirinin görülmemesi dikkatimi çekmişti. Anlaşılan bunu yalnızca ben düşünmüyordum. Bunu kitaptaki bir savcı çok farklı yorumluyor.
Kitap başlangıçta annesi ölen bir adamın yaşamını anlatırken bir savcı tarafından bu yaşamın davalık olması gerektiğini anlatmaya başlıyor.
Kitabın kahramanı Meursault:
"Ne var ki sıradan bir adamın niteliklerinin nasıl olup da onun suçlu olduğuna dair çok kuvvetli delillere dönüştüğünü pek anlamıyordum."